Bu haber 20 Ocak 2012, Cuma 14:40:15 tarihinde eklendi.
Bu yazı 1236 kez okundu.
12 EYLÜLCÜLERLE HESAPLAŞMA
SADECE ÜÇ DARBECİ DEĞİL TÜM İŞKENCECİLER YARGILANMALI

12 Eylülle hesaplaşma adına atılan adımları takip ediyoruz. “Evet, nitekim hesap zamanı” denilen darbecilerin yargılanacağı gün geliyor. 3 darbecinin yargılanacağı, siyasal iktidarın borazanları tarafından televizyon televizyon dolaşmak suretiyle halka pompalanıyor. Milyonlarca kişinin hayatını etkileyen darbe için sadece 3 kişinin yargılanması, bana göre 12 Eylülcülerle hesaplaşma anlamı taşımıyor. Çünkü yaşı 90’ı aşmış kişilerin yargılanması (ki ne ceza alırlarsa alsınlar, yaşlarından dolayı hapis yatmayacakları düşüncesindeyim) binlerce 12 Eylül mağdurunun çektiği çileye, haksız yattığı senelere, işkencelere karşılık olabilir mi?
Referandum sürecinde beylik konuşmalar yapan ve “evet deyin, biz de bütün darbecileri cezalandıralım” diyenlerin, “hani n’oldu, 12 Eylülcülerden hesap sormayacak mısınız?” sorusuna “gereğini yaptık” diyebilmek için atılmış temsili adımdır bu. “Olsun” “temsili memsili bu da yeter” diyen Türk Ülkücüleri varsa Asri Karaarslan’ın “Mümtaz Hoca’ya” yazısında güzel bir cevap var buna: “Biz o hesabı kahpe darbecilerin gasp ettiği Ülkü Ocakları ve MHP isimlerini 1991 seçimlerinden sonra, tabelalarımızı yerlerine taktığımız zaman sorduk… Meşru zeminlerde sorduk, Türkeş meclise girdiği gün sorduk”
Her gün haber başlıklarında dikkatinizi çekiyordur; Bir PKK itirafçısının, bir köylünün ya da akli dengesi tartışılan eski bir asker/polis’in ifadesiyle; faili meçhul cinayetleri araştırmak için kışlalara giriliyor, dağ-taş kazılıyor, yüzlerce kişi ifade için toplanıyor. Söyleyenin kim olduğuna bakılmaksızın, yaşadıkları, gördükleri, hatta duydukları olaylar için sözlü ya da yazılı olarak beyanı olan herkesin söylediğinin peşine düşüyor savcılar.
Oysa ne akli dengelerinden şüphe var ne de birilerinin işini kolaylaştırmak gibi aşağılık bir durumları… Ha ekmeğini yemişim, ha uğruna kurşun” kıvamındadır memleket ve millet sevgileri… Başta Mamak Askeri Cezaevi, Ulucanlar, İstanbul Harbiye olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında, gözaltılarda, sorgulamalarda, hapishanelerde, hücrelerde; insanlığa sığmayacak muameleye tabi tutulan, işkence gören, zumlu kılcal damarlarına kadar yaşayan Türkiye’nin öz çocukları, Türk Ülkücüleridir onlar. Onların arş-u alayı titreten çileleri aradan geçen 30 yıla rağmen dün gibi taptazedir.
Madem 12 Eylül’den ve darbecilerden hesap sorulacak, bu temsili bir dava olarak kalmasın. Bu nedenle siyasal iktidarın “darbecileri yargılıyoruz” diyerek televizyon televizyon gezen temsilcileri eğer samimi iseler; 12 Eylül mağdurlarının gördükleri işkence ve zulmü anlatan dilekçelerini kabul edeceklerini ve bu dilekçeler üzerinden sorumluların tamamını yargılayacaklarını açıklamalıdırlar. Anı kitaplarında, röportajlarda kötü muamele ve işkence konusunda bilgi veren, isim veren Yusufiye kahramanlarının yazıları suç duyurusu olarak kabul edilmelidir.
O dönemde başta sıkıyönetim komutanlıklarında görev yapanlar, ceza ve tutuk evlerindeki görevliler, sorgulamalarda bulunanlar, cuntacıların sevk ve idare görevlileri tek tek tespit edilmelidir. O dönemde hangi kurumda, hangi görevde olursa olsun, en alt rütbeli yetkiliden başlanarak zumlun ve işkencenin gönüllüsü olan insan müsfetteleri tek tek toplanmalı, yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.
O dönemde sorgulama/yargılama süresince işkence görenler, geleceği karartılanlar ve en sonunda da beraat edenlerin hak kayıplarının da karşılanması gerekmez mi? “Katırın hakkını korumak da bize ait” diyen İçişleri Bakanı yıllarını cezaevlerinde işkencelerle geçiren vatan evlatlarının hakkını da düşünmelidir.
ÖZET: 12 Eylül'de memleket evlatlarına işkence ve zulmü reva gören er'den generale, gardiyandan savcıya herkes yargılanmalıdır. Haksız yere hapis yatan ve işkence gören darbe mağdurlarının hak kayıpları ödenmelidir. 12 Eylül’le hesaplaşmak ancak böyle mümkündür.
Selam ile;
Ruhi ÖZMEN (Önkuzu)
|
Okuyucu Haberleri Haberleri

|