RSS / XML
$1.8295
€2.3265
IMKB56,994
Firma Rehberi
Foto Galeri
Video Galeri
     
     
     
     
     
    Bu haber 20 Aralık 2011, Salı 17:23:25 tarihinde eklendi.
    Bu yazı 1490 kez okundu.
    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

    30 bin sapık pusuda bekliyor

    30 bin sapık pusuda bekliyor

    30 bin sapık pusuda bekliyor

    Perihan ALTINSOY'un röportajı

    Geçen hafta, Türkiye’nin puslu, karanlık havasından biraz uzaklaşalım, sonra yine acıklı konulara döneriz demiştim. Bu gün onlardan en acıklısını konuşuyoruz. Kadına ve çocuğa karşı yapılan her türlü şiddet ve cinsel istismar…
    Bu konuda yaptığım araştırmalar, okuduklarım, izlenimlerim neticesinde şu kanaate vardım; bizler, sürekli taciz, cinayet, konuşulmasın ama bunu yapanın en şiddetli şekilde cezalandırılacağını bilelim; kimsenin başına böyle bir şey gelmesin ama bunu yaşayan kişinin -kadın ya da çocuk- haklarının savunulacağını, zararının telafi edileceğini -en azından edilmeye çalışılacağını- bilelim; devletin şefkati, adaleti ve ciddiyetinin işbaşında olduğunu görelim, istiyoruz…

    Bizler kimler miyiz?

    Bizler; testi kırılmadan (kırılan kırıldı ya) önlem almak için çabalayanlar; bizler başına bir dert gelmeden de musibet-nasihat ilişkisini kavrayanlar, bizler; elinde yetki olmayan ama yetkisi olup da uyuyanları uyandırmaya çalışanlar, yani vicdanıyla düşünen herkes…

    Bizlerden biri de Tuncer Günay. Türkiye gündemine ara sıra gümbürtülü bir şekilde giren ve kısa süre sonra unutulup giden bu derin yarayı O, yıllardır araştırıyor. Üstelik sadece araştırmakla kalmayıp tedavi yöntemleri de geliştiriyor kendince. Ara sıra umutsuzluğa kapılıp, darılsa bile yine de heyecanını kaybetmiş sayılmaz.

    Yukarıda bahsettiğim zamanlara ulaşabilmek için bu konuların daha çok konuşulacağı malum. Devletin son zamanlarda bayağı gayret gösterdiği de inkâr edilemez. Ancak Günay, şiddet-cinayet-tecavüz rakamlarını peş peşe sıraladıkça fenalık geçirmemek de elde değil.

    Burada çok fazla rakam konuşarak (zaten kesin de değiller) sebebi değil, sonucu tartışmayı gerek görmedik. Daha çok ‘ne yapılabilir’i konuşmaya çalıştık…

    Elbette böyle hassas ve çok bilinmeyenli bir konuda tam manasıyla her şeyi söylemek hele bunu söyleşiye, sohbete sığdırmak mümkün değil. Ama bir ucundan başladık, yarın da devamını okuyacaksınız.

    BENİM YAZIMIN ÜSTÜNE BİRŞEY SÖYLENEMEDİ

    Sizi kısaca tanıyalım. Bu kadar hassas, iç bunaltıcı konularda araştırmaya ve yazmaya nasıl başladınız?

    1963 Şanlıurfa doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi’nin Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldum. Aşağı yukarı 30 yıldır siyaset, terörizm ve şiddet ağırlıklı araştırmalar yapıyorum. Pek çok inceleme yazım gazete ve dergilerde yayınlandı, bu konuda kitaplar da yazdım.

    Terörizm, şiddet merkezli bir aktivite olduğu için haliyle şiddetin her türlüsüyle ilgilenmek zorunluluğu doğdu. Bu süreçte doğal olarak karşıma en çok, kendilerini koruyamadıkları için fizikselgüç sahiplerinden şiddetin her türlüsünü gören çocuklar ve kadınlar çıktı.



    Aynı zamanda eğitimciyim. Dolayısıyla çocuklara toplumda ve bilhassa aile içinde uygulanan şiddetin her türlüsünü gördüm, inceledim. Bu konuda da birçok yazım var. Kadına şiddet konusunda Zaman gazetesinde çıkan yazımın üzerine yeni bir şey söylenmemiştir.

    Kadın ve çocuklara yönelen şiddet ve cinsel istismarla ilgili bir kitap hazırlıyordunuz ancak kitabı yayınlamaktan vazgeçtiniz, neden?

    Evet, vazgeçtim, şimdiye kadar yazdıklarımın ve yaptığım uyarıların siyasetçiler tarafından tam manasıyla dikkate alınmaması, kanun yapıcılarının toplumun en büyük yarası olan bu vakaların dehşetini hissettiklerine ve durumun vehametini kavradıklarına dair bir işaret vermemeleri birinci sebeptir.

    Hâlâ çocuklara ve kadınlara tecavüz eden seksomanyakların ve diğer cinsel yırtıcıların bu fiilleri işledikleri zaman hadım edilip edilmemelerini ve bu işlemin kimyasal mı, yoksa cerrahi mi olması gerektiğini tartışıyoruz ki, bu konuda Batı Dünyasının çok çok gerilerindeyiz.

    Bu suçlara en ağır ve sert yorumları yapması ve cezaları kesmesi gereken, pek çoğu çocuk torun sahibi olan savcı ve yargıçlarımızın mağdurlardan ve kurbanlardan yana empati yapamayışları ve cezaları en alt sınırdan, tecavüzcülerden ve saldırganlardan yana davranarak kesmeleri beni tarifsiz bir umutsuzluğa itti. En son infial yaratan N.Ç kararını Yargıtay da onaylayınca, çöktüm…

    CİNSEL SALDIRILARDAKİ ARTIŞIN SIRRI

    Bildiğim kadarıyla kamuoyunda sizin verileriniz temel alınıyor, sizden başka bu işe el atan kişi ya da kurum yok mu?

    Elbette var, ancak benim farkım aritmetik ortalama çıkarıp Türkiye’ye yaymam oldu. Sağlıklı bir yöntem değil ama başvurulabilecek başka bir yol da yok. Bir de şu var; olayı diğer saptamalarla ve teorilerle beraber birleştirdiğim için ilginç geldi. Hiç böyle derli toplu işlenmemişti. Bu konuda Zaman gazetesinde çıkan yazım her şeyi söyledi.

    Yoksa kendi başlarına araştırmaya geçtikleri zaman sağlıklı bilgilere ulaşılamıyor. Gerçekten yok. Bu araştırmaları (verileri) üniversiteler, kadın platformları, sosyal bilimciler, emniyet (adli tıp) falan herkes ayrı ayrı yapıyor, hepsinden alabilirsiniz. Ama herkes başka bir yöntem kullanarak başka kişiler üzerinden yapıyor. Bilgi paylaşımı yok, bir araya gelip bunları bir havuzda toplayamamışlar.

    Konu konu ele alsak, nerde ne var diye sorsak sağlıklı rakamlara ve bilgilere ulaşamazsınız. Şiddet, cinsel saldırılar ve ensestle ilgili rakamlar gün gün büyüyor ama bu rakamları sağlıklı ve güvenilir bir şekilde ortak bir merkezde toplayıp dosyalama işinde bile perişan bir vaziyetteyiz. İşte bu yüzden de o kitabı yazmaktan vazgeçtim.

    AVRUPA'DA EBEVEYNLER BİR DAHA ÇOCUĞUN İZİNİ BULAMAZ

    Kimse bu sevimsiz konularla dalıp boğulmak, canını sıkmak istemeyip, “çözümü zor, uzatıp kurcalamayalım” diyor olabilir mi?

    Kadını ve çocukları korumak için hükümet bazı çabalar gösteriyor. Özellikle Kadın ve Aileden sorumlu Bakan Fatma Şahin çok gayretli. Ancak gösterilen çabalardan ve atılan adımlardan ne yazık ki, caydırıcı, cezalandırıcı, çocukları ve kadınları kesin koruyucu Batı standartlarında kanunlar çıkmıyor.

    Dağ fare doğuruyor. İsveç, Almanya ve İngiltere’de bir anne ve babanın çocuklarına cinsel ya da fiziksel şiddet uyguladıklarına dair sadece bir şüphe bile olsa o çocuk derhal ve en hızlı şekilde ebeveynlerden alınıyor ve çocuk artık devletin oluyor. Anne ve babalar bir daha çocuklarının değil yanlarına yaklaşmak, izlerini bile bulamıyorlar…

    Çocukların isimleri, kimlikleri, okulları, şehirleri ebeveynleri değiştiriliyor ve adeta buhar oluyorlar. Pedofil sapıklar fişleniyorlar, onlar hakkında kaldıkları apartman sakinlerine bilgi veriliyor, geçtikleri yollardaki ilan panolarına uyarı yazıları asılıyor, çocuklara uzak durmaları sağlanıyor. Islahı mümkün görünmeyen pedofililer hadım ediliyorlar.

    Ömür boyu izleniyorlar. Oralarda bu suçlara ceza kesen mahkemeler öyle adli tıptan ‘mağdurun ruh sağlığı bozulmuştur.’ gibi saçma sapan raporları beklemiyor. Teşebbüs veya fiil sabit ise yargılamayı hiç uzatmadan cezayı küt diye kesiveriyorlar. Sizin, ülkemizde böyle bir gelişme olacağından umudunuz var mı? Belki bir gün Allah korusun, Yargıtay mensuplarından ya da hatırlı kanun yapıcılarımızdan birinin çocuğu pedofil bir manyağın saldırısına uğrar da ciğerleri yanarsa, belki o zaman bu felaketi önlemek için kararlı ve istekli davranırlar.

    KADINA SALDIRI MI ARTTI YOKSA ŞİKAYET Mİ ARTTI?

    Kadına ya da çocuğa şiddet -taciz- içimizi burkan, bizi çok öfkelendiren bir şey ama yakınlarımızda böyle bir şey görsek ya sesimizi çıkarmıyoruz ya da nasıl çıkaracağımızı bilmiyoruz. Son zamanlarda kanunlarda da epey bir düzenlemeler yapıldı ancak durdurulması hala çok zor görünüyor. Hiç umut ışığı yok mu?

    Kadınlara uygulanan cinsel, duygusal veya fiziksel şiddeti önleme ve kadınları koruma amacıyla gösterilen resmî çabaların, bazı kadın platformlarının ve derneklerinin öfkesini azaltmaya ve gazını almaya matuf olduğunu görüyorum.

    Bunun için çıkarılan yasaları, erkek egemenliğini hissettirir özellikte, saldırganların lehine işletilmeye yol açacak esneklikte görüyorum. Geçmişteki uygulamalara göre tabii ki az da olsa ilerideyiz. Bundan 10 yıl önce kadınların şiddete maruz kalmasını aile içi mesele, karı koca arasındaki sıradan ve taraflar arasında tolore edilebilir vukuatlar olarak görüyorduk.

    Kadınlar bu kadar örgütlenmemiş ve haklarının bilincinde değillerdi. Şimdi haklarının farkına vardılar. Medya ve iletişim araçları, kadın ve çocuk mağdurlarla ilgilenen platform ve derneklerin çoğalması, emniyetin işi biraz daha ciddiye alması, medyanın ve toplumun konuyla yoğun bir şekilde ilgilenmeleri, kadınların eğitimi, rehberlik ve sosyal hizmet merkezlerinin çabaları, şiddet gören kadınların şikâyetlerini ve dertlerini iletmelerini çok kolaylaştırdı. Öyle ki, bu duruma bakanlar, ‘Aslında kadına şiddet ve cinselistismar vakaları artmadı, şikâyet eden ve sorunlarını ileten kadın ve çocuklar arttı.’ diyorlar. Kısmen doğrudur… Şikâyet eden ve uğradıkları şiddeti haber veren kadınlar şüphesiz ki çok arttı ama bu vakalar da çok arttı.

    ŞİDDETİ UYGULAYANLAR BUNDAN ZEVK ALIYOR

    Kadına şiddetle ilgili medyanın desteğinden bahsettiniz ama ben bu tür haberlerin çoğunun toplumun eksik vicdanlı bir kesiminin dedikodu merakına hitap ettiğini düşünüyorum.

    Kesinlikle haklısın. Ayrıca şiddet ve tecavüz olaylarında fotoğrafın vb. verilmesi -yayınlanması- konusunda kabul edilmiş bir teori de şiddetin bazı psikopatlara haz verdiğidir. Hatta ABD de bu tür suçlulara (ya da seri katiller) savunmasında dahi olay yeri fotoğraflarının gösterilmesine müsaade edilmez.

    Mahkeme heyeti (orada psikologlar da var) biliyor ki bu şiddeti uygulayanlar bundan zevk alıyor. Mevzubahis fotoğraf ya da başkalarını fotoğrafı yayınlayarak ona bakan bir sürü sadist sapığa keyif yaptırdınız o gün… Yapılmamalı ayrıca adli detayları da ortaya çıkaracak bilgiler olmamalı bu haberlerde.

    KİMYASAL HADIM BİZİM İÇİN PALAVRA BİR HEVES

    Kadına şiddeti önleme konusunda kadın milletvekillerinden Bakan Şahin’den bazı teklifler geldi. Kimyasal hadım, elektronik kelepçe, evden uzaklaştırma, hapis gibi. Bunlarda sadece evden uzaklaştırma uygulanıyor sanırım. Ancak Fatma Şahin’in bir önerisi; ileriye dönük çözümler arasında en akla yakın olanı gibi geldi bana; erkeklerin askerde eğitilmesi. Bunlardan hangisi çözüm ya da en yakını sizce?

    Kimyasal hadım işi bizim ülkemiz için palavra bir hevestir. Güya seksomanyak sapıklara, eğer razı olurlarsa ilaç vererek onların cinsel istek ve dürtülerini azaltmaya çalışacaklarmış. Ne güzel! Peki, bu ilaçları nerede kimler verecek? Kimler nasıl takip edecek? Her türlü hile üretme ve kurnazlık konusunda tilkileri bile kıskandıran insanların olduğu bir toplumda bu ilaçların takibini ve etkilerini kim garanti edecek?

    Neden daha kestirme olanı düşünmüyoruz? Neden Batı ülkelerinde olduğu gibi, cerrahi usulle ve ‘sapığın rızasını almak gibi fanteziler kurmadan’, sadece mahkeme kararı ile hadım etmeyi düşünmüyoruz?

    30 BİN SAPIK PUSUDA BEKLİYOR

    Vicdanınıza soruyorum; bunları direk idam etmeyi düşünsek çok mu vahşi olur? (yani bence ilahi adalet olur da…)

    Herkesin aklından bu geçiyor, benim de… Ama işte ama’sı var. O zaman yapılacak olan şudur, eğer idam veremiyorsak bile cezalar ağırlaştırılsın, adamın hayatının dinamik bir bölümü içerde geçsin ki çıktığında aynı fili işleyemesin. Benim önerim cerrahi hadım uygulamasıdır.

    Elektronik pranga işi iyi ve doğru bir seçimdir. İyi, sağlam bir izleme ve müdahale ağı kurulursa İngiltere ve Amerika’daki gibi başarı sağlanabilir. Ancak çok pahalı bir uygulama olup, hazinenin yükünü epey arttıracaktır. Çünkü bu ülkede 1960 yılından itibaren polis kayıtlarına girmiş veya yargılanmış olan “2,5 milyon cinselsapık” vardır.

    Bunların halen yaşayan “250 bini mesaiye geçecek yaşlardadır ve en az 30 bini de ilk fırsatta cinsel saldırıya geçmek için pusudadır”. Şimdi ilk elde ne kadar elektronik pranga lazım?

    ‘Acilen 30 bin tane’. Buna bir de kadınlara ölümcül derecede fiziksel şiddet uygulayan kocaları, sevgilileri ekleyin. Bu yaratıkların takibi için de elektronik pranga düşünülüyor. Bunların emniyet kayıtlarına girmiş olanları da en iyimser rakamla ‘en az 50 bindir’. Korkunç masrafı göze alsanız bile öyle hemen pranga takamazsınız. Bunun kararını bir sürü bilirkişi ve raporu incelendikten ve kim bilir kaç celseden sonra, gönülsüzce başka çare kalmadığına hükmedecek olan mahkemeler verecektir. Zira muhakeme ve ceza kanunu neredeyse saldırganlardan yana yorum getiriyor ve en vahimi de kanunlarımızda adeta suçlulara ceza verilmesi unutulmuş gibidir.

    Örneğin, hırsızlık yapmaktan emniyette 75 kaydı bulunan hırsızın, 76. işinde yine yakalanıp getirildiği mahkemede tekrar salıverilmesinin başka bir açıklaması olabilir mi?

    Evden uzaklaştırma umutsuz tedbir…

    Kadınların dayak ve öldürülme tehlikesinden korunması için saldırganların evden uzaklaştırılması önlemi de ülkemizde umutsuz bir tedbirdir. Kaç kere şahit olduk. Gözünü kan bürümüş, intikam almaya karar vermiş olan öfkeli erkekler, evden uzaklaştırma kararı verildiği halde yine de kurbanlarına her yerde ulaşıyor ve işini bitiriyor.

    Hiç çekinmiyor, çünkü kararı ihlal ettiğinde adamı derhal içeri alıp 10 yıl şartsız, tahliyesiz yatıramıyorsunuz… Bu ülkede psikopat ve manyak bir saldırganın evine yaklaşmaması için karar vermişseniz bu kararın uygulanmasını da sıkı takip etmek zorundasınız. Bunu ne yazık ki, başaramıyoruz.

    Askeriyede eğitim çok doğru bir tekliftir…

    Erkeklere eğitim vererek şiddet ve cinsel tecavüzleri azaltmaya çalışmak fikri münasiptir. Ancak bu sonuçları geç alınacak olan bir çaba olur. Üstelik eğitimi kimlere verdireceksiniz? Bu ülkede karısını hastanelik eden yüzlerce psikolog, akademisyen, öğretmen, saygın işadamı gördük.

    Karısına işkence yaparak öldürenlerin, cinsel istismarda bulunanların hatırlı bir kısmı eğitimli kişiler… Yine de eğitim işine şiddetin en çok uygulandığı yer ve alanlardan başlanabilir mesela Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi gibi. Hiç değilse üç beş kadın ve çocuk daha kurtarılabilir.

    Askeriyede eğitim çok doğru bir tekliftir. Kadın erkek ilişkileri, kadına saygı, öfke kontrolü gibi konularda, çoğu taşradan gelen, iyi eğitim alamayan bu çocuklara (askerlere) eğitim verilebilir hazır oraya gelmişken. Kadına saygı ve şiddete karşı eğitim verilecek en önemli kurum askeriyedir. 15 ay çok önemli bir zamandır. Zaten Askeriyede Bakan’ı destekleyen çalışmalar da ve iyi gelişmeler de var. Eskiden kadının malzeme yapıldığı ‘aç aç uygulamaları’ kaldırıldı. Dayak ve şiddet olayları sıkı takip ediliyor ve cezalandırılıyor artık.

    Saldırgan erkekleri hiçbir terapistin adam edebileceğine inanmıyorum

    Ülkemizde şiddete meyilli erkeklerin psikolojik durumları pek göz ardı ediliyor, oysa dünyada zorunlu terapi uygulaması var. Bizde neden geliştirilmedi bu zaman kadar.

    Zorunlu terapi yarar sağlar mı… Polis ve mahkeme zoruyla aldırılıp takip edilirse, nispeten faydası olur ama tam çözüm olmaz. Zira temel bir sorun var; bu terapiyi kimler verecek?

    İlk akla gelen psikoloji eğitimi almış olan psikologlar, rehberlikçiler ve danışmanlar… “O zaman bu işi unutun. Çünkü dünyada psikoloji eğitiminin en kötü ve yetersiz verildiği ülkelerin başında geliyoruz!” Üniversitelerimizden psikolog diplomasıyla çıkanlar, kendilerini ancak yurt dışında ilave ihtisas eğitimleri aldıklarında geliştirebiliyor ve iş yapabiliyorlar.

    Şiddet ve cinsel istismar konuları ülkemizde son on yılda konuşulmaya ve tartışılmaya başladı. Avrupa bu meseleleri 60’lı yılların sonunda halletti ve kurumlarını, kanunlarını tamamladı.

    Buna rağmen Batıdaki rakamlar saniye bazında veriliyor, her 3 saniyede bir cinayet tecavüz filan gibi…

    Avrupa masum bir geçmişten gelmiyor, nerelerden nereler geldiler. Daha kötü dönemler yaşadılar. Dünyada kadına yapılan en büyük işkence ve katliam Bosna savaşında olmuştur. Sırp ve Hırvatlar Bosnalı kadınlara buldukları yerde tecavüz ettiler ve bütün Avrupa’nın ortasında, birleşmiş milletler ordularının gözlerini önünde oldu bu.

    Dolayısıyla yapılarında genlerinde şiddet tortularını tam kazıyamamış bir halk. ABD zaten bir kazan, milletler ırklar kazanı, denetlenmesi toparlanması çok zor bir toplum. Ama buna rağmen çok ağır cezalar getirdiler. Bakın orada hiç şakası yok, hemen idam ediveriyorlar suçluyu. Ve tabi sistem olarak net rakamlara ulaşıyor olmaları da önemli. Bizdeki gibi karmaşa yok.

    Dolayısıyla terapi gibi hususlar da doğal olarak ülkemizde yeni bir konu. Ancak terapi için çok fazla umutlanmayın. ‘zira saldırgan veya istismarcı erkeklerimiz, geçmişlerinde ekseriyetle şiddet görmüşler veya istismara uğramışlar, şiddeti kültürleştirip terbiye ve hizaya getirme aracı olarak benimsemiş olan bir toplumun içinde yoğrulmuşlardır.’ Ben buazılı saldırgan erkekleri hiçbir terapistin adam edebileceğine inanmıyorum.

    SIKINTILAR ERKEĞİN YÜZÜNE VURULMAMALI

    Kadına şiddet karşısında ‘kocasıdır sever de döver de’, ‘ kadın dayak yiyorsa vardır bir hatası’ ve en yaygın olarak da ‘karı koca arasına girilmez onlar barışır sen kötü olursun’ şeklinde yorumlar yapılır, üstelik bu yorumları çoğu zaman kadınların ağzından da duyarız. Siz ne diyeceksiniz bu konuda…

    ‘Vardır bir hatası’ kısmında genel bir hüküm olmamakla birlikte, şöyle diyebiliriz; maddi imkânsızlıklar zorluklar neticesinde yaşanan sıkıntılar da erkeğin yüzüne sıkça vurulmamalı. Kaynana ve baldızla bir olup kocanın üstüne gitmek olmaz. Yine aile birliğini bozacak sadakat ve benzeri konularda kadınlar da dikkatli olmalıdır. Ama bütün bunlar kadına şiddeti haklı göstermez.

    Şiddeti ve şiddetin en önemli unsuru olan dayak atmayı kültürleştirmiş; ailede, okulda, sokakta, askeriyede dayak atmayı terbiye, sindirme, korkutma, uslandırma ve adam etme aracı olarak benimsemiş olan toplumlarda kocanın eşini dövmesini aile içi bir mesele olarak gören anlayış da zaten bu kültürün bir parçasıdır.

    O nedenle kocası tarafından ağzı burnu dağıtılarak, -Ökkeşin tavasına döndürülmüş- zavallı ve biçare kadınları, karakoldaki polisler babacan tavırlar takınarak, “Üzülme kızım, aile içinde, karı koca arasında olur böyle şeyler. Hadi sen -şimdi seni bu hale getiren o manyak ve psikopatın bıçaklı ve sopalı ellerine teslim ol- kocanla barış.” diyerek başlarından savacaklar” bir ekip arabasına alelacele bindirip, evde bekleyen hasta kocaya en çabuk şekilde teslim edeceklerdir. Oysa son yıllarda çıkarılan kanunlar çerçevesinde, kadınları korumaları ve şikâyetlerini hemen işleme koyup gereğini yapmaları için o karakol yetkililerine ve savcılara verilen bir sürü yetki ve yönerge var.

    ŞİDDETE UĞRAYAN HANGİ NUMARAYI ARAMALI

    Artık kadının kendisinin şikâyeti olmasa da bir başkasının ihbarı ile harekete geçilmeye başlandı değil mi?

    Tabi geçiliyor ama hala bir bilinçsizlik, ağırdan alma var. Polisin olaya intibak sağlaması özel eğitimlerle hızlandırılmalı, daha iyi hizmet vereceği ayrı bir -kadın ve aile için özel polis- birim oluşturulmalı. Mesela Siz, şiddete uğrayan kadının kurtarılması için hangi numarayı arayacağınızı biliyor musunuz?

    Bilmiyorum ama 155’ i aradım herhalde.

    155’ e derdinizi anlatana kadar bir saat müdahaleyi beklersiniz o zaman kadar da ne olur belli değil. Onlarca numara var ve 7 haneli rakamlar bunlar, kamu kurumları sosyal hizmetler karman çorman şeyler. Çoğu da çaldırdığınız zaman açılmaz bunların… “Kadınlarımızın yüzde 80’i okuma yazmayı çok iyi bilmiyorken o 7 haneli rakamları nasıl ezberlesinler”. Böyle olmaz. 3 rakamlı tek bir rakam benimsemek lazım. 555 gibi, 999 gibi. Ve mümkünse telefonda kodlu olmalı, adres kayıt sistemiyle adresi de tespit edilebilmeli.

    Ayrıca ‘Kadın Sığınma Evleri’ doğru bir olay değil. Bir apartman dairesinde kısıtlı şekillerde olmaz bu iş. Bu konuda bir projem var; içinde her türlü sosyal donatı alanının, iş imkânlarının, okul hastane, alışveriş merkezi filan olan kasaba genişliğinde güvenliği iyi sağlanan kadın koruma kampı olmalı. Bunu düzgün bir şekilde yaparsak Ortadoğu ülkelerinden bile mağdur kadın alabiliriz bu kampa.

    DAĞA ÇIKAN TERÖRİSTLERİN TAMAMINA YAKINI, AİLELERİNDEN ÇOK AĞIR ŞİDDET GÖREN GENÇLERDİR

    Araştırmalar tacizcilerin ve şiddete başvuranların da taciz yaşadığını gösteriyor. Ancak sonradan da gelişebildiğini biliyoruz. Tacizin (tecavüz-şiddet) insanda duygusal erozyona neden olup, acıma, sevme ve mutluluk duygularını yok ettiği söyleniyor…

    Araştırmalar doğru söylüyor. Cinsel istismarcıların ve fiziksel şiddet uygulayanların büyük bir kısmı çocukluk yıllarında aile içinde ya da yakın çevrelerindekilerden aynı fiilleri gören ve yaşayan kişiler... Geçmişte gördüklerini, yaşadıklarını daha sonraki yıllarda kendilerinden güçsüz olan ve kendilerini koruyamayacak durumda olan kadınlara ve çocuklara da tatbik ediyorlar.

    Şiddet ortamından geldikleri için bu zamanla onların kültürü oluyor… Bir başka faktör de yaşadıkları bu acıların özbenliklerinde çok ağır travmalar ve örselenmeler oluşturması… Bunlar ileriki yıllarda nefret, kin, intikam, tatminsizlik, huzursuzluk, kişilik bozulması, dengesizlik maskelerine bürünerek geri tepiyor… Ya uyumsuz, geçimsiz, başarısız kişiler oluyorlar, ya sapık, manyak veya psikopat… Çok nadiren bu travmaları yaşadıkları halde kendilerine sakin, dengeli ve normal hayatlar kurabilen, iyi bir eş ve anne- baba olabilen kişiler de var elbette.

    Ülkemizde şükür ki, pek görülmeyen ama Amerika’da ve Batı ülkelerinde çok sık görülen seri katillerin tamamına yakını geçmişlerinde ebeveynlerinin ve yakınlarındaki kişilerin fiziksel ve cinsel saldırı ve istismarlarına uğrayan kişiler… Dağa çıkan terörist gençlerin tamamına yakını da ailelerinden çok ağır şiddet ve aşağılanma gören gençlerdir.

    HİÇBİR GÜÇ, AİLE KADAR EMNİYETLİ OLAMAZ

    Öyleyse ailenin sahip çıkamadığını – koruyamadığını- devlet hiç koruyamıyor diyebilir miyiz?

    Diyebiliriz tabii. Ne olursa olsun hiçbir güç aile kadar koruyamaz. Hiçbir güç aile kadar emniyetli ve şefkatli olamaz. Devlet korur, sevgi veremez!

    Demek ki biraz da ailelerde suç aramak lazım

    Elbette, çünkü çocuklara eğitimi herkes veremez. Yukarıda dediğimiz gibi bizim çocuklarımıza kimse bizim kadar çıkamaz. Çocuklara yabancıların nerelerine dokunamayacağını ancak anne anlatabilir. Bir öğretmen bunu anlattığı zaman cinsel taciz suçlamasıyla karşı karşıya kalabilir.

    Babanın vereceği eğitimde şu olur, “Oğlum, elin kızına adam gibi bak, gözüne hâkim ol, herkesin kızını kendi kardeşin gibi düşün” der. Kadın erkek ilişkilerinde ölçüyü anlatır, sevgi ve saygıya dayalı ahlak temelli bir eğitim verebilir.

    Aile dediğimiz kurum, çocuklarını koruyan kollayan, takip eden, şefkat besleyendir. Evlenince yokmuş gibi farzeden, sorunlarına gözünü kulağını kapayan ebeveyn olamaz. Onları hep takip edecek, hayata hazırlayacak bir kurum demektir.

    Bu umdeler yerine getirilmiyorsa, -yaşı kaç olursa olsun, kız veya erkek- çocuklarının başına gelen olaylara her ne sebeple olursa olsun sessiz kalıyorsa tacize dolaylı katılım sağlıyor demektir. Komşulukta da böyledir yan dairende biri eşini öldüresiye dövüyor da sesini çıkarmıyorsan sen de suçlusun.

    twitter.com/paltinsoy - perihan@perihanaltinsoy.com

    ETİKETLER :
    Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
    Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!

    Haber Kapital
    Yazarlarmz
    Hava Durumu

    ANKET
    MHP de Genel Başkan Kimi Görmek istersiniz ?
    Ahmet Çakar
    Musavat Dervişoğlu
    Koray Aydın
    Devlet Bahçeli
    Levent Temiz
    İsmail Hakkı Küpçü
    Diger anketlerimiz için tıklayın...
    Yol Durumu

    Ekin Nakliyat

    © Copyright 2010 Gazi SOFT PHP Haber Full haber
    Her hakkı saklıdır.Karasu Satılık Yazlık