RSS / XML
$1.8325
€2.3355
IMKB56,669
Firma Rehberi
Foto Galeri
Video Galeri
     
     
     
     
     
    Bu haber 18 Şubat 2012, Cumartesi 10:06:22 tarihinde eklendi.
    Bu yazı 1233 kez okundu.
    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

    Çünkü herkes öldürür sevdiğini

    Korkaklar öpücük ile öldürür / Yürekliler kılıç darbeleriyle...”

    Çünkü herkes öldürür sevdiğini


    “Çünkü herkes öldürür sevdiğini.” Oscar Wilde



    Şöyle devam eder şiir;

    “Kimi bir bakışıyla yapar bunu / Kimi dalkavukça sözlerle…

    Korkaklar öpücük ile öldürür / Yürekliler kılıç darbeleriyle...”

    Kılıçlarımız ne kadar da keskin… Ve kılıçlarımızı kınlarından çıkarmak, en yakınımızdakilere, en sevdiklerimize saplamak için ne kadar da sabırsızız…

    * * *

    Bu yazı bir kişi için yazıldı; yazıya bakar bakmaz, kendisi için yazıldığını anlayacak olan kişi için.

    Diğer okuyanlar, kahramanları olduğumuz, kırık kalplerle dolu milyonlarca hikâyeden sonuncusunun gönülsüz şahitleri olacaklar.

    * * *

    Biz, Türkeş’ten başka bir insan olmasını istedik.

    Aslında, ne bizim bunu istemeye hakkımız vardı, ne onun başka biri olmaya niyeti vardı, ne de bu isteklerimizin bir anlamı vardı…

    Hiç ders almadığımız gibi, içinde bulunduğumuz saçma durumun saçmalığının bile farkında değildik.

    Sonra Yazıcıoğlu’ndan ve Bahçeli’den, Türkeş’in olmasını isteyip başaramadığımız kişi olmalarını bekledik. Sonuç, elbette yine hüsran oldu…

    Şimdi, başka birini, bu kez Bahçeli’ye karşı, Türkeş ve Yazıcıoğlu olması için zorluyoruz.

    Yine topyekûn acı çekiyoruz. Biz, çok sevdiğimiz bir insanı, belki de hiç sevmeyeceğimiz başka bir insan haline getirememiş olmamızın derdiyle mustaribiz. O da, bu saçmalığa gülüp geçeceğine, bize karşı duyduğu romantik sorumluluğun getirdiği baskının ıstırabını yaşıyor.

    * * *

    Neden?

    Kendi kendimize, en önemli gerçeğimizi itiraf edebilsek, yolun yarısını kat etmiş olacağız aslında. İçinde 30 yıldır dönüp durduğumuz fasit daireden çıkamamamızın nedeninin, asla kendimize itiraf edemediğimiz güçsüzlüğümüz ve acizliğimiz olduğu gerçeğini…

    Elia Kazan’ın meşhur Viva Zapata’sı şu cümleyle başlar: “Zayıf toplumlar, güçlü liderler çıkarır. Güçlü toplumların ise güçlü liderlere ihtiyacı yoktur.”. Ne güzel bir özet değil mi?

    Senaryoyu yazan John Steinbeck, aynı filmde Zapata’ya şunları söyletir: “Bu sizin toprağınız ve korumanız gerekiyor. Eğer korumazsanız, asla uzun süre sizin kalmaz. Gerekirse kendi hayatınızla koruyacaksınız ve gerekirse çocuklarınızın hayatlarıyla… Düşmanınızı ciddiye alın. Geri gelecekler. Eğer eviniz yanarsa yeniden inşa edin. Mısırınız mahvolursa, yeniden ekin. Çocuklarınız ölürse, tekrar çocuk yapın. Sizi vadiden söküp atarlarsa dağlarda yaşayın, ama yaşayın. Hep lider peşinde koştunuz, kuvvetli, hatasız adamların. Öyle birileri yok. Sadece sizin gibi, kendiniz gibi adamlar var. Değişiyorlar, yok oluyorlar, ölüyorlar. Liderler yok, siz varsınız. Kuvvetli bir insan sonsuz bir kuvvettir.”

    İnternete girince filmin, 1952’de gösterime girdiği yazıyor. Neredeyse 60 yılı geçmiş ve biz hâlâ 60 yıllık filme yeni bir şey gibi bakıyoruz…

    * * *

    Arkadaşlarımız en çok “yanlış anlaşıldım” diyorlar.

    Siyaset yapmaya kalkışmış birinin, “yanlış anlaşıldım” demesini, kendi kalesine gol atan futbolcunun, “ben orayı rakip kale” zannettim demesine benzetirim hep.

    Siyasetçi, doğru iletişim kurmakta, meramını anlatmakta zorluk yaşıyorsa geriye ne kaldı ki zaten?

    Siyasetçinin büyük iddiaları varsa ve mesela futbolcu profesyonelse, hadisenin daha da acıklı bir hale dönüştüğünü düşünürüm.

    * * *

    İnsan ilişkilerinde en talihsiz taraflar babalar olmalı. Babaların oğullarıyla yaşadıkları her tartışma, bir yerlerinde, çocuğun, “beni ne hale getirdiyseniz ben oyum” deme potansiyelini taşır. İhtimal, baba için korkunçtur…

    Çocuk, yerden göğe haksız bile olsa, bu cümleleri sarf ettiği anda, babanın -varsa- vicdanı, o tartışmadan çok ağır bir yarayla çıkacaktır.

    Dolayısıyla biz de, her ne kadar çoğunluk tarafından yaşlı kabul edilsek de, büyüklerimizle yaptığımız münakaşalarda, hep bu bahsettiğim, neresinden baksan, hiçbir yerinde adalet olmayan avantajı yaşıyoruz.

    Bizden öncekiler bize kızamıyorlar, “biz, sizin eseriniziz, hatalarımız da sizin eseriniz” diyoruz, inanmasak da…

    Ve biliyorsunuz; “Herkes öldürür sevdiğini…”.

    * * *

    Haksızken bile kimseden özür dilemedim. Çocukken bile, özür dilemek yerine, “yaptım, cezama razıyım” derdim. Hele bu durumda: Bir haklılık - haksızlık söz konusuysa, haklı olduğumu düşünüyorum çünkü.

    Peki, “Haklı olduğunuzu düşünmek, sevdiğiniz insanları yaralamak, onları üzmek için haklı bir neden midir?”, işte o konuda haklı olup olmadığımı bilmiyorum.

    Fark etmez, nasılsa eksiklerimizden ve yanlışlarımızdan sıyrılma, suçu başkalarını üzerime atma konusunda, Türkiye’nin en usta topluluğunun mensuplarıyız.

    * * *

    Bilmiyorum, belki bu yazıyla barışmışızdır…

    ETİKETLER :
    Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
    Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!

    Haber Kapital
    Yazarlarmz
    Hava Durumu

    ANKET
    MHP de Genel Başkan Kimi Görmek istersiniz ?
    Ahmet Çakar
    Musavat Dervişoğlu
    Koray Aydın
    Devlet Bahçeli
    Levent Temiz
    İsmail Hakkı Küpçü
    Diger anketlerimiz için tıklayın...
    Yol Durumu

    Ekin Nakliyat

    © Copyright 2010 Gazi SOFT PHP Haber Full haber
    Her hakkı saklıdır.Karasu Satılık Yazlık