Her insanın normalde otuz iki dişi vardır.
Benim dişlerim yirmi sekiz tane…
Neden mi?
Dört dişimi, Malatya Mahpushanesinde,
Nurcu bir diş doktorunun gadrine uğrattım.
Yanlışlık neticesinde böyle bir iştigaliyete düştüğünü
beyan edip, özür faslına
düştüğün de ise;
Yine aynı mahpushanenin solcu psikologu tarafından
hiddetle azarlanmasına,böyle bir şeyin asla kabul edilebilir
bir şey olamayacağına dair insani refleksini bizzat yaşadım.
Böyle bir mağduriyeti yaşamış olmama rağmen, kültür
kodlarımın baskınlığından dolayı da ne yazık ki,
nurcuya uzak, solcuya yakın durmak gibi bir
sorgulamaya da giremedim.
Öteki tanımının çarpık kabulü böyle bir nötr duruş halinde
olamama sebepti.
Yine darbe muhataplığından dolayı, Maraş mahpushanesine
sürgün gitmiştim.
Sorgu, sual,
faslında, tekme,tokat, ciddi bir arbedenin
ardından her yanım yara bere içinde…
Hoş geldin, işkence
faslından sonra…
Üzerimde sadece bir kilotla çıplak şekilde hücreye kondum.
Tek tip elbise giymeyi ret edip, pişmanmısın, sorularına ,
ukalaca cevaplar verip, el pençe divan, ezik
durmamam,
dik duruş tavrı seğrilemem, bir sürü askerin postal
ve coplarıyla cezalandırılmama sebep olmuştu…
İşin daha trajedik olanı ise; Üstümüz de sadece bir kilotla,
yüzümüz gözümüz mosmor, ağzımız burnumuz,
kırık bir şekilde, idarede bekletilir ken, yanı başımızdan
bizi görmeden gelip
gecenlerin kayıtsızlığına
bizzat şahit olmuştum.
Uzaktan tanıdığım avukat, sonradan
MHP milletvekili
oldu.
Avukat Nedim Özbaş’ta yanıbaşımızdan geçenlerdendi…
O anki psikolojisi nedir, nasıl böyle bir körleşme içinde,
bir bakışla görme tebessümüyle bile bize dair olamamıştır?
Bunu bilemem.
Lakin bildiğim o anın bende ki kabulü ciddi ciddi bir
yalnızlık psikolojisiydi.
Hem de öylesine
komik, bir o kadar da trajedik,
bir haldeydik ki…
Yediğimiz onca dayağın acısına aldırış etmeden bir donla,
çıplak duruşumuza kahkahalarla gülmemizdi.
Ciddi bir sinir boşalması yaşamanın da bedelini ,
artı bir
dayak faslıyla ödedim.
Resmi üniformasıyla alay ettiğimi sanan yüzbaşı,
ağzımı burnumu kırıp,hıncını, öfkesini, şiddetle
üstümde
tescilledi.
Günler sonra kovuşa geçmiş, yaralarımın sızısıyla,
zaman
yorumu yaparken…
Arama yapılacağı için koğuş bahçesinde sıraya
girmiş
bekliyorduk.
Koğuşta ki yatak
aramaları bitip, sıra bizim üst aramamıza
geldiğinde beni gören yüzbaşı:
“Sen bu koğuşta ne geziyorsun?”şaşkın bakışıyla,
beni
sorgulamaya tutdu.
Bende kendimce aynı dik duruş tavrıyla
cevap verdim;
“Asıl siz ne geziyorsunuz burda?”
“Ulan bırak bu edepsizliği öyle değil, sen Ülkücümüsün ki?
diye
şaşkınlığını ifade etti.
“Tabi ülkücüyüm ne oldu komutan!deyince de…
Madem ülkücüsün niye dan dun konuşup,diklenip,
bir sürü sopa
yedin?demez mi…
İşte o zaman anladım ki yüzbaşı beni de tavır
ve
duruşlarımdan dolayı solcu sanıp dövmüş.
Malum onun Ülkücü mahkum tanımı, el pençe,
divan
duran,garip, ezik ,pişman itaatkar
olmaktı…
Böyle bir kabulün tersi duruş sergileyince de
otomatikman solcu oluyorsun.
Bu tür muhataplıkları
bizzat yaşadığımdan dolayı da,
hiçbir zaman “Omuzu tüfeklilere”ekstra
bir sempatim olmadı.
Noktasal yapı kusurları deyip,geçiştirmedim
yaşadıklarımı…
Cezaevinden çıktıktan sonra da aynı ,
Omuzu Tüfekliler” taifesinin zihniyetiyle;
Ordunun siyasete müdahalesine karşı olan yazarlar,
içinde gösterilerek andıçlandım.
İşkence tezgahlarına bizi dahil eden yüzbaşı
gibi birçok rütbeli asker MHP’ de,
üst düzey yönetici oldu.
Darbe Konsey üyesi,” Nejat Tümer “dahil birden
fazla darbecinin…
Bizzat bizim tasarrufumuzla terfi ettirilerek,
bu tür gayri meşru oluşumlara taşınmasında ki,
pay ve katkımızın ne olduğunun sorgulanması
taraftarıyım.
Tabi ki kurumsal yapı olarak,kurumsal muhataplık
acısından suçların şahsiliğine inanmaktayım.
Düşüncemi beyanla “Ordu- Asker”düşmanlıgı
suçlamasına yönelik tedbirimi de ifade
beyanımla alıyorum.
Evet işkenceye, darbeye her ne sebeple olursa
olsun karşıyım.
Ve hiçbir yorum adına da tölerasyona
taraftar değilim.
Bazı arkadaşlar!
Darbenin eni, çapı, yanı, boyu üzerinde
işaretlemelerde,
bulunan yazılar kaleme aldılar.
Kimi darbenin doktorlarını, kimi darbenin
halkını yazdılar.
Nihayetinde bunlar bir işaretleme…
Ya da tarihe not düşme…
Darbe mağduriyeti üzerinden” Kültür kodları”
tanımlanan bir siyasi hareketin!
Darbe muhataplığı üzerinden olgu okuması yapma
durumu olası bir farklılığa işaret edecek değildir.
Darbe muhataplığını
tevil ve tefsire tabi tutmadan,
hukuk ve adalet referansıyla hareket eden
bir tasavvur!
Darbenin adını,enini,çapını,yanını ve içini…
Doğru kodlamaya tabi
tutarak,tasarrufun
netliğine, bahane bulmadan,
handikaplara düşmeden!
Olgu ve olayı net okuma idrakinde olur.
Çünkü bütün aşkınlıklar dilin yanlış kullanımıdır.
Ve Devlet sizi nerenizden yaralamışsa kimliğiniz
de oradan şekillenir.
Şirket Devlet,Teknik Devlet,Üniformalı Devlet,
Üniformalı Devlet, Bahçeci Devlet,
(Kampus zihniyetli-1-),
Sosyal Devlet, gibi zihniyetler inşası değişim
ve dönüşümde tanımlanıp,adlanmaları
söz konusuyken…
“Yıkılsın Düzen Kurulsun Devlet!”
Sloganıyla ruhuna düşman,öz çocuklarını
boğan, vuran,asan…
Denge de istikrar adına;
Bir sağcı bir solcuyu sehpada sallandırarak
hüküm koyan…
Garip ve garabet bir zihniyetimi davetkardık?
Sorusunu muhataplıkla alakalandırdığımız zaman(…)
Muhakeme ve muhasebe şimdi tasarrufunu,
doğru
adlandırıp,kimliğimiz ve kişiliğimiz de
darbecilerin, yerinin ve bizde ki karşılığının tanımını
şekillendirecektir.
Dünkü ve bu günkü darbecilere karşı oluşan
tasarruf ve tasavvurun bendeki okunuşu;
Aklım mantığa yürüdü…
Ruhum kendini kustu…
1-Bahçeci Devlet,
ifadesinin MHP Genel Başkanı”
“ Devlet Bahçeli ile
alakalı bir ifade değildir.
Sosyolojik bir kuram tanımlamasıdır.
Yunanistan da ki Devlet şekli bu model
işaretlemesine örnektir.
Yanlış yorum ve
anlamalara sebep vermemek
adına bir açıklamadır.