Mezhepçilik Hezeyanı

Cübbesi ile tanınan bir hocaefendi mezhebi hassasiyetleri öylesine kaşıyor ki adeta yangına körükle gidiyor.

Mezhepçilik Hezeyanı

Cübbesi ile tanınan bir hocaefendi mezhebi hassasiyetleri öylesine kaşıyor ki adeta yangına körükle gidiyor.

17 Aralık 2016 Cumartesi 10:43
3531 Okunma
Mezhepçilik Hezeyanı

Mezhepçilik Hezeyanı

Bölgede devam eden çatışmaların temel nedeninin siyasi değil, mezhebi olduğu görüşü halklara benimsetilmeye çalışılıyor.

Ortadoğu mezhep ateşiyle yanıyor. Mezhepçi hezeyanlar tüm ümmeti saracak şiddete ulaştı.

Bölgede devam eden çatışmaların temel nedeninin siyasi değil, mezhebi olduğu görüşü halklara benimsetilmeye çalışılıyor.

Suriye'de devam eden vekalet savaşının tüm faturası ümmete yazıldı, yazılmaya devam ediyor.

Suriye'deki iç savaşın nedenleri üzerinde yeterince tartışıldı. Benim dikkat çekmek istediğim husus, bu savaşın ümmeti bölecek, birbirine düşürecek seviyeye taşınmasıdır.

Suriye'de ölenlerin Sünnisi, Şiisi, Alevisi, Hristiyanı ile tüm bir halk olduğu gerçeği göz ardı ediliyor. Türkiye medyasında, ölen Sünnilerin; İran medyasında, ölen Şiilerin/Alevilerin üzerinden yapılan spekülasyonların hiçbiri hakikati temsil etmiyor.

Ak Parti iktidarı gerek Suriye, gerekse Irak'ta devam eden kaosa hep Sünni ulus devlet refleksi ile yaklaştı. Karşı tarafta olanlar Şii ya da Alevi ise Sünniliği öne çıkaran, Kürt ise Türklüğü öne çıkaran bir pozisyon alındı.

İktidarın bu yaklaşımı, medya tarafından abartılarak halka pompalandı. Türkiye İslamcılarının büyük kısmı da bu manipülasyona bilerek ya da bilmeyerek destek oldu.

İktidarın mezhebi ve etnik ayrışmaya hizmet eden bu politikasının siyasi ve sosyal sonuçlarının nasıl bir vehamete dönüşebileceği üzerinde hiç kafa yorulmadı.

Devleti yönetenler çeşitli platformlarda mezhepçiliğe ve ırkçılığa karşı olduklarını ifade etseler de, uygulamada bu söylemin tam tersine şahit oluyoruz.

Halep'teki dram üzerinden medyada, özellikle de sosyal medyada devam eden tartışmalar bu ülkenin geleceğini dinamitleyecek cinsten...

Yavuz Sultan Selim-Şah İsmail ikilemi üzerinden Türkiye alevilerinin tehdit edilmesine kadar varan bir süreci yaşıyoruz.

Cübbesi ile tanınan bir hocaefendi mezhebi hassasiyetleri öylesine kaşıyor ki adeta yangına körükle gidiyor.

Hükümet yetkilileri de çıkıp bu gidişe dair tek bir yorumda bulunmuyor. Suriye'de ve Irak'ta devam eden savaşların temel saiki siyasidir, mezhebi değildir demiyor. Gerilimi görmezden geliyor.

Hükümetin bu duruşunun ağır bir bedele dönüşmesinin endişesini taşıyoruz. Kürt sorununun çözümünü salt güvenlikçi politikalara havale ederek sorunu çözme iradesinden uzaklaşan iktidar, şu ana kadar barışçıl olarak müzakere edilen Alevi sorununun da son gelişmelere paralel olarak tehlikeli bir evreye sıçraması ihtimalini göz ardı ediyor.

Suriye'de Bayırbucak Türkmenleri ve Irak'ta Telafer Türkmenleri üzerinden ortaya konan hassasiyetler daha çok Türkiye halkının siyaseten manipüle edilmesini sağladı. Suriye'de Türkmenlerin bir kısmının rejim yanında, bir kısmının da muhalif saflarda savaştığı gerçeği karartıldı. Irak'ta Telafer Türkmenlerinin %80'inin Şii olduğu gerçeği de hiç gündemleşmedi. Milliyetçi ve mezhepçi refleksleri besleyecek haberler üretilerek iktidarın bölgesel politikalarının karşısında duranların şeytanlaştırıldığına şahit oluyoruz.

İran'ın da reel politik adımlarının bölgedeki mezhepsel fay hatlarını nasıl etkileyeceği hesaplanmadan atıldığı görülüyor.  İran'ın Irak ve Suriye coğrafyalarındaki muhtemel gelişmelerin doğuracağı riskleri ve ümmet psikolojisi üzerindeki olumsuz etkilerini yeterince analiz etmediğine tanık oluyoruz.

Ortadoğu'da kaybedenler sadece ve sadece Müslümanlardır. Ortadoğu'da kazananlar ise emperyalist ülkelerdir.

İran ve Türkiye'nin bilek güreşi yapmayı bırakıp Suriye ve Irak'ın toprak bütünlüğü ve bölgesel barışın sağlanması üzerinden tam anlamıyla bir işbirliği gerçekleştirmeleri tek çıkış yoludur.

İran-Türkiye rekabeti artık halkları ve mezhepleri karşı karşıya getirecek bir boyuta ulaşmıştır. Bu iki ülkenin ümmeti fesad bataklığına doğru götüren bu rekabeti bırakıp, ümmetin maslahatı doğrultusunda ittifak etmeleri bir zorunluluktur.

Milliyetçi ya da mezhepçi hezeyanlarla Müslüman halkları şeytanlaştıran her tavra karşı ayağa kalkmak mecburiyetindeyiz.

Etnik ve mezhebi ayrışmaya imkan vermeyen bir hatta yer almalıyız.

Bugün yaşadığımız bu kopuşu engelleyemezsek, ahirette hepimizin hesabı çetin olacaktır.

 

Serdar Duman

Yükleniyor...
Son Güncelleme: 17.12.2016 10:43
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.