Öğretmenler Günü Denince...

Burak Candaş'ın "Öğretmenler Günü Denince..." başlıklı yazısı;

banner311
Öğretmenler Günü Denince...

Hiçbir zaman önce kendim aklıma gelmiyor. Önce ilkokuldaki günlerim akla gelir. Heceleyerek okumalarım, Ayşegül öğretmenimin tüm sınıf ile tek tek ilgilenip, her öğrencinin yanına oturup, parmağıyla bir heceyi kapatıp diğerini okutması canlanır gözümde... Sonra sınıf arkadaşlarım...

Sonra bir sabah okula geldiğimde karşılaştığım ve bende iyi bir hatırası olmayan o öğretmeni hatırlarım.

Daha 1. sınıfın sonu veya 2. sınıfın başları, 6,5 yaşındayım. Sınıfın kapısını açıp girdiğimde sabah sabah gördüğüm kapkara bir çift göz, esmer ve çiçek bozuğu bir yüz bana doğru bağırıyor: bir daha geç kalırsan ceza veririm falan... Bu kim diyorum içimden! Meğerse dünyalar tatlısı Ayşegül öğretmenimiz gitmiş, yerine başka bir öğretmen gelmiş... Adı da Kahraman. Gel de korkma :)

Bu korku filmi herhalde kısa sürdü ki bu öğretmenimize ait başka bir şey hatırlamıyorum. Sonra dünyalar güzeli, sevgi çağlayanı Sadiye öğretmenimi hatırlarım. Sınıflar biraz değişmiş, yeni arkadaşlar yeni bir öğretmen... Sadiye öğretmenimin Matematik dersinde kesirler konusunu tebeşire bulanmış elindeki mandalina ile anlatmasını hiç unutmam. Mandalinanın dilimleri ile kesirler konusunu çok iyi öğrenmiştik. Sonunda o mandalinayı bize dağıtmıştı. Üzerinde tebeşir bulaşığı olduğu için "yiyin bir şey olmaz, mikropları kırar" demişti. Halen de görüşüyorum bu sevgi dolu öğretmenimle... Onunla birlikte folklor ekibinde bulundum, onun sayesinde izci ekibine girdim, onun öğrencisi olarak 23 Nisan'da büyük bir kalabalığa karşı şiir okudum.
Sonra halamın eşi rahmetli enişte mi hatırlarım. Ülkenin çalkantılı bir sürecinde öğretmen olmuş, ardından bazı Anadolu köylerinde çalıştıktan sonra okuduğum ilkokula atanmıştı. Okulda öğretmenim, dışarıda enişte derdim. Eniştem, bulunduğu okulda el emeği işleri ile büyük fark yaratırdı; el yapımı ahşap tarih şeritleri, Atatürk köşeleri, panolar ve benzeri birçok eğitim araç gerecini hiç üşenmeden yapardı.

Sonra ben de öğretmen oldum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün başöğretmen olarak çizdiği ilke ve ülkü doğrultusunda 20. yılımı çalışıyorum. Bu sürede vatan sevgimi, Türk Milletine aidiyetimi gittikçe artıran birçok olay yaşadım. Meslekî yaşantımda olumlu birçok anı yanında birçok da olumsuz hatıralar biriktirdim herhalde.

Mesleğe başladığım yıl MEB solun elindeydi. Solcu ilçe milli eğitim müdürünün de ülkücü müfettişin de zararını gördüm daha ilk senemde. Ülkücü müfettişin kaldırmadığı stajyerliğimi bir solcu müfettiş kaldırmıştı.
Hâlbuki biz ülkücüydük. İktidarda DSP-MHP-ANAP koalisyonu vardı. Sadece iktidarda gibi göründüğümüz ama muktedir olamadığımız bir koalisyondu. O dönemde askere gittiğimde, görevdeki kadromu Sakarya'nın Düzce sınırındaki bir köyüne "sürgün" olarak gönderdiğini düşünen solcu ilçe müdürü nerden bilecekti ki bu köyde ömür boyu sürecek dostluklar kuracağımı. Nerden bilebilirdi ki henüz 2,5 yaşındaki kızımın bronşiti bu köyde kronik bronşite dönmekten kurtulacaktı. Ayrıca isteğim dışında yapılan bu atama resmi kayıtlarda isteğim dahilinde gibi gösterilmişti.

Sonra mevcut iktidarın döneminde de ilginç anılarım oldu. Eğitimde siyasetin ahbap-çavuş ilişkisini, ilkokul mezunu bir meczuba kimilerinin siyaseten bel bağlayıp, ona önce hoca efendi dedikleri sonra Fetö lideri dedikleri dönemleri gördüm. Birçok ceza da aldım ödül de. Hepsi de kıymetli benim için. O soruşturmaları açanların ve cezaları uygulayanların terör örgütü üyesi olmaktan meslekten atıldığını da gördüm. Ama cezaları sicilimizde şeref nişanesi olarak duruyor ne hikmetse...

Tıpkı DSP-MHP-ANAP dönemindeki gibi AKP döneminde de sürgün olarak adlandırılan ve siyasilerin müdahalesi ile uygulanan yaptırım ile karşılaştım. Sınav ile kazandığım okul müdürlüğüm, okul aile birliğine sızmış, biri çobanlık yapan, bir kaç partizan imamın, din kültürü öğretmeni olmaktan başka meziyeti olmayan bir ilçe müdürü ile ittifakı sonucu sona erdirilip daha önce müdürlüğünü yaptığım okula öğretmen olarak da atandım. Sonra bu imamlardan biri küçük yaşta kız çocuklarına taciz nedeniyle yargılandı, meslekten atıldı veya emekli edildi. İlçe müdürü de görevinden alındı. Yani aslında hiçbirinin yanına kalmadı.

Sonra müdürlükten alınma konusunu açtığım davalarla hem de iki defa kazandım. Ülkede garip bir hukuk dönemine girdiğimiz için olsa gerek müdürlük görevine iade edilmedim. Ama öğretmenlik görevime şerefimle devam ediyorum.
20 yılın özeti bu olsa gerek.

TÜM YAZILARI

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.