İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, katıldığı canlı yayınında 6'lı masanın cumhurbaşkanı adayına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Akşener, Yavaş ve İmamoğlu'nun cumhurbaşkanı adayı olması halinde "hayır" demeyeceklerini söyledi.

Habertürk canlı yayınında gazeteciler Serap Belet ve Kürşad Oğuz’un sorularını cevaplandıran Akşener, "İkisinin de adaylığının, bizimle ilgili olmadan çok konuşulduğu dönemde ve hiçbir genel başkanın adının geçmediği dönemde bana sorulan soruya partinin görüşü olarak 'iki belediye başkanı arkadaşımızdan birinin aday gösterilmesi halinde hayır demeyeceğiz'diye televizyonlardan söyledim. Ne Ekrem Başkan'la ne Mansur Başkan'la adaylık üzerine herhangi bir teklif veya başka bir görüşme olmadı. 'İmamoğlu'ndayız'tweetinden önce 'Kozan'dayız' demiştim, niye kimse üzerine alınmadı." diye konuştu.

"OLMADIĞIM ŞEY KALMADI"

Akşener'in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

"Çok uzun zamandır ayrı ayrı çalışıyoruz. Bütün anket şirketlerine saygım sonsuz. Çeşitli yöntemler kullandıkları için farklı farklı sonuçlar çıkıyor. Dolayısıyla olumlu, olumsuz beyanda bulunmam doğru değil. 6 şirkete grup üyesiyiz. Onlarla özel çalışma yapmıyoruz. Oradan gelen veriler ve sorular üzerinden kendimizi de değerlendiriyoruz. Bizim bir de butik bir şirketle il çalışmamız var. Mesela 45 il yaptığımızda aşağı yukarı 35-40 bin civarında denekle yapıyoruz. Her ilçenin sonu ve il sonuçları hesaplanarak. İlçe, il bazında, demografik anlamda, hangi zilin çalıması gerektiğini anladığımız çalışma biçimi. Türkiye geneli sonucu çok ilginç; Batı ve İç Anadolu'da hakikaten bizi mutlu edecek ilerleme var. Ben oraya Selçuklu coğrafyası diyorum. En zor yer Selçuklu coğrafyasıdır. Gittikçe burada ipin ucu kaçtığı zamanda, isnadlarda, iftiralar çok fazlaya gittiği zaman tersine dönüyor. Eleştiride sorun yok; iftiradan bahsediyorum. Olmadığım şey kalmadı benim. En basitinden dış güçlere kadar giden iftira, ağır şeyler. Orada ipin ucu kaçtığı zaman size doğru dönüyor, seçmen kendi geliyor. Batı illerinde çok yüksek. Örneğin İstanbul'da 8.1 alarak 8 milletvekili çıkarmıştık. Şu anda 6-5-6 şeklinde görünüyor. Yüzde 14.5 ile. Şu anda İzmir'de CHP'nin sabit seçmeni duruyor. AK Parti 10 puan düşmüş durumda. Biz şu anda ikinci partiyiz. Bursa, Balıkesir, Aydın benzer durum. Mersin'de 4 milletvekili çıkacak. Adana, Antalya, Muğla gibi. Konya zor yerlerden birisi. Kayseri, Erzurum, Sivas, Malatya, Elazığ'da çok rahat milletvekili çıkaracağız. Maraş'ta ciddi manada oyumuz yükselmiş durumda. Bu oylar AK Parti ağırlıklı olarak bize geliyork. 7.3 civarında MHP'den bize geldi. AK Parti'den 7'nin üzerinde oy MHP'ye gitmişti.

"HDP'DEN CHP'YE OY GİDER"

CHP seçmeni şehirli, sorgulayıcı, seküler, orta sınıf seçmen. Çok sorgulayıp, takip eden seçmen. Kendi partisini aşırı eleştiren seçmen. Sabit ve sadık bir seçmen. Bu iktidarın mutlaka gitmesini isteyen bir seçmen. Her yeni kurulan partiyi çok alkışlayan bir seçmen. Çok iddialı bir şey söyleyeyim size. Bir akademisyen, bilim insanı olarak konuşuyorum, siyasetçi olarak söylüyorum. Hep denir ki, 'CHP seçmeni HDP baraj altı kalmasın diye HDP'ye oy veriyor'. 'Yeni kurulan partiye verebilirim' diyor. Ama iş sandığa gidildiği zaman kendi partisine oy veriyor. İddia ediyorum ben HDP'den CHP'ye oy geçer. Çünkü HDP'nin seçmeni SHP'nin seküler seçmeni. HDP'de geçmişte SHP'nin seçmeni olanlar var. ANAP ve DYP'nin muhafazakar seçmeni ister Türk ister Kürt AK Parti'de yer alıyordu. CHP'den batı illerinde, Akdeniz'de, Trakya'da ise ANAP ve DYP'nin seküler seçmeni CHP'ye gitti. Bu anlattıklarım tamamen bilimsel...

Birisi bir söz söylüyor, bir bakıyorum genelleme haline gelmiş. Hikmet Sami Türk beyefendinin zamanında üst düzey Adalet Bakanlığı görevlisinden dinledim. Sayın bakana 17 bin kadar faili meçhul dosya var. İçinde bunların ekonomiye dair dosyalar var. 1 sene sonra herkes 17 bin 500 faili meçhul var diye konuşmaya başladı. Bir Allah'ın kulu bunu düzeltmedi. Ben İçişleri Bakanı olduğum zaman, terörle mücadelede harcanan bir miktar vardı. İktidar değişti, bir iktidar daha değişti, o dönemin Adalet Bakanı birden bilmem kaç milyar dolara gidene bir rakam ortaya çıktı. O da yanlış. Şimdi dönersek o masanın karar vereceği kişi herhangi bir siyasi partinin genel başkanı olursa o partinin oylarının uçacağına dair kanaat oluştu. Bu durup dururken. Buna dair bir araştırma görmedim. Benim işim gücüm çalışmak. 2,5 yıl esnaf gezdim. Hangi insan bu kadar sürekli yapabilir. Bütün projelerin tamamı oralardan alınan verilerin ışığında hazırlanmış projeler. O masanın seçmeni, eğer biz birbirimize düşersek, inatlar uğruna yanlış olursa, o zaman hepimizin saçını başını seçmen yolar!"

"BÜTÜN KESİMLERİ KUCAKLADIĞIMIZ İÇİN DAVET EDİLİYORUZ"

Bizim üzerimizde şöyle bir şey var. Sayın Erdoğan habire davet ediyor bizi. Muhalefetin insanı olduğunu iddia eden kanaat önderleri diyelim adına. Bize akıl fikir verenler, Allah razı olsun her birinden. Bu arkadaşlarımız her dakika benim hemen kalkıp, gideceğimizi düşünüyor. Seçmeni en sadık parti biziz. Çok sorgulayıcı şehirli, milliyetçiliği olan seçmen. Hem muhafazakar hem sekülerlerin bir arada bulunduğu bir seçmen kitlesi. Biz de muhafazakar değerler üzerinde hayat kurmuş seçmenler de var. İki tarafın da istediği bir şey var; makul. Makul bir dil, makul çözümler, makul duruş. Muhtemel olarak gidermişiz gibi hava estiriliyor. O seçmeni de hiç çalışmadıkları için sıfır bilgi olduğu için seçmene hakaret diyorum. Diyelim ki, Akşener gider, seçmen kalır, böyle bir durum yok. Kimine göre 16,5, kimine göre 18,5 isek, batı illerinde çok yüksek isek. Biz niçin davet ediliyoruz? Bu seçmen için davet ediliyoruz. O seçmenin yerinde kalacağını söylemek ahmaklık. İster yüzde 16 diyelim, ister 18.7'yi baz kabul edelim. Yüzde 9 puanlık oyun hakkında konuşmak yanlış. Bu seçmene saygısızlık.

“BİZ O MASADAN KALKMAYACAĞIZ”

Biz o masadan kalkmayacağız. Sayın Erdoğan'ın davetine 20 yıldır davet ediliyorum. 2001 yılında sayın Erdoğan beni davet etti. Bir yol gitmeye kalkıştık, baktım ki benim prensiplerimle uyuşmuyor, ayrıldık. Sonra yine davet edildik, hayır dedim. Partimizi kurduk, 2017'den beri zaman zaman davet ediliyoruz. Sayın Erdoğan'ın nice icabet etmiyorum? Bir sayın Erdoğan yandaş zengin ediyor, ben milletin zengin olmasını istiyorum, sayın Erdoğan tek adam sistemini istiyor ben halkın kamil olmasını istiyor. Sayın Erdoğan istibdattan yana ben hürriyetten yanayım. Ben sizlerin her kelimeyi düşünerek konuşmanızı istemiyorum. Ben demokrasinin varolduğunu, bizim gibilerin eleştirilebildiği, oradan kendini düzelttiği bir Türkiye istiyorum. Enes, Ecrin, Furkan'ların 3 yaşında, 4 yaşında kemiklerinin sayıldığı, kapağı kırık buzdolaplarının içinde hoşaf ya da mercimek çorbasından başkasının olmadığı evlerin olmadığı, tuhaf arabalı, tuhaf ayakkabılı o gençlerin olmasını istemiyorum. Ben devlette okuyan öğrencilerin, 15 .1 milyon öğrencinin yemeklerinin devlet tarafından ücretsiz verilmesini istiyorum.

Belediyenin tablet dağıttığını ama yandaşların çocuklarına verildiğini söyleyen Oktay'lar gördüm. Ağrı'dan, Aydın'dan, Van'dan bahsediyorum. Bütün evlere internetin bedavadan verilmesi gerektiğine inananlardanım. Birilerinin uçtuğu, semirdiği birilerinin açlıktan nefesinin koktuğuna inanıyorum. Benim tabirimle kumar masası gibi düşünürsek, sayın Erdoğan şuraya sürüyor. Sayın Erdoğan beni kumar masasına davet ediyor demiyor. Ben Cumhur İttifakı'nın oluşturduğu birlikteliği bir anlayış olarak kumar masası diyorum. Bunun yanlış olduğunu söylüyorum.

"SAYIN ERDOĞAN KEŞKE BİZLERİN DE CUMHURBAŞKANI OLABİLSE"

Sayın Erdoğan'ın bana özel birini gönderdiğini söylemiyorum. Olsa söylerim. Böyle bir durum yok. Ama diyelim ki x kişi 'arkadaş bunların ikisi yanyana gelsin Türkiye'ye ferahlık gelecek' diye vazife edinen insanlar var. Bir Cumhurbaşkanının bir siyasi parti genel başkanıyla kamuoyuna açık, şeffaf biçimde görüşmeyi talep etmesinin sakıncası yok. Sadeci bizim değil bütün partiler liderleri açısından. Sayın Erdoğan'ı çok eleştiriyorum ama netice itibariyle bu ülkenin Cumhurbaşkanıdır. Keşke bizlerin de Cumhurbaşkanı olabilse. Ama Cumhurbaşkanı makamının saygı değer olduğunu düşünenlerdenim. O gün Başkanlık Divanı yapmıştık. İki binamız vardı. O binada odası olan arkadaşlarla yaptık. Yoksa Başkanlık Divanı ile çektirirdik.

Bizim partimizin hiçbir üyesi bir televizyona çıkarken beni arayıp, bırakın izin almayı, söyleyeceğiniz bir şey var mı sormaz. Her birimiz başka alanlardan geldik. Bulunduğumuz siyasi partilerde nereye kafana göre çıkacaksın, sizin yaptığınız televizyona çıkma teklifini dahi sormak mecburiyetindeydik. Bu travmatik nedenlerden dolayı bizim partimizin özelliği, insanların partinin genel çerçevesinin dışına çıkmadan kendi fikirlerini söyleyebilme özgürlüğü. Yavuz Bey kendi fikrini söylemekte özgürdür. Bugüne kadar onu hep yaptı. Sadece Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili değil. Her konuda, beni de eleştirir televizyonda sayın Ağırailoğlu. Kendi fikridir, bu fikirler İYİ Parti'nin görüşleri olarak serdedilemez.

"ENGİN BEY YANLIŞ YAPTI"

Engin Altay'ın da konuşmasını yanlış buldum. Yavuz Bey'i tanıyorum. Keşke yapmasaydı diyorum. Paylaşmıyorum. Bu kadar önceden bunların konuşulmasını doğru bulmuyorum. O fikirlerini ben söyletmedim, o fikirlerini söylemiş olmasının benim açımdan kendi fikri olmasında bir sakıncası yok. CHP'de de fikir serdeden çok kişi var. Bizde de konuşulur. Ama sayın Kılıçdaroğlu'nun kulağını çekmesi istenmez. O yüzden Engin Bey'in yaptığı yanlış. Biz bir siyasi partiyiz, geçmişteki uygulamaları beğenmediğimiz için siyasi parti kurduk.

Adayların bu kadar konuşulmasını doğru bulmuyorum. Çünkü o masada adaylarla dair tek kelime yok. 6 siyasi partinin genel başkanlarının, yöneticileri, o partinin mensuplarını hepimizin Cumhurbaşkanı adayı olmasını isterler, bu normal. Sayın Kılıçdaroğlu'nun, sayın Babacan'ın, sayın Davutoğlu'nun, sayın Uysal'ın, sayın Karamollaoğlu ve benim aday olmamı isterler. Bu normal. Cumhur İttifakı sürekli olarak masayı adaylık için dürtüp duruyor. Önce güçlendirilmiş parlamenter sistemini çalıştık. Bunu kamuoyuyla paylaştık. Geri bildirimlerle yeniden düzenliyoruz. Sonra dönüldü, bunun anayasaya uygulanmış haline çalışıldı. Bir şey daha çalışılıyor. Biz adayı gösterdiğimiz gün.

"PAZARTESİ SEÇİM KARARI ALSINLAR, SALI GÜNÜ ADAYIMIZI AÇIKLAYALIM"

Sayın Erdoğan ve arkadaşlarına sesleniyorum; Pazartesi seçim kararını alsınlar Salı günü adayımızı açıklayalım. Biz İYİ Parti olarak Macaristan seçimlerini de çalıştık. Biz öğrenen bir organizasyonuz. Bizim çalışmalarımız aday göstereceğimiz arkadaşımızın da elinde. O da imzasını atacak. Diyelim sizi aday gösterdik. Siz bizim sizden ne istediğimizi bilerek geleceksiniz. Bir sistem bozukluğu üzerinden biraraya geldik. Ortak olduğumuz noktalarda birleşebiliyoruz, farklılıklarımıza saygı duyuyoruz. Ekonomist arkadaşlarımız 9 madde ile başladı 72 konu başlığına dönüldü. Aday olacak arkadaşımızın seçim bildirisini, vaatlerini, programını, projelerini hazırlıyor. Aralık ayın sonunu bulur herhalde. Dediğim çalışmada, bizim de ve diğer partilerin ekonomi, eğitim, hukuka dair ortak görüşleri var. Herhangi partinin değil hepimizin.

İYİ Parti başta olmak üzere ekonomi, istihdam, tarım, eğitim ve hatta göç meselesine dair yaptığı çalışmalar var. Yarın sayın Kılıçdaroğlu bir vizyon belgesi açıklayacak. O da CHP'ninkini açıklayacak. O da CHP'nin olacak. Onun içinde de muhtemelen çalışmanın içerisine girecek ortak noktalar vardır.

Macaristan seçimlerinde partiler ayrı bir yol tuttular. Seçilen arkadaş partilerle başka yerlere serpildi. O ayrı bir şey anlattı, partiler ayrı bir şey anlattı velhasıl kelam iş çorba oldu ve kaybettiler. Biz buradan ders çıkardık.

DEVA Partisinden çok saygı duyduğum arkadaşımız 'Eğer Hüseyin Baş gelirse partiden istifa ederim' dedi. Saygı duydum, ağzımı açmadım. O masaya ben Hüseyin Baş beyefendinin teklifin ilettim. Çok hoş bir şey çıktı. 'Biz çalışıyoruz, sıfırdan bir arkadaşımızın olması problem yaratabilir, ama arkadaşlarımızın başka partilerle işbirliği yapabilir' dendi.

"İSTANBUL'UN ALINMASI BENİM İÇİN ÖZEL HEDEFTİ"

Millet İttifakı var 2018 4 parti. 2019'da iki partilik 31 Mart'a giderken seçim ittifakı var. Sonra da sayın Kılıçdaroğlu'nun ev sahipliğinde ilk bizlerle ilgili irtibata geçen sayın Davutoğlu'ydu. Gelip bizlerle konuştu. Benimle, sayın Kılıçdaroğlu ile ayrı ayrı, sonra üçümüz birlikte yemek yedik, kamuoyuna açık şekilde. Sayın Kılıçdaroğlu bu sefer 6 siyasi partiyi davet etti.

İstanbul'un alınması benim için özel hedefti. Bursa'nın alınması da öyle. Ekrem Bey'in adaylığımdan hiç haberim yoktu. Kendisini tanımıyordum. Sonuç itibariyle kesinlikle alacağımıza, kendisine de söyledim. Bu arada gazetecilerle, CHP'lilerle de ididaya girdim. Ben kazanılacağına inandım. 13. Cumhurbaşkanı 6'lı Masa'nın aday gösterdiği kişi olacak. Bunu bir kenara koyduk. Kemal Bey bizi davet etti. Oturduk, bakıldı. Güçlendirilmiş parlamenter sistem çıktı. Kemal Bey bana dedi ki, 'Meral Hanım siz yapın' dedi. Ben de bu bir hiyerarşi doğurur. Harf sırasına göre yapalım dedim. CHP teklifin sahibi. Sonra DEVA, Demokrat Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisi.

"6'LI MASADA HERKESİN ADAY OLMA HAKKI VAR"

6'lı Masa'nın Cumhurbaşkanı'nı seçme eylemini Kemal Bey koydu. 6'lı Masa'dan bu adayın çıkacağı tutumunu veya sözünü veya duruşunu Kemal Bey koydu. Eylül 2021'de Halk TV'de 'Ben Cumhurbaşkanı adayı değilim' dedi. 6 Masa'da her bir şahsın aday olma hakkı, heyecanı var. Bunun adı feragattır. Ama 31 Mart'ta o masaya oturup bu büyükşehirlerin alınması için 'burası sizin olsun' diyebilmek bir fedakârlıktır. Ama benim 'Cumhurbaşkanı adayı değilim' demem feragattır.

Partimiz beni Cumhurbaşkanı adayı etmek için kurulmadı. Türkiye'de en büyük zorluklarla, demokrasi için engelleri yıka yıka, canımız yana yana, elimiz ağzımız burnumuz kanaya kanaya parti kurduk. 2017'deki referandumda birey olarak nasıl çalıştık biliyor musunuz? Herkes kendi cebinden harcarayarak. O referandumda ne söylediysek keşke yanlış çıkaydı. Herşey gerçekleşti. Bu parti Meral Akşener'i Cumhurbaşkanı seçme partisi değil. Bu ülkeyi 'biz daha iyi yönetiriz' diyerek kurulan bir siyasi partidir."

"MANSUR BEYLE ADAYLIK KONUŞMADIK"

Ne sayın Mansur Yavaş'ın benimle ne de benim sayın Mansur Yavaş'la böyle bir konuşmam, hatta bizim ikimizin telefon görüşmesine yaptığına dair kulis bilgisi yayıldı. En son Mansur Bey'le görüşmemiz, kalabılıklarda biraraya geliyoruz ayrıca, partimize Kurban Bayramı öncesinde bir program için Allah razı olsun davetiye getirdi. Oturduk, resmi biçimde davetiyeyi verdi ve gitti. Onun dışında ne bir telefon görüşmesi ne biz özel bir yerde görüştük. Başka bir iddia İstanbul'da çağırmışım, gelmiş konuşmuş. Bunların hiçbiri olmadı. Mansur Bey'e de adı geçtiği için Ekrem Bey'e de hem CHP'nin hem İYİ Parti'nin hem o masada oturan diğer siyasi partilerin seçmenlerinin de sevgisi ve saygısı var. Bütün anketlere ikisi birden konuluyor. Hatta ben aleni bir biçimde, 6'lı Masa'nın mensuplarına da söylemiştim, iki arkadaşımızdan biri bu masada aday gösterilirse hayır demeyeceğiz dedim.

Onlar konuşulurken verdiğimiz cevaptan bahsediyorum. Her iki belediye başkanımıza da. Onlar CHP'nin üyesi ama aynı zamanda bizim de belediye başkanlarımız. Adana'dan Antalya'ya bütün ortak aday gösterdiğimiz belediye başkanlarımızdan Allah razı olsun. İkisi de hem Ekrem Başkan hem Mansur Başkan ikisi de bizi mahçup etmediler.

O masada bulunan 6 kişi böyle bir şey konuşmadık. İkisinin de adaylığının, bizimle ilgili olmadan çok konuşulduğu dönemde ve hiçbir genel başkanın adının geçmediği dönemde bana sorulan soruya partinin görüşü olarak 'iki belediye başkanı arkadaşımızdan birinin aday gösterilmesi halinde hayır demeyeceğiz' diye televizyonlardan söyledim. Ne Ekrem Başkan'la ne Mansur Başkan'la adaylık üzerine herhangi bir teklif veya başka bir görüşme olmadı. 'İmamoğlu'ndayız' tweetinden önce 'Kozan'dayız' demiştim, niye kimse üzerine alınmadı.

"HERKES HAZIRLIĞINI YAPIYOR"

Sayın Babacan 'ben arkadaşlarıma talimat verdim, masanın içinden, masanın dışından havuz yapın' dedi. Masada konuşulmadı ama demek ki yavaş yavaş herkes hazırlığını yapıyor. İYİ Parti'nin sistemi şu. Bir tezkere için bile 3 gün çalıştık. Ondan sonra Suriye ve Irak'a yapılacak olan harekatla ilgili de bizim partimiz çalışıyor. Kendi içinde oyluyor. Sonra da karar verip, paylaşıyoruz. Şimdi başörtüsü mevzusu var. Ben başörtüsü konusunu 6'lı Masa'ya getirdim. Sayın Kılıçdaroğlu bir girişimde bulundu, CHP bir kanun teklifi verdi. Sayın Erdoğan 'ayağımıza pas geldi, ben gol atacağım' dedi. İnsan haklarına dair hak bir gol, pas, bu bir zihniyet meselesi. Burada anayasa maddesi getireceğim dedi. Bir de ikinci madde konulacak deniyor.

Masaya dedim ki, 'Arkadaşlar, bu anayasa metni geldiğinde, bir sürü ortak işler yapıyoruz, dolayısıyla biz burada teklif ediyorum, bir ortak kararla davranalım'. Şimdi CHP ve bizim grubumuz var. Dolayısıyla bazı arkadaşlarımız, izinleri olmadığı için isim isim söylemeyeyim. Sonuçta gelinen nokta, 'gelsin görelim içeriğini ondan sonra karar verelim' dendi. Başörtüsü meselesinin bir kadın kimliği üzerinden tartışılmasından bıktık hepimiz. Bir uçtan bir uca dövüştürülmekten bıktık. Başı açık kadın da bıktı, başörtülü kadın da bitti. Meclis, Ordu, avukat, polis dahil bu iş çözüldü. Sayın Kılıçdaroğlu'nun teklifine saygı duyuyorum. Başörtüsü meselesinin kapanmış bir yara olduğunu düşünüyorum. Açık yaraları konuşalım. Cin şişeden çıktı. Teklifin içeriğini görelim. Bir yola gidildi. Önümüze anayasa teklifi gelecek. Ama ben masanın bu konuda ortaklaşması gerektiğine inananlardanım.

"GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEME GEÇECEĞİZ"

Ben milletvekili değilim. Biz bir uyum oluşturduk, tecrübeli bir grubumuz olduğu için. Ben milletvekili olmadığım için genel kurula katılamıyorum. Sayın Erdoğan da katılamıyor. Sadece Cumhurbaşkanı olarak geliyor, gidiyor. Grubu olup da milletvekili olmayan tek kişiyim. Temel Bey'in teklifi hem milletvekili olsun hem eşgüdüm olsun diye bir teklifi oldu.

Zaten güçlendirilmiş parlamenter sistemine geçilecek. Doğal olarak bir Başbakanlık kurumu tahsis edilecek. 'Ben Başbakanlığa talibim' derken, bu İYİ Parti'nin ülkeyi yönetmeye talibim. Partim birinci parti çıktığında olacak bu iş. Elbette her partinin aldığı oy oranında geçerli. Ben sayın Kılıçdaroğlu ve diğer arkadaşlarla el sıkışarak Başbakanlık istemiyorum ki. Bizim önceliğimiz güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş. İkincisi seçim güvenliğini ortaklaşarak sağlamak, üçüncüsü ise adayı belirleyip seçtirmek. Ondan sonraki fasılların tamamı seçim sonrasında yapılacak işler.

Cumhurbaşkanı milletin seçtiği ama devletin temsilcisi olacak. Denge ve denetlemenin üstünde tecelli ettiği kişi olacak. 7 yıl boyunca ülkenin bütün düzenini sağlayacak. Ama yürütmeyi yürütecek de bir Başbakan olacak. 7 yıl boyunca bu üst düzey görevde olduktan sonra gelsin tekrar milletvekilliğiyle uğraşsın olmuyor. 7 yılda karar alırken, konuya müdahil olurken 'bu bana küser de seçmez mi' diye kendine yatırım yapmak gibi hissiyatı ortadan kaldırıyoruz. Gerçekten çok onurlu bir görev. Türkiye'de yaşayanların tümü açısından bunu düşünmeyecek insan düşünmüyorum.

HDP'ye dair İYİ Parti'nin tutumunu uzun uzun söyledim. Bir süre sonra karşı tarafı incitmeye dönüyor iş. Seçmenleri açısından doğru değil. Biz AK Parti'yi, sayın Erdoğan'ı eleştiriyoruz. 6'lı Masa'da herkes eleştiriyor. Bu o kadar seçmen hiç rencide olmuyor. Ama HDP'nin yöneticilerinin davranış biçimi eleştirilmez mi? Eleştirildiği takdirde bir rüzgar esiyor. 6,5 milyon seçmen rencide edilmiş oluyor! Bunu absürd buluyorum. Bizim seçmen de dahil olmak üzere, seçmen kimsenin malı marabası değil. Bize düşen HDP'si de dahil olmak üzere, biz hizmet etmek üzere, ilkelerimize, hayallerimize, umutlarımıza, projelerimize göre yola çıkmış bildiğiniz siyasi organizasyonlarız. Beğenen oy verir, beğenmeyen eleştirir, 'hadi bir daha ki sefere' der. Bizim oyların tamamını almak görevimiz var. Alırız, alamayız.

Bu ezberler üzerinden konuşulduğunda Türkiye'de perspektifler çarpıtılıyor, yanlış girdiler giriyor, yanlış çıktılar alınıyor. Biz sürekli olarak HDP'nin bilumum Kürtleri teslim ettiğine dair algı ve kanaat hüküm cümlesinden yürüdüğümüz zaman siyasi açıdan yanlış buluyorum. HDP'li seçmenin de oyunu almaya talip, 6'lı Masa'dan çıkacak adayın çalışması gerekiyor. Her yerden oy alması gerekir.

Biz HDP'yle yanyana gelmeyebiliriz. Bunu da söylüyoruz, onlar da söylüyor. Burada sorun yok. AK Parti'nin her bir attığı yanlış adımı kıyasıya eleştiriyoruz, AK Parti seçmeni üzerinden kimse konuşmuyor. Ama iş HDP'nin kurumsal olarak yaptığı, yöneticilerin aldığı tutumları eleştirdiğiniz takdirde birden bire 6,5 milyon rencide oluyor. Bizim 5 milyon seçmenimiz 'Meral Akşener aday olursa HDP oy vermez' diyen HDP'li yöneticilerinin sözlerine rencide olmuyor. Burada herkes için müthiş bir alınganlık oluşmaya başladı. Ben gerçekten Kürtlerin incitilmesini istemiyorum.

31 Mart'ta 29 arkadaşımızın Yeni Şafak Gazetesi'nde kimlik bilgileri, vatandaşlık numaralarıyla yayınlandı bu ülkede. Onların ortak özelliği sadece Kürt olmalarıydı. Büyük çoğunluğu ailelerinde şehit olan, gazi olmuş korucu aileleri...

Hem AK Parti açsından HDP kurumsalı açısından başörtüsü için heyet gitmesini 'hadi bakalım nerde kalmıştık'a benzettim. HDP yöneticilerinin herşeyi söylemeye hakkı var, siz bir şey söylediğinizde hurra etme durumu var. Bunun hem Kürtlere zarar verdiğini hem de seçmenlerimizi rencide ettiğini söylüyorum.

Türkiye ölmez, bitmez ama bir daha parlamenter sistemi konuşarak yapacağımız son seçim. Bir kararname ile herşeyler yapılır. Çıkar tek kişi, giden gitsin, kalan sağlar bizimdir der. 50 milyar liraya maloluyor 15 milyon gencin sabah yemeğinin ücretsiz verilmesi. Böyle bir sistemde 50 milyar oraya vermiyorsunuz, ama 5 kişiye koyuyorsunuz. 24 milyar lirayı Hariri'nin cebine koyuyorsunuz, 14 milyar lirayı Anka Park'tan bahsediyorum iş adamının cebine koyuyorsunuz. KKM'ye koyuyorsunuz. 50 milyar lira tutan 12 ay boyunca verdiğiniz yemeğe hayır diyorsunuz. Demre Belediyemiz bunu yapmaya kalktığında kaymakamlık tarafından yasaklıyorsunuz. Bunlar işte o tek adamlık sistemi.

Ben AK Parti'de olsam, Tayyip Bey için iyi şeyler düşünen biri olsam özellikle bu seçimde bizim göstereceğimiz Cumhurbaşkanı adayına oy verelim. 5 sene yaptı diyelim. Tayyip Bey iki damat dışında kimseyi bırakmadı partisinde. AK Parti'nin son adayı. Furkan, Enes, Ecrin diğerlerini sayabilirim. Bu çocukların anneleri, babaları. Burası genişleniyor. Kalkın gidin denilen gençler. KPSS sınavları, liyakatsizlik, kayrılma. Biz rövanş işlerinden bıktık. Bu Tayyip Bey için de iyi, AK Parti için de İYİ Parti için de iyidir; hukukun üstünlüğü yargının bağımsızlığı, demokrasinin tam ve kamil uygulanması. Bunun için denge ve denetleme mekanizmalarının olması...

Ekonomi aynı zamanda barıştıran bir şey. Ekonomi üzerinden, projeler üzerinden rekabet yapabilirsiniz. Eleştiri baş üstüne. Talep eden anlatmak zorundadır. Biz bu ülkeyi yönetmeyi talep ediyoruz. Birey olarak baktım, gördüm, iletemiyoruz bir şeyi, tam 3 yıldır Türkiye'yi ilçeleri ile beraber dolaştık. Önce görülmedi, sonra görülünce provokasyonlar oldu. Şu anda hazırladığımız pekçok şey, EYT de bunlardan birisi. Esnafların stopaja kadar olan, emekli maaşlarının yükseltilmesine kadar söylüyoruz. En düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olmalı diyoruz. Asgari ücretten vergiyi çıkarın dedik. İşvereni de zor durumda bırakmayın. Şimdi bir şey daha dedik, 6 ayda bir yapmayın, hiç değilse 3 ayda bir yapın dedik. Tek kere yapılıyordu, şimdi en azından 6 aya düştü. Bu bizim sayemizde oldu.

Pandemi dönemindeki önerilerimizin bir kısmını yaptılar. İYİ Parti seçmeni velinimet yaptı. Geçmişte bunlar niye yapılmıyordu? Şimdi olması gereken, seçmenlerin velinimet olması için sorunlarınıza hepimiz farklı çözümler üretmeliyiz. Seçmen de hangisini uygun görüyorsa karar verir. AK Parti'nin atacağı her somut adımın hepsinin olmasını sağlayan sonuçta muhalefet. Emeklilere ikramiye sayın Kılıçdaroğlu'nun teklifiyle oldu, bunu hatırlayın.

Sinan Ateş’in dayısı "tarih verdi" MHP’den istifa etti! Sinan Ateş’in dayısı "tarih verdi" MHP’den istifa etti!

Yarın sayın Kılıçdaroğlu'nun vizyon belgesinde ekonomiye dair bir projeksiyon yapacak. Aynı bizim yaptığımız sanayi teknolojik dönüşüm gibi bir sürü şeyler yaptık. Her partinin var. DEVA'nın, Gelecek Partisi'nin, Demokrat Parti'nin var. Sayın Kılıçdaroğlu'nun açıklayacağı vizyon belgesinde bizimle uyuşan pekçok şey olacak. 9 madde ve 72 altbaşlığa bölünen ekonomi yol haritasında çıkacak. 6 parti aynı konuşacağız diye bir durum. Biz bu arkadaşımız seçildiğinde bunları yapacak diye kefalet koyacağız. Yarın sayın Kılıçdaroğlu'nun söylediklerinden de varolanlar olacak. Sayın Davutoğlu'nun, sayın Babacan'ın söylediklerinden de.

Cumhurbaşkanlığından feragat etmenin nedeni o masadan bir adayın çıkabilmesi, kazanmamız, doğruları söyleyebilmek ve bu sistemde sağduyunun, aklın, vicdanın sesi olabilmek. Benim yapmaya çalıştığım bu. Bunun üzerinden yürüyorum. DYP'de iken şöyle bir hayalim vardı. Tansu Hanım'a plan olarak söylemiştim. Türkiye'nin yetişmiş, dünya çapında ekonomistleri, hukukçuları var. Bunlar çok tanınan insanlar. Çağıracaksınız bu insanları. Ama siyasetin emrine değil. O problemlere onlar çözüm üretecek, biz karışmayacağız. Ben Daron Bey'in CHP ile işbirliği içine girmesinden ancak mutluluk duyarım."

Sayın Erdoğan dış politikada çok duygusal, bireysel rasyonellikten uzak alanına evrildi. Biz Sisi'yle yanyana gelişini Türkiye açısından olumlu bulduk ama Sisi'yi Türkiye içinde bir kan davalısı gibi İstanbul seçimlerinde 'Sisi'ye mi oy vereceksiniz, Binali Bey'e mi oy vereceksiniz' gibi sözlerini eleştirdik. Acaba Mısır'ın kurumsal devlet yapısı bu hakaretleri, katil, bu dili nasıl tolere edecek. Benzer bir şey Suriye ile oldu. Türkiye 2020 tarihinde üstüste göçmenler üzerinden sayın Erdoğan'a dedim ki, 'Beni Türkiye Cumhuriyeti devleti adına gönder, çözeyim, geleyim' demiştim. En son Milli Göç Doktrini adı altında çalışmamız sunuldu. Dünyanın bizden sonra en yüksek göçmen alan ülkesi Pakistan. 2,5 milyon sığınmacı var. Onların yüzde 1, bizimkisi yüzde 10. Suriye 18 milyonluk bir ülke. Onlardan geleni koyduğunuz zaman biz Suriye'nin üçte birini bakıyoruz.

Bir Yunanistan kadar insan grubu var. Acaba Afganistanlar ne kadar? Bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Suriyeli sığınmacıların boşalttığı yerlere kimler gitti? PKK, PYD, YPG gitti. Diğer DAEŞ, İŞİD gitti. Hem içeride hem dışarıda terör örgütleri tarafından güvenliği tehdit altında ülkeyiz. Sayın Erdoğan'ın Sisi'den sonra Esad'la görüşmeyi seçimden sonraya bırakması. Seçimde kaybedecekler, dolayısıyla Türkiye'nin bu konuda adım atması lazım. Biz aynı zamanda ABD; Rusya ile de sığınmacı konusunu konuşmamız lazım. Burada Suriye'nin toprak bütünlüğünü de kabul edilerek yapılması gereken iş. Sadece Esad meselesi değil. Esad'la görüşmeyi sağladığınız takdirde bu işin devamı için onların devlet kurumuyla yanyana gelmeyi de isteyeceğiz. Biz mustakbel bu ülkenin iktidarıyız. Seçim sonrasına bırakmamış olsaydı. Daha fazla bu işin içinde yeralmamız gerekiyor.

Türkiye'nin güvenliğine dair, terörle mücadelesine dair atılan adımın bugüne kadar arkasında olduk, bunun sonrasında da arkasında oluruz. Eleştirilerimiz sayın Erdoğan'ın ve bazı bakanlarının bu işin iç siyasetin öznesi haline getirmesi yanlış. Allah orada ordumuzun mensuplarının ayağına taş değdirmesin. İYİ Parti adına net şekilde söylüyorum; devlette devamlılık vardır. Devletin terörle mücadelesinde, ülkeyi korumaya dair kurumların arkasında durmak muhalefetin de görevidir.

6'lı Masa'nın misyonu da seçim güvenliğini sağlamak. Seçim işleri başkanımız ve diğer siyasi partilerin genel başkan yardımcılarının yer aldığı görev sahibi olduğu komisyonumuz var. Sığınmacıların oy kullanması konusundaki farklı farklı rakamları çalışan arkadaşımız var. Uyanık olmak zorundayız, dikkatli olmak zorundayız. Bu ülkede öyle şeyler yaşandı ki. Deniliyor ki, bilgisayara oylar girecek, 5 oy yazılacak 100 çıkacak. Böyle bir şey mümkün değil. Bütün mesele insan hatasıdır. İstanbul 1. tur seçimleri bunun ispatıdır. Tutanakların üzerindeki ıslak imzalar olmasaydı 13 bin 500'lük fark takibi olmasaydı gözden kaçardı. Sonuç itibariyle gerçekten bu seçimi kaybettiğinizi düşünebilirdiniz. Sandık başında gereğini yapacağız. Yapmadığımız takdirde seçmen yakamıza yapışsın, buna hakkı var.

Biz o masada herhangi bir şey konuşmadık. Elbette konuşulacak. Kriterimiz belli. Biz bu seçimi kazanmak zorundayız. Sayın Kılıçdaroğlu kazanır, kazanamaz diye bir söz söylemiyorum. Bütün kriterlerin içinde mutlaka kazanacak bir aday olmasını söylüyorum. Bu masanın arıza çıkmadan, bölünmeden, parçalanmadan kazanacak kişinin çıkarılmasını, onun arkasında kaya gibi durulmasını sağlamak. 2018'de Meral Akşener bir şey yaşadı. Kendi adaydı. O bizim Millet İttifakı'nın üç bileşeni adaydı. Sayın Erdoğan'ın karşısına ikinci tura kalabilmek için önce birbirimizi geçmeye çalıştık.

Mesele Abdullah Gül meselesi değil. Sayın Gül de kendisi olmayacağını söyledi. Herkesin adayı olmayı arzu etti. Benim bilgim o. Abdullah Bey'den bir şey duymadım. O masanın içinden bir adayın çıkması lazım, kazanması ve kazandırılması lazım. Kaya gibi arkasında durulması lazım. Sonuç itibariyle bu kişinin kim olacağını bulmak çok kolay. Bugün itibarıyla w, y, z kişisini konuşmayı doğru bulmuyorum. Bildiğim bir şey, Cumhur İttifakı bileşenleri sürekli aday diyerek çok arzu ediyorlar. Bizim sistemi tartışmak gibi zorunluluğumuz var. Referanduma gitmeyecek şekilde hem MHP'nin hem AK Parti'nin, muhalefete düştüğü zaman sayın Erdoğan'ı tanıyorsam, Meclis'te cümbür cemaat parlamenter sisteme geri dönmeyi isteyecektir, bu konuda iddiaya girerim.

Milliyetçi, demokrat, kalkınmanın partisiyiz. Makul duruşun temsilcisiyiz. Şuculuk, buculuk üzerinden tariflerden nefret ediyoruz. Bütün siyasi partilerin şucu, buculuklar yerine dertlere çare bularak rakebet etmenin doğru olduğuna inanıyoruz. Makulun temsilcisiyiz.