Bahçeli, her zamanki sağduyusu ve "devlet adamı" kimliği ile bir açıklama yapıp, "AK Parti'de çıkabilecek bir kaos ülkeye büyük zarar verir. Başbakan inşallah kısa sürede sağlığına kavuşur, partide çatlağa izin vermez" dedi.

Seda ŞİMŞEK
sedasimsek@bugun.com.tr
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, her zamanki sağduyusu ve "devlet adamı" kimliği ile bir açıklama yapıp, "AK Parti'de çıkabilecek bir kaos ülkeye büyük zarar verir. Başbakan inşallah kısa sürede sağlığına kavuşur, partide çatlağa izin vermez" dedi.
Bahçeli'yi tanıyanlar, yakından takip edenler için bu sözler hiç de sürpriz değil. Zaten Bahçeli sürprizleri olmayan bir genel başkandır. Bu açıklamayı okuyan, duyan herkes Bahçeli'nin tavrını saygıdeğer bulacaktır, alkışlayacaktır ama bu açıklamayı okuyan hiç kimse Bahçeli'ye oy vermeyi düşünmeyecektir. Bugün Türkiye'nin, MHP ve Türk siyaseti açısından da sorunu zaten bu. Kısaca muhalefet sorunu. Ne yazık ki muhalefet partilerinin genel başkanları bile partilerinin bir iktidar alternatifi olacağına inanmıyor, inanmadıkları gibi bunu seslendirmekte dahi beis görmüyor. Bahçeli bu açıklamasıyla kendi penceresinden belki Türkiye gerçeklerini ifade etti, lâkin bir genel başkan olarak avluyu da terk etti. 12 Haziran seçimlerinde siyaset sahnesinde üç hilâlin marka değeri ve partili olmayanların oyu ile baraja tutunan MHP, milletin ilgilenmediği bir parti haline geliyor. Sokakta kimse MHP'nin ne yaptığını, Bahçeli'nin ne söylediğini veya ne söyleyeceğini merak etmiyor. Genel başkan ve kadrosu siyaset üretemiyor, genel merkez çeperlerini aşamıyor. Mütedeyyin ve muhafazakâr milliyetçilerle, hareketin geçmişiyle kopan bağları, ilişkileri tesis edecek bir gayret gözükmüyor. Bu ilişkiyi kurabilecek siyasetçiler de partinin kapısının önünden geçmiyor ya da geçirilmiyor. Ocaklardan genç siyasetçiler yetişmiyor. Parti olduğu yerde sayıyor. Hareketi iktidara taşıyacak ne bir dil ne bir heves ne de bir vizyon... Öyle anlaşılıyor ki Recep Tayyip Erdoğan'ın varlığı Bahçeli'nin de Türkiye için umudu artık.
Tayfur tatile gitsin
Şike soruşturması kapsamında tutuklanan, aylarca Metris'te kalan 8 sanığın tahliyesine kilitlendik ekran başında. Kızının doğum gününden bir gün önce "özgür"lüğüne kavuşan Tayfur Havutçu, biraz şaşkın, biraz mahcup, kâh gülümseyerek kâh gözleri dolarak durdu Metris'in önünde. Sonra evine yol aldı. Kızıyla, eşiyle kucaklaştı. Beşiktaş taraftarı o bildiğimiz "vefası" ile karşıladı onu Metris'in önünde. Her daim Çarşı ve Beşiktaş gibi, yani asaletle. Şimdi Tayfur, yokluğunda, onun yokluğunu en çok hisseden kızının ve eşinin yanında olmalıdır, Beşiktaş'ı da "özgür" bırakmalıdır. Bizzat kendisi Beşiktaş'ı vefaya mahkûm etmemelidir. Suçludur-değildir, çok iyi teknik direktördür-değildir bütün bunlar tartışılabilir ama en az hepimiz kadar Beşiktaşlı'dır. O ki Tayfur bir Beşiktaşlı, şimdi tatile gitmeli ve kafalar karışmamalı.
Putin'siz Rusya olur mu?
Yeni Rusya oligarklar rejimidir. Putin de bu rejimin monarkıdır. Rejim monark olduğuna, yeni bir monark da bulunamayacağına göre "Putin'siz Rusya" 1989'daki gibi bir rejim değişikliğini ifade eder. Türkiye bir dönem Putinizm'i, bir başka dönem Yeltsinizm'i tartıştı. Türkiye'nin Putinizm'i, Yeltsinizm'i tartışması manasızdı, bu manasızlığı söylemek o günlerde tahmin olurdu, bugün ise bir tespit. Glasnost'tan Glasnost, Perestroyka'dan Perestroyka çıkmadı, her ikisinden de yeni bir "çar" çıktı. Bugün Putin'in kurduğu düzen de Putin'le kaimdir ama bir düzendir, düzen yıkıldığında ilk gelecek olan da kaostur, sonra ne gelir onu Allah bilir. Sözün özü, Putin'in kurduğu düzen bugün için halkın büyük kesimini memnun etmiş. Hiç öyle Arap Baharı ile filan da karıştırılmamalı. "Rus Baharı"nın gerçekleşme ihtimali, "Wall Street'i İşgal Et" eyleminin başarılı olma ihtimalinden daha düşüktür.