İler tutar bir yanımız kalmadığı için çoktan beri “Et kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa neylersin” diye sorup çareler arıyorduk ama korkulan başa geldi ve kokmaktan öte tuz bile çürüdü. Hani yansa idik millet olarak Ergenekon’dan Kurtuluş Savaşı’na kadar kaç defa yaptığımız gibiküllerimizden yeniden doğardık ama bu defa işler tamamen sarpa sarmış durumda. Çünkü ahlaki erozyon ve zafiyet had safhada.

Gündemi ne iktidar ne muhalefet belirliyor artık. Tek belirleyici, elini kolunu sallaya sallaya ailesiyle birlikte Türkiye dışına çıkmasına izin verilen ve “Mafya Lideri” diye adlandırılan birinin hariçten okuduğu gazeller! “Hariçten okuduğu” dediğime bakmayın; yurt dışında bir yerlerden konuştuğu için öyle diyorum. Gazellerini öyle içten okuyor, taşları öyle gediğine koyuyor ki siyasetçi, gazeteci, bürokrat, iş adamı ne varsa hepsini yakıp geçiyor! Öyle ki, “Bütün bunları nereden biliyor,
o biliyorsa -bilmemeleri mümkün değil ya- devletin ilgili kurumları neden bilmiyor, biliyorlarsa bu ifşaatlarla ilgili neden rapor hazırlamadılar, hazırladılarsa neden işlem yapılmadı
” diye bir yığın soru sormadan edemiyoruz.
Yakıp geçiyor da ne oluyor” diyeceksiniz, biliyorum. Çünkü her şey ortaya saçılmasına rağmen iktidar suskun, yandaş medya suskun, en vahimi de savcılar suskun! Milyar dolarlar havada uçuşuyor, marinalara, otellere “çökmelerden” söz ediliyor. “Çökülen” ve “Paramount Otel” diye adlandırılan otelde ağırlanan bürokratlar, gazeteciler varmış ki zaten kendileri de kabul ediyorlar. “Paramount” ne demek diye araştırınca karşıma, “En önemli”, “Olağanüstü”, “En yüksek” gibi anlamlar çıktı. Hakikaten de “Çok önemli”, eskilerin deyimi ile “Ehemmi mühiminden büyük” bir mekânmış doğrusu!
Orada ağırlanan gazetecilerden biri -ki “gazeteci” demeye dilim varmıyor ve üstelik ilahiyat tahsili de yapmış- oteline çökülen ve uluslararası kara para aklama ustası olmasına rağmen Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı ile boy boy resimleri olup her nasılsa yurt dışına kaçtıktan sonra arama kararı verilen kişi ile arayı bulmak için on milyon avro isteyebiliyor. Buna rağmen soruşturma yok, kovuşturma yok.
Bu hal elbette birden bire ortaya çıkmadı. Çok daha gerilere gidilebilir ama hani bir Rıza Zarraf meselesi vardı. O da iktidar mensupları ile içli dışlı idi ve “Hayırsever İş Adamı” denerek devletin iki bakanı tarafından plaket bile verilmişti. Çorap söküğü o tarihlerde başlamıştı ve Zarraf’ın rüşvet verdiği Bakan ve bürokratların listeleri ortalıkta dolaşıyordu. “Fetö tezgâhı” dendi, bazı evlerde yakalanan ayakkabı kutularındaki dövizleri, para sayma makinelerini o tezgâha bağlayıp kapatmak istemişlerdi ama el konan paraları sanırım faizlerini bile ödeyerek kendilerine iade etmişlerdi. Nitekim Mafya Lideri’nin “Süslü Sülüman” diye alçaltıcı bir ifade kullandığı İçişleri Bakanı bir TV programında “Benden önceki İçişleri Bakanı’nın evinde para sayma makineleri
vardı
” diyerek en yetkili ağızdan “17 – 25 yolsuzlukları” diye bilinen olayları doğrulamış oldu.
Rıza Zarraf ve iktidar ilişkilerinden söz etmişken ardından gelen benzer olayları da hatırlamamızda fayda var. Uyuşturucu kaçakçısı Zindaşti diye biri vardı. Bu kişi de AKP kurucularından ve Anayasa Komisyonu Başkanı olan Prof. Dr. Burhan Kuzu ile resimler vermiş,söylendiğine göre onun telefonu ile tahliye edilip sırra kadem basmıştı. Sezgin Baran Korkmaz’dan zaten söz etmiştik. Kurduğu Todex şirketi ile pek çok kişiyi milyonlarca dolar soyup kaçan yeni yetme birinin de İçişleri Bakanı’nın makam odasında çekilen resmi yayınlanmıştı.
Örnekler çoğaltılabilir ama neden böyle oluyor? İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, MİT, devletin bütün imkânları ortada iken kara para aklayıcılar, uyuşturucu baronları, dolandırıcılar nasıl oluyor da iktidarın en yetkili kişileri ile pozlar verebiliyor, sonra da ortadan kaybolabiliyorlar? Bunları sormak, sorgulamak milletimizin her ferdinin hakkıdır ve özellikle de AKP’li vatandaşların üzerlerine düşen bir görevdir.

Kamuoyunu meşgul eden bir diğer konu da yine Mafya Lideri’nin ateşlemesi ile canlanan kredi meselesidir. Kamuoyunda ve özellikle sosyal medyada “Tüpçü” diye bilinirken artık “Pamukören” diye adşandırılmakta olan Demirören, Doğan Medya’nın bütün organlarını kelepir bir değerle 750 milyon dolara almış, o parayı da varlık sebebi çiftçiye hizmet olan adı üstünde Ziraat Bankası ödemişti. Bu konu hep unutturulmaya çalışılıyordu ama “Her şerde bir hayır vardır” kavlince gündeme oturması çok iyi oldu. İlgili banka “Bu kredi ödendi” ya da “ödeniyor” diyemiyor ve “Müşteri sırrı” diye geçiştiriyor. İlgili şahıs ve sahip olduğu gazeteler zaten sus – pus! Yani ödenmemiş. Ama aynı banka ve bir başka devlet kurumu olan Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği borcunu ödeyemeyen ve geciktiren çiftçileri haczederek iliklerine kadar sömürmekten geri kalmıyor. Adalet bunun neresinde ya da şeytan bu işin neresinde gizleniyor? Herkesten önce ve öncelikle, ivedilikle AKP’li vatandaşlarımızın bu işe isyan etmeleri gerekmez mi? Bu işe ve benzerlerine sempati ile bakmak insaniyete ve İslamiyet’e yakışmayacağına göre tersinden bir empati yapılsın bakalım öyle bir kredi sana, bana, bize, size -verilmez ya- verilseydi ve ödemeseydik halimiz nice olurdu?

AKP’ye oy veren sade vatandaş ya da Erbakan Hoca’nın tabiri ile “Sakallı Hüsnü”, “Tesettürlü bacı”, sana da soruyorum; sen böyle bir kredi alabilir miydin? Alıp ödemesen başına neler gelirdi biliyor musun?
Belki dışa vurumu pek hissedilmiyor ama “Sosyal Medya” denen dünya Havuz Medyası’ndan da Candaş Medya’dan da, namı arş-ı alaya çıkan A Haber’den de ve dahi Muhalif Medya’dan da etkili durumda. Yani millet derdini ummana döküyor. Şu ifadeye bakar mısınız?
“Eskiden ödediğimiz vergiler Yol, Su, Elektrik olarak geri dönerdi; şimdi 2, 3, 4 maaş olarak AKP’lilere dönüyor!”
Bu laf sineye çekilecek bir laf değildir. Bu ve benzerlerini söyleyenleri eleştirip bizim gibi yazanlara kızmak yerine “Neden böyle oluyor? Biz nerede yanlış yapıyoruz” diye kendilerini ve yöneticilerini eleştiren AKP’lilere de rastlıyoruz ama seslerini yeterince duyuramadıkları için pervasızlık devam ediyor.
Yine sosyal medyaya bakalım… Bir at arabası resmi var. Aşırı yükten dolayı yükler arkaya doğru kaymış. Araba arkaya yatıp önü kalkınca haliyle koşum aparatlarıyla arabaya bağlı olan at da arka ayakları yerde, ön ayakları yukarıda; şaha kalkmışçasına havalanmış! Bu duruma şahit olan
vatandaş şu sözleri mırıldanıyor:

Milletin bir bölümünün sırtındaki yükten haberi yok da işte şu at gibi şaha kalktığını zannediyor!”
Durum gerçekten vahim. “Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar düşmanımızdır. 3 Y ile mücadele edeceğiz” diye iktidara gelen AKP her seçimde irtifa kaybetse de 20 yıldır yoluna devam ediyor ama iddiasını ve imtihanını çoktan kaybetti. Hani, TRT’nin mesaj yüklü tarih dizilerinde adı geçen ve sık sık sözlerine yer verilen Muhiddin Arabi var ya, işte ona atfedilen bir söz:
Kim kendini bir özellikle nitelerse o özelliği ile sınanır. Allah insanı iddiasından vurur!
Kabul etseler de etmeseler de AKP “3 Y ile Mücadele” iddiasından vurulmuş durumda. Gündemi hep meşgul eden 5 yandaş müteahhit, ağırlıklı olarak onların devreye girdiği “Yap İşlet Devret” metodu ile yapılan işlerin dededen toruna intikal edecek maliyetleri ve AKP’li belediyelerdeki yolsuzlukların bir bir ortaya çıkarılması… İşte Allah insanı ya da insanın siyasi kadrosunu iddiasından vurmaya devam ediyor:
Şaşaalı, havalı ama cemaatsiz olduğu için turistik özellikler katılarak ilgi odağı haline getirilmeye çalışılan Çamlıca Camii’nin durumu… Caminin 66.5 milyon TL’ye mal olduğu söyleniyor. Gelin görün ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hesapları incelendiğinde bu cami için 290 milyon TL masraf yapıldığı anlaşılıyor! Sanki İBŞB, hayali olarak 5 Çamlıca Camii daha yaptırmış!
Bununla da kalınmıyor. 2018 yılında, yani İBŞB AKP’de iken 41 Selatin Cami’nin şirket üzerinden yaptırılan bakım ve temizlik maliyeti 100 milyon lira civarında iken İmamoğlu döneminde bu hizmet belediyenin kendi imkânları ile yapılıyor ve maliyet beşte bire düşüyor: 22 milyon TL. Üstelik bu fiyata çeşme, hazire gibi 1200 başka eser de dâhil!
Bu arada Hollanda basınında bir haber: “Binali Yıldırım’ın serveti 26 Milyar Dolar!” Türkiye’de ortaya çıkan türedi zenginleri de zaten herkes görüyor, biliyor ve evet “Allah insanı iddiasından vuruyor, vuracak!” Çünkü Yoksulluk bitmedi, tuzu kuru olanların dışında millet perişan. Yolsuzluklar ise almış başını gidiyor. “Yasaklar” mı? İnsanlar bunları konuşmaktan bile korkuyor. Hatta savcılar son günlerde gazeteciler ve siyasilerle bürokratların adlarının geçtiği yüz kızartıcı ve akçeli işlerle ilgili harekete geçmiyor, geçemiyorlar. Dolayısıyla bir iddia ile gelenler iddialarından sınanıyorlar. Son noktayı Kur’an-ı Kerim’den bir Ayet’le koyalım. İbrahim Suresi, Ayet 47:
“İnnallahe Azizü’ntikam= Şüphesiz ki Allah mutlak güç sahibi ve intikam alıcıdır!”