
Büyük fikirlerden oluşan muhteşem bir mefkürenin esasını teşkil eden Milliyetçi Hareket Partisi, Türk Milletinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için vardır.
Fakat 14 yılı aşkın bir zamandır iş başında olan Bahçeli yönetimi Türk Milletine tavsiye ettiği esasları kendi mensuplarından esirgemektedir.
Demokrasi, insan hakları, özgürlük, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler gibi konularda D.Bahçeli parti mensuplarımızdan bu kavramların siyasi hayatlarına tatbik etmelerini adeta yasaklamaktadır.
Egemenliğin tek kaynağı olan kral gibi ülke yöneten ortaçağ krallıklarında hakim olan anlayışla parti yöneten D.Bahçeli, M.H.P.yi kişi partisine dönüştürmüş durumdadır.
Merhum Başbuğumuzun vefatından sonra Ülkücü delegelerin hür iradeleri ile genel başkan seçilen D.Bahçeli bu demokratik kongreyi takip eden hiçbir kongrede Ülkücü delegelerin hür iradelerini esas alan bir kongreyi Ülkücü Harekete layık görmemiştir.
İlçe, İl ve genel kongrelerimizin tamamı genel başkan baskısı ve tehdidi altında cereyan etmiş ve ipotekli iradelerin tasdiki ile demokratik kurallara ve ahlaka uygun olmayan kongrelerle; ‘’ucube bir anlayışın mahkumu olan bir yapı ortaya çıkmıştır.’’
Hak’kı hukuku ve adaleti önemli değerler manzumesinin en üstüne yerleştirerek, bu değerlerin mücadelesini veren M.H.P nasıl olur da bu değerlerin ayaklar altına alındığı bir partiye dönüştürülebilir.
Uğrunda binlerce Ülkücünün şehit düştüğü Türk İslam Ülküsünün Türk siyasi hayatındaki yegane temsilcisi durumunda bulunan M.H.P. yönetiminin bugün itibarı ile, Başbuğumuzun ve şehitlerimizin mirasına vefasızlık yaptığını tüm cihan biliyor.
Türk Milletinin hasret kaldığı, adalete, hürriyete, özgürlüğe, hukukun üstünlüğüne, barışa ve kardeşliğe kavuşturmak için yola çıkmış olan M.H.P. bu saydığımız değerler uğrunda mücadele veren şerefli ve onurlu parti mensuplarından hür iradeleri ile yönetim belirleme haklarına nasıl tecavüz eder.
Kölelik ve esaret insanoğlunun katlanamayacağı bir zulümdür.
Milliyetçi Hareket Partisinin mensuplarına reva görülen bu esarete artık son vermenin zamanı gelmiştir.
M.H.P. Genel Merkezinde görev yapan divan heyeti başta olmak üzere, M.Y.K. üyeleri, disiplin kurulu üyeleri, il başkanları ve ilçe başkanları topyekün titreyip kendilerine gelerek, Anayasal haklara, Ülkücü ahlaka riayet ederek, ülkücünün iradesine ipotek koymaktan vazgeçmelidirler.
Toplum hayatımızın hiçbir alanında ciddi bir varlık göstermeyen, küresel gücün emir ve talimatlarının dışına çıkamayan teslimiyetçi iktidarın karşısında etkili ve tesirli, kitleleri harekete geçirebilecek politikalar üretemeyen ve partinin kapılarını vatandaşa açmayarak, M.H.P.yi çıkmaz sokaklara hapseden mevcut parti yönetimine artık tahammül kalmamıştır.
Salı beyanatları ile, bölünmenin eşiğine getirilmiş Türkiye’nin meselelerine çözüm üretilmiş sayılamaz.
Ülkücülerin anlayacağı fakat kamuoyunun anlamakta güçlük çektiği konuşma yazıları ile kitlelere hitap etmek daha nereye kadar gidecek ve bunun adına nasıl iyi bir mücadele veya parti faaliyeti denebilecek?
14 yıl boyunca ne yapılabildi, ne yapılamadı ve bu siyasi tarihimizin belirli dönüm noktalarında birinci adam olmanın fonksiyonları nasıl heba edildi ve hep beraber geçmişin mirasını nasıl tükettik tekrarlamaya gerek yok.
Bir şeye gerek var, sorumluluk makamında olup da, sorumluluğunu gerektiği gibi yerine getiremeyenler onurlu bir davranış ortaya koyarak, Ülkücü Hareketten ve Türk Milletinden özür dileyerek, Ülkücü Harekete önderlik yapacak ‘’emin ve ehil’’kadrolara görevlerini devir ve teslim edecekler.
Şayet bu akli ve ahlaki davranış cesareti gösterilemez ise o zaman demokratik bir zeminde Ülkücülerin hür iradeleri ile iradelerini tecelli ettirebilmelerinin önünü açma sorumluluğu yerine getirilecek.
Aksi takdirde Ülkücülerin ruhunda esen fırtınalara dayanmak nasıl mümkün olacak hep beraber göreceğiz!
Kaldı ki, hile ve desise ile veya zorbalıkla koltuk sevdası uğruna ahlak ve adalet ayaklar altına alınırsa, meşruiyet ortadan kalkar. Meşruiyeti tartışmaya açılan bir partinin toplumda ne kadar karşılık bulacağı ise malumdur. Millet bizi affetmez.
Ey Ülkücüler bu mesele göz ardı edilecek, kendi haline bırakılacak, mesele değildir.
Gelişmek ve iktidar olmak için, mutlaka ‘’ değişim’’, değişimi gerçekleştirebilmek için ise, kesin harekete geçmek mecburiyetindeyiz.
Külfete katlanmayan, nimete kavuşamaz.
Ülkücü Hareketin asli mecrasına dönerek, ruh köklerimizle yeniden buluşup nefeslenerek, Türk İslam Ülküsünün kutlu muhtevası ile ruhumuzu kana kana besleyerek yeniden tarih sahnesine çıkmalıyız.
Fakat bu hayalimizi gerçeğe dönüştürmek için, ruhunda gönlünde Ülküsünün sevdasına dair kaç damla kalmışsa, her samimi Ülkücü, Ülkücüye reva görülen bu köleliğe, kutsal isyan bayrağını açmalı ve demokratik haklarını sonuna kadar talep etmelidir.
Bu itibarla, antidemokratik; ahlaka ve adalete sığmayan asker delegelerle yapılan kongrelere son vermek için ve en önemlisi Ülkücünün ötekileştirilmediği, yol ve dava arkadaşlığı ayırımında imha edilen kardeşlik hukukunun yeniden tesisi ve ülkücünün haysiyetine, şahsiyetine hürmetin esas alındığı yeniden doğacak Ülkücü Hareket için bütün Ülkücüler kol kola girmelidir.
Zafer; zafere inananların ve Allah’ın (c.c.) ipine sarılanlarındır.
AHMET ÇAKAR