Mit mensupları ifadeye çağırılıyor ve ardından, varlığı, fiziken ispatlanamasa da soyut delillerle aşikar olan bir cemaate, bir gruba izafi edilen olaylar silsilesi, ulusal basını meşgul eder hale dönüşüyor. Esasında bu soyut grup ile hükümet arasındaki ilişki, ilginç bir biçimde ÜLKÜCÜ manevraların canına ot tıkar iken, diğer yandan işlevsiz bir genel merkez de bu iktidar yapılanması karşısında aciz ve çaresiz düşmüştür. Gerçi ben yazımda daha çok MİT meselesi üzerinden kafamda uyanan şüpheyi dile getireceğim.
Şimdi devletin terör grupları ile görüşmemesi, muhatap almaması temel prensip iken, istihbarat teşkilatlarının da bu örgütlerde cirit atması ise reel ve fiziki bir gerçeklik paydasıdır. Görüşme kavramı ise genel olarak istihbarat düzeyinde gerçekleşmesi gereken bir olgu olarak, devletin, aksaklığı, tespit etmesini sağlayan bir hadisedir. Fakat görüşmeler müsteşar düzeyinde mi olmalıdır veya daha ikincil ilişkiler mi kurulmalıdır? İşte tartışılan mesele burasıdır. İstihbarat teşkilatlarının görüşmesi ise devletin kurduğu bir temastan ziyade de bir istihbarat faaliyeti ve çalışma alanı olarak da algılanmalıdır.
Fakat MİT burada aracı bir kurum ve resmi politikaya aracılık eden bir kurum gerçeğinden de bağımsız olmadığı gibi, görevlendirme olgusundan da bağımsız hareket edemez ve başbakanlığa bağlıdır. Sonuç itibarı ile başbakan da böyle önemli ve çetrefilli kararı hükümet ve kabinesi ile beraber alma ihtiyacı hissettiği gibi bunların haricinde, kendisi ile beraber hareket eden grupların fikrini alma ve insiyatifine başvurma yolunu seçmiştir. Hatta bu gruplardan bir tanesi de açıkçası, basın-yayın organları ile açık destek veren soyut bir grup görünümlü cemaat oluşumlarıdır. Şimdi ben bilmediğim meseleyi tartışmam, o sebep ile cemaat-hükümet tartışmasına girmeyeceğim. Fakat MİT müsteşarına yöneltilen ithamlar ile ürktüğüm mesele ise şudur.
MİT görevlilerinin ifadesini ya VATANA İHANET kapsamında alacaksınız veya GÖREV NEDENİYLE İŞLENMİŞ SUÇ kapsamında alacaksınız. Eğer mesele VATANA İHANET ile sonuçlanırsa istihbarat faaliyetlerinin sonraki dönemde anlamsızlaşacağı bir içe kapanma hadisesi ile bu faaliyetler içe kapanık bir işlevsiz hal alacak veya GÖREV NEDENİYLE İŞLENMİŞ SUÇ kapsamında alacaksınız ki, bu durumda bu görevi veren kişi ya da kuruluşu VATANA İHANET suçundan yargılamak zorunda kalacaksınız. Açıkçası bu kuruluş ise fiziki bağlılık sebebi ile başbakanlık, kişi ise mevcut başbakan olacaktır.
Şimdi problematik şurada başlıyor; Başbakan ve kabinesi bu meseleye, toplumsal bir KONSENSÜS olmaksızın mı bismillah demiştir, hatta bu konsensüsün temel çığırtkanı da Zaman, Samanyolu, Kanaltürk, gibi kurumların temsil ettiği oluşumlar değil midir? Şimdi ne oldu da BAŞBAKAN ı ve çalıştığı devlet ekibini yarı yolda bırakmaktadırlar? Ayrıca bu zamana kadar yönlendirme açısından hükümet ile girilen ilişkilerde bariz biçimde bu grup ve oluşumlar ortaya çıkmış iken başbakana kadar uzatılan ve suç olarak pompalanan bu hadise de başbakan ve kabineye bu fatura çıkartılacak mıdır? Birlikte hareket ettiği bu grup ve oluşumlar da aynı mercek altına alınacak mıdır?
Kişisel kanaatimi soracak olursanız, Başbakan’ın yaptığı hiçbir faaliyetgizli kapak altı bir hadise olmayıp, tplum önündeapaçık cereyan etmiştir. bu cereyan olayına rağmen iise oplumun yüzde 50 si tercihini başbakandan yana kullanmış, yüzde onbeşlik kesim ise kanı ve kanaat noktasında zaman zaman başbakanı da desteklemektedir.VATAN VE TOPLUM meseleyi İHANET olarak görmedikten sonra başvurulan bu yol, hukukun açmazıda yakalanan
bir yorum olacak ve bu yorum DEĞER YARGILARINDAN bağımsız bir ÇIKARIMA dönüşecektir.
Şimdi bana diyebilirsiniz ki, bir ÜLKÜCÜ olarak bu meseleye nasıl böyle bakarsın diye? Cevaplayayım hemen;
Devlet otonom güç ve kontrolünü BİLGİ temelli sağlar ve BİLMEK, HÜKMETMEKTİR. Bilmediğiniz hiçbir şeyle mücadele edemezsiniz. Bilmek ise tanımak ve tanımlamaktır. Elbette eli kanlı YASADIŞI cani bir örgütle, devlet veya başbakan veya hükümet yetkilileri görüşmeyecektir. Fakat görevi istihbarat olan ve bu meselde yol-yöntem tespiti MÜBAH olan bir kurum açısından bu işlev gerçekleşecektir. Ayrıca SUÇLU olsalar bile yapılacak yargılama ve soruşturma, kamuoyu önünde apaçık bir biçimde değil, gizlilik içinde yapılmalıdır ki, toplumun devlet kurum ve şahıslarına yönelik güven duygusu da sarsılmamalıdır. Çünkü devlet UYRUKLARI nın GÜVEN temelinde oluşmuş bir gövdedir ve insanlarını bir birine GÜVENLİK gerekçesi ile bağlamaktadır.
Mehmet Fatih DOĞRUCAN
UŞAK-2012