
11 Şubat…/Adnan İslamoğulları
Neymiş, geleneklere aykırıymış! Bu toplantı tam tersine Ülkücü geleneklere sahip çıkma toplantısı ve hareketidir, haksızlığa, liyâkatsizliğe, istismâra bir Ülkücü Kıyâmıdır bu.
11 Şubat…
11 Şubat ile alâkalı olarak şöyle bir tarihe baktım, bu tarihte öyle âhım şâhım bir hâdise olmamış.
En fazla ilgimi çeken 11 Şubat 1978 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti, Aristoteles, Shakespeare ve Charles Dickens'in eserlerine uyguladığı sansürü kaldırmış. Üstelik bunu 1978 senesinde yapmış, henüz liberal, küresel, glasnost, prestroyka rüzgârlarından çok önce.
Bir de Yalta Konferansı var arada, 11 Şubat 1945’de sonra ermiş.
Ve 11 Şubat 1990’da Mike Tyson ağır sıklet boks şampiyonu unvanını Buster Douglas'a nakavt olarak kaybetmiş, yani herkes yenilebilirmiş, öyle cüsselerden, güçten, iktidardan korkmamak gerekirmiş.
11 Şubat’ta dünyaya yön veren kimse doğmamış, 11 Şubat’ta insanlığın büyük kaybı da olmamış ölümlerle.. Ölümler bile sıradan insanlara gelmiş.
Bir iki istisnâ dışında bir sıradanlıktır gitmiş 11 Şubat’larda…
Birkaç gün sonra bir 11 Şubat daha idrâk edeceğiz, 11 Şubat 2012.
Türk siyâsetinin en sağlam temeller üzerine oturan, en köklü siyâsî partilerinden MHP Genel Merkezi önünde/yanında/yöresinde/sağında/solunda ama muhakkak kadraja girecek bir yerinde bir basın toplantısı düzenlenecek.
Toplantının mâhiyeti, kötü gidişe “dur” diyecek, “sigâya çekecek”, “ikaz edecek” bir bildiri sunmak.
Kurulduğu günden bu yana siyasette aktif bir rol üstlenmiş MHP’nin son yıllarda üzerinde birikmiş olan “ölü toprağıı”nı üflemek.
Ülkede olan biten hiçbir şeye tepki koymayan, olan biten hiçbir şeyi doğru dürüst yorumlayamayan, muhalefet partisi olduğunu unutan ve iktidara “aman sakın parçalanmayın, ülke için çok bu çok kötü olur” diyen, “ahbap çavuş” ilişkileri ile “maslahat” edilen, aynı zamanda bir fikir hareketi de olan Türk Milliyetçiliği’nın siyâsî çatısı olma iddialarından fersah fersah uzaklaşan ve aynı zamanda bir ideolojik hareket olan Ülkücülüğün esâmesi bile okunmayan, Ülkücü kadroları çim biçer gibi biçen, ayıklayan, yok sayan, aforoz eden, varlığını bindirilmiş kıtalar gibi delege oyunlarına bağlayan, salı günlerinin partisi hâline gelen, milletten kopan, milletle râbıtasını neredeyse yoka indiren, milletin ihtiyaçlarına dâir en ufak bir bilgisi olmayan, Türkiye’yi ve dünyayı okuyamayan MHP Genel Merkezi Yönetimi’ne bir ihtar, bir kendine gel çağrısı bu.
Sorumsuz ama sonsuz bir yetki ile donandığını zanneden MHP genel Merkezi’ne, “Hayır, sana verilen yetki sorumsuz ve sonsuz bir yetki değildir, tüm yetkiler gibi sorumlu tutulacağın ve bir vakit ile sınırlı yetkilerdir” diyen bir bildirim bu.
MHP kimsenin babasının çiftliği, kimsenin ailesinin şirketi, kimsenin makam ve yönetme hırsının tatmin vâsıtası, kimsenin şahsî komplekslerinin tatmin alanı değildir, MHP Türk Milliyetçiliğinin ve Ülkücülüğün artık yegâne çatısıdır, bir evlât gibi hassasiyet ister, bir vatan gibi hassasiyet ister, bir sevgili gibi hassâsiyet ister diyecek olan bir toplantıdır bu.
Bir Molla Kâsım çağrısıdır bu…
Neymiş, geleneklere aykırıymış!
Bu toplantı tam tersine Ülkücü geleneklere sahip çıkma toplantısı ve hareketidir, haksızlığa, liyâkatsizliğe, istismâra bir Ülkücü Kıyâmıdır bu.
Toplantının içinde kim olursa olsun, bu toplantı bir “ilk”tir, lâkin, ardına zincirlenecek başka kıyâm halkalarıyla genişleyecek bir tavır olacaktır. Toplantıyı kimin tertip ettiğiyle, orada kimlerin olacağıyla hiç alâka-dar değilim, alâka-dar olduğum; orada isimleri ne olursa olsun Ülkücülerin olacağıdır ve bir “yeter artık” tavrı olmasıdır.
Mezarlıklar kendisini vazgeçilmez zannedenlerin kemikleriyle doludur. Hayat insanın kendisini vazgeçilmez sanamayacağı kadar kısadır ve kendimizden ne kadar vazgeçersek o kadar hayırla kaydolacağımız bir tarihtir hayat.
Ya hayırla kaydolacağımız ya da ardımızdan zilletle anılacağımız bir tarihtir hayat.
Bu tamâmen kendi elimizdedir.
Ve unutulmamalıdır ki tarih bir “men akka dukka” alanıdır.