“Cuma Çılgınlığı” Bundan 14 Asır Önce Medine’de Başlamıştı!

Osman Oktay'ın “Cuma Çılgınlığı” Bundan 14 Asır Önce Medine’de Başlamıştı!" başlıklı yazısı;

banner311
“Cuma Çılgınlığı”  Bundan 14 Asır Önce  Medine’de Başlamıştı!

CUMA AK MI KARA MI, EFSANE Mİ YOKSA MÜBAREK Mİ?

Yazıya kondurduğum başlık yadırganabilir ama bilerek koyduğumu bilmeli, ne demek istediğimi anlamak için de haliyle sonuna kadar okumalısınız!

Kur’an-ı Kerim’de adı geçen tek ve en önemli (mübarek) gece Kadir Gecesi, en önemli (mübarek) gün de Cuma günüdür. Yani Cuma günü ve Kadir Gecesi yegâne mübarek gün ve gecedirler. Bunda şek ve şüphe olmadığına göre insanları, “İşiniz/nişanınız/evliliğiniz hayırlı olsun” dercesine “Kadir/Kandil Geceniz mübarek olsun”, “Cumanız mübarek olsun” diye mesaj yağmuruna tutmanın bir anlamı yoktur. Bu mesajlar aslında, sanki mübarek/önemli olmayan bir gece ve günün mübarek olmasını istemekten farksızdır. Hele bir de insanları oyalamak için belli merkezlerde tasarlanan ve “gif” tabir edilen görsellerle kutlama yapılması hoş değildir. Nitekim hazır kalıp olarak gelip akıllı telefonlarla kolayca yayılan bu “gif”lerin peşine düşen bir arkadaşım Fransa’daki bir Yahudi grubuna ulaşmış. Demek ki maksat, Müslümanları oyalamak!

Yeri gelmişken bu konuda içimde ukde olarak kalan bir konuyu da yazmalıyım… 42 yıllık devlet memurluğum sırasında şahit olup üzüldüğüm bir husus vardı. Çalışılan kurumlara ait telefonlarla eşi dostu arayıp “Cumanız mübarek olsun”, “Kandiliniz kutlu olsun” diye devlet/millet kesesinden konuşmak hem günah, hem abestir. Devlet – millet işi için emrinize verilen telefonların her Cuma günü ve kandillere rastlayan günlerde devamlı kutlama seremonisi için kullanıldığını ve bu konuşmaların faturaya yansıdığını düşünebiliyor musunuz? Bir de, “Namazda gözü yok ki ezanda kulağı olsun” misali bazı kişilerin dini hassasiyeti olan amirlerine ya da siyasi kişilere Cuma ya da Kandil mesajı çekmeleri dini şahsi menfaate alet etmektir. Ne yazık ki bu tür davranışlara da şahit olunuyor.

Gelelim “Kara/Çılgın, Efsane vb. Cuma” meselesine…

Malum olduğu üzere bir zamanlar Amerika’da başlayan “Kara Cuma/Black Friday” çılgınlığı giderek bütün dünyayı sardı. Aslında “Kara Cuma” tabirinin geçmişi ABD’de 1800’lü yıllara ve Şükran Günü’nden sonra gelen Friday (Cuma) gününde düzenlenen köle alışverişlerine uzansa da günümüzdeki anlamını 1960’lı yıllarda kazanmıştır.

Hasat mevsiminin sonunda bir önceki yıla şükrederek yeni yıla girmek amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl Kasım ayının son Perşembe günü kutlanan “Şükran Günü”nün ertesinde millet alışverişe çıktığı için bir kargaşa oluşur, trafik sıkışır ve sıkıntılı anlar yaşayan polisler o güne, belki geçmişten gelen adını da hatırlayarak “kara bir gün” derler. Haliyle günlerden Cuma olduğu için İngilizce söylenişi ile “Black Friday” ismi kalıcı hale gelir. Çıkış noktasının İslam âleminde Mübarek/Kutsal olan Cuma gününü karalamak olmadığı aşikâr.

Yalnız, bizde Cuma gününün mübarek oluşundan dolayı “Kara Cuma” tabiri hoş karşılanmadığı için “Efsane Cuma”, “Şahane Cuma” gibi benzetmeler yapıldı. İlk yıllarda ABD’de senede yalnızca bir günü ilgilendiren “Black Friday”, bizim gibi bu konuya sonradan giren ve alışveriş çılgınlığına düşkün olup üretmekten çok tüketmeye meyilli milletler tarafından tıpkı “Sevgililer Günü” ve benzerlerinde olduğu gibi “Çiçekçiler/Kuyumcular/Esnaflar Günü”ne dönüştürülüverdi. Kısacası, elin “Kara Cuma”sı durumdan vazife çıkaran uyanık esnafımıza bayram ettiren bir havaya büründürüldü. Bu durum kafamı karıştırıp dururken bir arkadaşım reklamlardan derlediği bir “Cuma curcunası” göndermesin mi?

Meğer bu curcuna içinde neler varmış neler!

Black Friday, Kara Cuma, Büyük Cuma, Efsane Cuma, Çılgın Cuma, Black Wekend, Black Sale, Muhteşem Cuma, Cuma Sürprizi, Mega Cuma, Şahane Cuma, Müthiş Cuma, Yıldızlı Cuma, Cuma Aşkına, Cuma Sevdası…

“Kraldan çok Kralcı” ve de ayran gönüllüyüz ya, uydur uydur söyle; nasıl tutturup da kandırabilirsen!

Şimdi de Cuma çeşitlemelerinin dini hassasiyetteki yerine göz atalım…

Kur’an-ı Kerimde “Cuma” adı verilen ve on bir ayetten oluşan bir sure var. Bu sure adını, dokuzuncu ayette geçen “Yevm’il Cumua” kelimesinden alıyor. Alıyor da, bu terkipten önce gelen “salat” kelimesine verilen anlamlar farklı. Bu “salat” yaygın olarak “Namaz” ya da “Dua” olarak anlamlandırılmakla birlikte “Toplantı”, “Dayanışma ve destekleşme – yardımlaşma ve dayanışma” olarak da açıklanıyor. İşte, iki ayrı mealde Cuma Suresi’ne verilen anlamlar:

“Ey iman edenler! Cuma günü NAMAZA çağırıldığınız zaman Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”

“Ey Allah’a koşulsuz inananlar! Toplantı günü salat için/TOPLUMSAL DAYANIŞMA VE DESTEKLEŞME İÇİN çağırıldığınız zaman alışverişi bırakın ve toplum yararına yapılacak desteğe Allah için hemen koşun. Eğer bilirseniz kesinlikle bu sizin yararınızadır.”

İkinci mealde, cumua/toplantı kelimesinin Arapça anlamı üzerinden hareket edilerek “Yevm’il cumua”ya “Toplantı günü” anlamı verilmektedir. “Salat” kelimesi aynı zamanda “Yardımlaşma, destekleşme” anlamlarına da geldiğinden bu açıklama yapılmış.

Görüldüğü gibi meallerde Cuma’nın mübarek bir gün olduğu konusunda bir ayrılık yok. Kur’an-ı Kerim’de açıkça geçtiğine göre de zaten böyle bir ayrılık düşünülemez. Ancak iş ayetin bütününü açıklamaya geldiğinde farklılıklar oluşuyor.

Yani işin özeti şu: Söz konusu Cuma ayetinin anlam bütünü konusunda mealciler bile anlaşamadığına göre ticaret kafası ile hareket eden satıcılarımızın, içinde “Cuma” geçen bin bir türlü isim bulmaları gayet normal karşılanabilir! Ancak ne var ki ayete hangi anlam verilirse verilsin ortak noktası şu: “Namaz ya da toplumsal dayanışma ve destekleşme için çağırıldığınızda/ezan okunduğunda alış verişi bırakıp Allah’ı anmaya koşun!” Buraya kadar, bu işin alışveriş çılgınlığı ile bir ilgisi olmadığı kesin. Peki ya sonra?

Ayet 10: “Namaz kılındı mı /yardımlaşma ve destekleşme toplantısı bitti mi artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasip arayın. Allah’ı daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.”

Ayet: 11 “Ama onlar bir ticaret veya eğlence gördüklerinde ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler. De ki: "Allah’ın katında olan, eğlenceden de ticaretten de üstündür. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır."

Hemen anlaşılacağı gibi 11. Ayet baştan beri ne demek istediğimizi ve sözü nereye getireceğimizi açıklıyor. İnsanoğlu 600’lü yılların Arabistanı’nda da, 1800’lü yılların Amerika’sında da ve bütün dünyada olduğu gibi 2000’li yılların Türkiye’sinde de aynı. İşin içinde yine alış veriş var ve insanlar peygamberlerinin sözünü, hutbesini bile bırakıp gidebiliyorlar. 11. Ayetin açıklaması şöyle:

Tefsirciler, Cuma Suresi’nin, Mekke’nin fethi için hazırlıkların yapıldığı bir dönemde ve Medine’de indirildiğinde fikir birliği etmişlerdir. Peygamberimiz bir Cuma günü hutbesini okurken, o zamanın adetleri gereği çalan davullardan ve tellal diyebileceğimiz kişilerin bağırışlarından, Medine’ye ticaret kervanının geldiği anlaşılır. Bunu duyan cemaat, gelen malların seçilip alınacağı ve kendilerine bir şey kalmayacağı endişesi ile hutbe dinlemeyi bırakarak dışarıya çıkar. İşin açıkçası, Amerika’daki “Black Friday”dan 1400 yıl kadar önce Medine’de ve hem de Peygamber Efendimiz zamanında böyle bir olay yaşanmış olup bunun üzerine surenin 11. Ayetini gönderen Yüce Allah son noktayı koymuştur: "Allah’ın katında olan, eğlenceden de ticaretten de üstündür. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır!"

Onun içindir ki Müslümanlar her olumsuz işte “dış güçler” masalı ile avunup dertlenecek yerde önce kendilerine çekidüzen vermek zorundadırlar! Zira ekonomisi güçlü ve söyleyecek sözü olan milletlere dış güçler bir şey yapamaz.

İşte böyle lâf lâfı açınca bende de hatıralar canlandı… Öğretmenlik yaptığım yıllarda (Aslında bir yıl öğretmenlik yaptım) okul müdürümüz buna benzer bir hatırasını anlatmıştı. Doğu illerimizden birinde görev yaptığı sıralarda, rahmetli Erbakan Hoca oraya geleceği gün karşılamaya çıkmışlar. Ziyaret gecikince namaz vaktini geçirmemek için Müdür Beyin imamlığında açık alanda namaza durulmuş. Ancak namaz devam ederken ileride duran gözcünün “Geliyorlaar” sesi duyulunca namazı bırakan koşmuş ve bizim Müdür Bey öylece kalakalmış. Müdürümüz Karadenizli olduğu için bu hatırasını kendi şivesi ile öyle güzel anlatıyordu ki… Sözlerini şöyle bitirdi: “Selam verdiğimde baktım ki etrafımda kimsecikler yok! Hemen yanımızda karpuz tarlasi var idi. Kopardim birini, vurdim yumriğu ve Allahım bu insanlari de beni de affet diyerek yedum da yedum!..”

Günlerden Cuma mı imiş bilmiyorum ama insanoğlu böyle işte; menfaat ve siyaset her şeyi bozuyor, hutbe de namaz da terk edilebiliyor!

Buradan hareketle modaya uyup biraz ironi yapacak olursak, “Cuma çılgınlığı”nın 14 asır öncesinde de olduğunu, hatta ABD’den önce Medine’de ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ama bu çılgınlık hiçbir zaman aşırılığa kaçmamalı, aslı olsun ya da olmasın her söylenenin arkasına düşüp gerekli gereksiz alışveriş yapmaya ve stokçuluğa dönüşmemelidir.

Yeniden Cuma mesajlarına dönecek olursak… Ayetle sabit olduğuna göre bir gün ve gece için bundan daha büyük bir saadet, daha büyük bir mutluluk, kutluluk ve mübareklik olamaz. Dolayısıyla Cuma Günü ve Kadir Gecesi zaten mübarektir, kutludur. Hal böyle iken “Mübarek olsun”, “Kutlu olsun” diye mesaj çekmek, moda tabiri ile “Klavye Delikanlılığı” yapmaktır. Mesaj için emek çekip vakit harcamak ya da birilerinin hazırladığı kalıp mesajları dağıtmaktansa bir yetimin başını okşamak, karnını doyurmak, muhtaçları koruyup kollamak, hasta ve yaşlıları ziyaret etmek, ilim meclislerinde bulunmak, insanlık âlemi için iyilik ve güzellikler dileyerek dua etmek daha faydalıdır.

Yazımı, sosyal medyadan aldığım bir spot cümle ile bitireyim: “Efsane alışveriş, elli liraya alıcı bulmayan bir ürünün, ‘efsane ucuzluk’ etiketi kondurularak yüz elli liraya satılmasıdır!”

TÜM YAZILARI

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.