Ülküdaşlarımız içeride işkence görürken, zulüm altında inlerken zalimleri alkışlayan halk bizim halkımızdı…

Bu haber 17 Subat 2012, Cuma 11:45:03 eklenmiştir. 272 kez okunmuştur.
Darbenin bir de onu alkışlayan halkı vardı…Bu halk şimdi de başkalarını alkışlıyor…Ülküdaşlarımız içeride işkence görürken, zulüm altında inlerken zalimleri alkışlayan halk bizim halkımızdı…
Sevgili Servet Avcı Darbe’nin doktorlarını yazdı…
İyi de etti.
Darbelerle tam olarak hesaplaşabilmek için bütün unsurlarını masaya yatırmak, yargının önüne çıkarmak ve en azından teşhir olmalarını sağlamak lazım…
Bütün unsurlarıyla yargılanmalı 12 Eylül darbesi bence de…
Peki halkı ne yapacağız?
Her zaman haklı olan halkı!..
Darbede devrilen siyâsî liderlere %80’in üstünde oy verirken de haklı, darbe anayasasına %90’ın üstünde oy verirken de haklı olan halkı…
Halkı kim yargılayacak?
*****
Büyük haksızlıkları yıllar sonra değerlendirirken ve suçlamalar yaparken bir noktayı gözden kaçırıyoruz:
İşkencecilerin bu toplumun ürünleri ve bizlerden bir parça olduğu gerçeğini…
-Bir ülkücü ya da devrimci, o dönemde karşıt görüşlü birine işkence yapan asker ya da polise ne kadar karşı çıktı…
Mamak’ta yatan arkadaşlardan dinledik bazı ülkücü askerlerin kendilerine yardım ettiğini.
Mutlaka devrimci askerler de kendi görüşünde olanlara yardım etmiştir…
Ya diğerlerine?
Bir -ülkücü ya da devrimci- asker köyüne gittiğinde komünist veya faşistlere(!) nasıl dayak attığını kendi yandaşlarına anlatmamış mıdır sizce?
Emin olun anlatmıştır…
*****
Darbenin bir de hukukçuları vardı; her şeye hukukî(!) kılıf hazırlayan hukukçuları…
Asker, polis, gardiyan, doktor…
Hepsi onların o günkü hukukî(!) korumaları altında marifetlerini sergilediler…
Bugün de onları yargılayacaklar…
Dünün zalimlerinden, -velev ki diğer zalimler eliyle- hesap sormak yüreğimizi soğutacak elbette…
Onların hesap vermesi mevcut zalimleri yarın için endişeye düşürecektir şüphesiz ve bu da bir şeydir…
İntikamın psikolojik rahatlığı da cabası…
*****
Eksik olan hukuk nosyonumuz ve adalet telâkkimiz…
Çok gerilere gitmeye gerek yok…
Dünün mazlumlarının ne tür zalimler ve despotlar haline geldiklerini görüyoruz…
Darbelerle hesaplaşmak, şahıslar kadar zihniyetlerle de hesaplaşmaktır…
Kendimizle ve geçmişimizle, şuuraltımızla hesaplaşmaktır…
Dünün suçlularını adalet önüne çıkarmaya çalışırken, bize işkence edenler kadar, ‘bizden’ işkencecileri unutmamalıyız…
Bu hesaplaşmaya hazır mıyız?
Bu hesaplaşmayı yaptığımız zaman, adil bir dünyayı hak ediyoruz demektir…
*****
Başa dönersek…
Darbenin bir de onu alkışlayan halkı vardı…
Bu halk şimdi de başkalarını alkışlıyor…
Ülküdaşlarımız içeride işkence görürken, zulüm altında inlerken zalimleri alkışlayan halk bizim halkımızdı…
Hüseyin Kurumahmutoğlu başındaki takke yüzünden başını verirken, diğer takkeli başlar yönetimin bir tarafında ihale kovalıyordu…
Sevgili kardeşim Servet geçen hafta muhteşem bir yazıya imza atmıştı:
“Bu Bizim Hikâyemiz” idi başlığı…
Onun için affına sığınarak diyorum ki bu da bizim hikâyemiz kardeşim, bizim hikâyemiz…
Sözü edilen yazının muhatapları ülkücüler ve MHP idi…
O hikâyeyi genişletirsek, Türkiye Cumhuriyeti Devlet’i ve Türk Milleti hikâyenin kahramanları olur…
*****
Halkı yargılayabilir miyiz?
Evet, kendimizin de o halkın bir parçası olduğu gerçeğini göz ardı etmeden elbette yargılayabiliriz…
II.Dünya savaşından sonra galipler hemen hemen bütün Alman halkını mahkûm ettiler…
Onları zindanlara tıkmadılar elbette…
Fakat olan bitenden sorumlu olduklarını beyinlerine kazıdılar…
Bizimkinin daha zor olduğunu kabul ediyorum…
Zor çünkü dışarıdakini suçlamak daha kolaydır…
Yargılamak zorunda olduğumuz halk ise, biziz…
Dayımız, emmimiz, komşumuz, aynı safta namaz kıldıklarımızdır…
Önce kendimizden başlamak üzere halkayı genişleterek sormamız lâzım:
Haksızlıklar karşısında ne yapıyoruz?
Kendimiz ve yakınlarımız değil, hiç tanımadıklarımız hatta düşmanlarımız haksızlığa uğradığında ne tepkiler veriyoruz?
“Ne işimize yarayacak?” diyebilirsiniz…
Tarayacak çünkü bu sorgulamayı yaptığımızda işkenceyi meşrûlaştıranın kendimiz olduğunu göreceğiz…
Ancak ucu bize değdiğinde acıyı hissedebiliyoruz… Bizden olmayanların acılarına öyle kayıtsız kalıyoruz ki onlara acı çektirenleri teşvik ediyor bu kayıtsızlığımız…
Düşmanına neyi revâ görüyorsan, aynısına müstehaksın demektir…
Salgın hastalık gibidir zulüm, ne kadar tepkisiz kalırsan o kadar çabuk sarar senin vücudunu da…
*****
Eğer gerçekten özgür bir ülkede yaşamak istiyorsak, sorumluluk bilinci gelişmiş fertlerden oluşmuş bir toplumu inşayla başlamalıyız işe…
“Hastalıkları bizim bünyemiz üretiyor” gerçeğini idrak ise ilk adımdır bu uzun yolda...
*****
Onun için diyorum ki darbenin bir de onu alkışlayan halkı vardı…
O alkışlayan halkı bir şekilde sorumluluk dairesine sokamadığımız ve ‘adalet’ kavramıyla tanıştıramadığımız ânda, zalimler sadece mahiyet değiştirir o kadar; zulüm olanca hızıyla devam eder…
Bugün olduğu gibi…
SUAT BAŞARAN
www.40ambar.com