Geçtiğimiz Cumartesi günü entelektüel seviyesi yüksek bir grup ülkücü arkadaşımızla Azerbaycan’ın en büyük muhalefet partisi olan Azerbaycan Halk Cephesi Partisinin yayın organı Azadliq gazetesinin Genel Yayın Müdürü Qənimət Zahid ile birlikteydik. Azerbaycan ve genel olarak Türk Dünyası üzerine uzun uzun sohbet etme imkânı bulduk. Bundan bir süre önce MHP içindeki Aliyev yanlıları ile ilgili bir dizi yazı yazmıştım. Yazımda kastedilen kimselerin taraftarlarından kendilerini ele veren ilginç tepkiler gelmişti. Ganimet Zahit ile yaptığız sohbet sonrasında bir kez daha emin oldum ki yazdıklarımın tamamı doğru olmakla birlikte birçok husus eksik bile kalmış!
Rahmetli Elçibey’e yönelik girişilen uluslar arası darbenin bir ayağının da Türkiye olduğunu ve Türkiye’den Demirel’in Aliyev’e darba öncesi gönderdiği 100 milyon doların darbenin finanse edilmesinde kullanıldığını, Aliyev’in Kürt asıllı bir baba ile Ermeni asıllı bir anneden doğma olduğunu (kimsenin etnik kimliği ile kesinlikle bir sorunumuzun olmadığını ve burada Kürt asıllı baba ile Ermeni asıllı anne derken adı geçen etnik kimlikleri aşağılama kastı taşımadığınızı, sadece Aliyev’in PKK’nın kuruluşundaki rolü ve Ermenilerle yaptığı anlaşmayı vurgulamak için etnik kimliğine vurgu yaptığımızı da belirtelim), Aliyev’in bu etnik kimliğinden dolayı SSCB’de yükseldiğini, Aliyev’in Nahçivan özerk bölgesinde meclis başkanı olduğu sırada merkezi Azerbaycan hükümetinden bağımsız olarak Ermenistan Devlet Başkanı Petrosyanla bir saldırmazlık anlaşması imzaladığını, buna rağmen antlaşmadan haberi olmayan Azerbaycan’ın saldırı ihtimaline karşı Nahcivan’da bir ordu tuttuğu gibi detayları tam olarak bilmediğimden dolayı önceki yazılarımda yer vermemiştim.
Rahmetli büyük lider Elçibey’in emaneti olan Azatlıg Gazetesinin (ki hâlihazırda Azerbaycan’ın en büyük muhalefet gazetesidir) genel yayın müdürü olan Ganimet Zahit sohbete katılan arkadaşların tamamının MHP’li ve ülkücü olmalarından yola çıkarak “MHP’nin Türkeş’den sonra izlediği Türkçülük siyasetinin Azerbaycan halkında derin bir hayal kırıklığı yarattığını” ifade etti. Bizde MHP’nin esas itibariyle Türkeş’ten sonra Türkçü değil Türksüzlük siyaseti izlediğini ve Türkiye’deki ülkücüler/milliyetçiler arasında da büyük bir hayal kırıklığı yarattığını söyledik! MHP’nin demokratik Türkçülük değil stratejik Türkçülük siyaseti adı altında Türkleri bulunduğu ülkelerin dikta ve otoriter rejimlerine mahkûm eden bir siyaset izlediği gerçeğinin altını çizdik!
Demokratik Türkçülük ile stratejik Türkçülük meselesinin biraz etraflıca analiz edilmesi gerekmektedir. Demokratik Türkçülük derken biz; Türkün, müslümanın velhasıl nihai olarak insanın daha mutlu olarak yaşamını sürdürebileceği, insan hak ve hürriyetlerinin teminat altına alındığı, aynı dili konuşan milletlerin bir arada yaşamasının mümkün kılacak bir demokratik egemenlik siyaseti sürdürülmesini, Türklüğün çoğunlukta olduğu bölgelerde özgür ve demokratik devletler altında bağımsız olması, Türkün azınlıkta olduğu ve bağımsız olmasının somut koşullarının olmadığı yerlerde demokratik hak ve hürriyetlere sahip bir şekilde kendi kültürünü koruyarak hür insanlar olarak yaşamasını kastediyoruz. Demokratik Türkçülük
vizyonu temel olarak insan olarak Türkü, müslümanı ve insanı temel alan bir yaklaşımdır.
MHP genel merkezinin de etkisi altına girdiği yeni palazlanan ulusalcı zevatın ileri sürdüğü stratejik Türkçülük ise birey olarak da millet olarak da Türkü, müslümanı ve insanı temel almayan, daha çok devletleri, rejimleri ve ideolojileri temel alan, bu bakımdan egemen ve emperyalist devletlerle ittifaklar/panklar arayan(ancak ittifak yapmak istedikleri ülkelerin bundan haberleri yoktur) ve kendi kendine gelin-güvey olmuş soyut bir siyaset dilidir. Bu siyasete somut bir örnek vermek gerekirse mesela Musul-Kerkük Türklüğü ile ilgili stratejik düşünen ulusalcılara göre, sorun Kürt meselesi bağlamında Türkiye’nin güvenlik sorunudur. Ulusalcılara göre oradaki Türklerin yaşamsal varlıkları Türkiye için tampon bölge olma vasıflarını sürdürdükleri sürece önemlidir. Bu nedenle geçmişte bu ulusalcılar Türklere yapılan Saddam zulmünü “stratejik çıkarlar” bağlamında görmezden gelmişlerdir. Aynen şimdi Suriye’deki Azerbaycan’daki zulümleri “antiemperyalizm” adına görmezden gelmeleri gibi. Bu bakımlardan stratejik Türkçülük esas itibariyle Türkçü değil Avrasyacı, ümmetçi, üçüncü dünyacı gibi nitelemeleri hak etmektedir.
Ancak biz ulusalcılardan, AKP’den ve devletten de bağımsız sivil milliyetçi/ülkücüler olarak Adriyatik’ten Çin seddine kadar Türkçe konuşan tüm halkların demokratik özgürlük mücadelesine destek olmak ve Türkiye’de bu yönde kamuoyu oluşturulmasının mücadelesi içinde olmalıyız. Arapların demokratikleşme çabalarına destek olan AKP’nin Türklerin demokratikleşmesi hususunda ise ulusalcılardan farklı düşünmediği ve stratejik olarak Rusya/Çin/Iran eksenli bir siyaset izlediğinin bilinmesi gerekir.
Arap ülkeleriyle farklı sosyo-kültürel ve politik paradigmalara sahip bulunan Türk cumhuriyetlerinde ki demokratikleşme hareketlerinin potansiyel olarak şiddetle bastırılma olasılığına rağmen Araplardakine benzer sonuçlar doğurmayacağı açıktır. Türk devletleri netice itibariyle laik sosyal yapılara sahiptirler ve Türk cumhuriyetlerinin hiçbirinde(bir parça Özbekistan’da İslami bir hareket olmasına rağmen) bir teokratik devlet tehlikesi söz konusu değildir.
Ganimet Zahit Azerbaycan’da diktatörlüğün yıkılabilmesinin en önemli koşulunun Türkiye’nin muhalefete vereceği destek olduğunu söyledi. Ancak hâlihazırda Azerbaycan muhalefetinin Türkiye’de muhatap bulamadığını ve Türk basınının özgür bir basın olmadığını, Azerbaycan’la ilgili tüm haberlerin iktidar yanlısı bir perspektiften verildiğini dile getirdi. Bizde Türk basınının büyük sermayenin kontrolünde olduğunu, bu sermayenin ise basın dışında birçok sektörde faaliyet yürüttüğünü ve medya patronlarının Azerbaycan’la ticari ilişkileri olduğunu ve bu sebeple Aliyev karşıtı bir yayın izlemelerinin mümkün olamayacağını, ama son tahlilde Azerbaycan’da büyük halk hareketleri olursa Türk medyasının buna kayıtsız kalamayacağını belirttik.
Türkiye’de Türk Dünyasındaki geleneksel milliyetçi/demokrat hareketlerin tercümanı olacak milliyetçi/ülkücü bir gazeteye ihtiyaç duyulmaktadır. Oysa kendilerine milliyetçi/ülkücü diyen Yeni Çağ ve Ortadoğu isimli siyasi yelpazede ülkücülerin, hatta
ideolojik olarak CHP’nin bile solunda yer alan iki gazete var. Ama bu gazeteler birilerinin tetikçisi konumundan öteye bir haber/yorum gazetesi olmadıkları gibi üçüncü dünyacı sol perspektiften yayın yapmaktadırlar. Bu gazeteler Türkçülük değil daha çok siyasi olarak Rusçuluk, Çincilik, Arapçılık ve İrancılık yapmaktadırlar!
İbrahim DİLMAÇ
21.02.2012