Türkmen şehitleri günü dolayısıyla tarihte bir yolculuk

Osman Oktay'ın "Türkmen şehitleri günü dolayısıyla tarihte bir yolculuk" başlıklı yazısı;

Türkmen şehitleri günü dolayısıyla tarihte bir yolculuk

Irak’ta Saddam rejiminin katlettiği Türkmen liderlerin aziz hatırasını yaşatmak için 16 Ocak tarihi, “Türkmen Şehitleri Günü” olarak anılıyor.

Irak’ta, 16 Ocak 1980 günü, Irak Türkmenlerini temsil eden tek resmi kurum olan Türkmen Kardeşlik Ocağı Başkanı Albay Abdullah Abdurrahman ve milli dava arkadaşları; Doç. Dr. Necdet Koçak, Dr. Rıza Demirci ve iş adamı Adil Şerif 16 Ocak 1980 tarihinde Bağdat’ta “Türkmen olmak suçundan” idam edildi. Bu konuda, idamların durdurulması için başta Büyük dava adamı Galip Erdem olmak üzere Türk Ocakları Genel Merkezi’nin, devrin Başbakanı Süleyman Demirel nezdinde yaptıkları girişimler ne yazık ki sonuçsuz kaldı ve idamlar önlenemedi.

TÜM YAZILARI

Peki, kimdi bu Türkmen Şehitleri?

ŞEHİT LİDER ABDULLAH ABDURRAHMAN

Albay Abdullah Abdurrahman, 1913 yılında Irak’ın Kerkük şehrinde doğdu. 1941’de İngilizler’e karşı başlatılan milli mücadeleye katıldı. 1948 yılında Türkmen Generalleri olan Mustafa Ragıp ve Ömer Ali Bayraktar ile birlikte Filistin’i kurtarma girişiminde bulundu.

Ordudan emekli olarak 1960 yılında kurulan Türkmen Kardaşlık Ocağı’nın başkanlığını yaptı. Bu görevini 12 yıl boyunca sürdürdü. Baas Partisi’nin Irak Türkleri’ne karşı yürüttüğü sindirme politikası sebebiyle, 1976 yılında, Türkmen Kardaşlık Ocağı’ndan uzaklaştırıldı. 1979 yılında tutuklanarak çeşitli işkencelere maruz kaldı. 16 Ocak 1980 tarihinde dava arkadaşlarıyla birlikte 67 yaşında idam edildi. Kerkük’te cenazesine katılacak olan halk daha fazla sıkıntıya girmesin diye, kendi vasiyeti üzerine Kerbela şehrine defnedildi.

ŞEHİT DOÇ.DR. NECDET KOÇAK

Doç. Dr. Necdet Koçak, 7 Nisan 1939 tarihinde Kerkük’te doğdu. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitiren Necdet Koçak Türkiye’de Türk Ocakları’nın faaliyetlerine katıldı. Türkiye’deki arkadaşlarının ısrarlarına rağmen memleketine dönünce 22 Mart 1979 tarihinde “Türkçülük Suçu” isnat edilerek tutuklandı. 16 Ocak 1980 tarihinde Bağdat’ta Saddam rejimi tarafından idam edildi. Cenazesi Kerkük’te toprağa verildi.

ŞEHİT DR. RIZA DEMİRCİ

Dr. Rıza Demirci, 1928 yılında Kerkük’te doğdu. 7 Mayıs 1960 yılında Bağdat’ta kurulan Türkmen Kardaşlık Ocağı’nın kurucularındandır. Yüzlerce Türk öğrencinin en iyi şekilde eğitim görmelerini sağladı. Irak’ta bulunan Türk nüfusunun yerleşim sahalarının tespitinde büyük çabalar harcadı. Mart 1979 tarihinde diğer dava arkadaşları ile birlikte tutuklandı. Ancak bugüne kadar ne cenazesi teslim edildi, ne de idamı doğrulandı. Kaderi diğer dava arkadaşları ile aynı olduğu için, kesin olmamakla birlikte Dr. Rıza Demirci’nin de infaz tarihi 16 Ocak 1980 olarak kabul ediliyor.

ŞEHİT ADİL ŞERİF

Şehit Adil Şerif, 1928 yılında Kerkük şehrinde doğdu. Kerkük’ten ayrılarak Bağdat’a yerleşen Şerif burada milli davaya, elinden gelen her türlü yardımı yapmaya devam etti. Mart 1979 tarihinde tutuklandı. 16 Ocak 1980 tarihinde diğer dava arkadaşları ile birlikte idam edildi. Cenazesi Bağdat’ta toprağa verildi.

Saddam Saddamlığını yapıyordu ama Türkiye’de 1970’li yıllarda Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunan, daha sonraki yıllarda da Başbakanlık yapacak olan bir siyasi lider, bu idamlardan altı buçuk ay sonra Saddam Hüseyin’in davetlisi olarak Irak’a gidiyor ve ne yazık ki şehitlerimizin ruhunu incitiyor, bizleri de adeta deliye döndürüyordu. Yazacaklarımı lütfen bir yarayı kaşımak olarak değil, tarihte olup bitenleri unutmamak ve onlardan ibret almak için yapılan hatırlatmalar olarak değerlendiriniz.

1980 yılının Temmuz ayı sonlarında Bağdat’a giden MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan Irak’taki Türk varlığını görmezden gelmiş; bu da yetmezmiş gibi onları “terörist” olarak nitelendirmişti. Ünlü yazar ve edebiyatçı Rahmetli Ahmet Kabaklı, devrin en önemle gazetelerinden biri olan Tercüman’ın 17 Ağustos 1980 tarihli nüshasında yayınlanan “Yanına Bırakılamaz” başlıklı makalesinde konuyu bütün açıklığı ile ele almıştı.

O günlerde yayınlanan gazete haberlerine ve başta Ahmet Kabaklı olmak üzere konu ile ilgilenenlerin yazdıklarına göre Saddam Hüseyin, kendi daveti üzerine Irak’a gelen Erbakan’ın ziyareti dolayısıyla bir jest yapmak istemiş ve tutuklu bulunan Türkmenleri serbest bırakabileceğini söylemiş, buna karşılık Erbakan şu karşılığı vermişti:

“Onlar sizin iç meselenizdir Bana verilen bilgiye göre zaten onlar teröristtirler ve camiye giden Müslümanlara kezzap atmışlardır!”

Oysa Erbakan bununla da kalmamış, Türkiye’ye döndükten sonra gezisi ile ilgili verdiği beyanatta şunları söylemişti:

“Irak yetkilileri, istismar edilen olayların mahiyetini izah ettiler. Gerek hudut, gerekse Kerkük’te cereyan eden olayların, ırk farkı gözetmekten dolayı olmayıp; terörizme karşı her ülkede tatbik edilen umumî mahiyette muameleler olduğunu belirttiler. Münhasıran Türk oldukları için Türklere yapılan bir zulüm söz konusu değildir.

Irak’ta idam edilen Türklerin, bomba atmak, cinayet işlemek ve camilerde namaz kılanların yüzlerine kezzap atmak gibi suçlar işledikleri bana bildirilmiştir…”

Bu, Türkmenlerin hiç yapmadığı ve yapmayacağı bir işti. Saddam’ın hapishanelerine düşüp tırnakları sökülen, vücutlarının çeşitli yerlerine elektrik verilen, büyükçe bir pervaneye bağlanıp döndürülen ve etleri kesilen, kemikleri kırılan ama bu şartlar altında bile namazlarını düşünenler böyle bir harekette bulunabilirler miydi?

İşte, 17 Ağustos 1980 tarihli Tercüman Gazetesi’nde yayınlanan makalesinde Kabaklı Hoca şunları yazıyordu:

“Erbakan, Bağdat’ta idam edilen Albay Abdurrahman Abdullah gibi seçkin Türkler ve hudutta ot toplarken kurşuna dizilen vatandaşlarımız hakkında, (Bayram öncesi, oralara yaptığı bir ziyaret dönüşü) Irak diktatörlerinin bir sözcüsü gibi bile değil, onların bir adamı gibi konuşmuştur.

Bu idam ve katliamları bizim (hükümet ve basın olarak) istismar ettiğimizi söylemekten çekinmemiş… Kerküklü beş Türk liderini şehit eden ve sınırlarına yanlışlıkla giren vatandaşlarımızı kurşuna dizen Irak Hükümeti’nin “Terörizme karşı umumi mahiyette” tedbirler uyguladığını dahi, onları şehit edenlerden beter insafsızlıkla ileri sürmüştür.

Üstelik Albay Abdullah Bey ve Doçent Necdet (Koçak) çapında, Irak’a yıllar boyu hizmet etmiş şehit Kerküklülerin “Bomba atmak, cinayet işlemek, namaz kılanların gözlerine kezzap atmak” gibi suçlar işlediklerini de, hiçbir vicdan ve ahlâka sığmayan katılıkta söylemiştir.

Mensubiyet iddiasında bulunduğu Türk Milleti’ni, herhalde Müslüman saymayan Erbakan, “ırkçılığa karşı” ve İslamiyet adına konuştuğunu belirtiyor. Fakat Irak Türklüğüne karşı bir zulüm makinesi gibi işletilen “Baas ırkçılığı”na niçin karşı olmadığını açıklamıyor. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti’ni, Irak petrolleri ile tehdit etme cüretine ne dersiniz:

“Hükümet, Irak’la ilgili bu tutumunda devam ederse, muhtemelen 30 Ağustos’tan sonra petrol ve kredi kesilecektir. Haber veriyoruz…” diyor. Haberi nereden alıyor?

Erbakan’ın esir, mazlum ve şehit Türkler hakkındaki bu zehirli iftiraları, bu Irak Hükümeti sözcülüğü ve Iraklı diktatörler adına devletimizi tehdit etmesi (her millet ve devlette) büyük suçlardır, yanına bırakılamaz. Bu zat, sözlerini tavzih etmeli yahut iftiralarının delillerini göstermelidir. Bu zatın, Müslüman Türk Milleti’nin her kılcal damarını zerre zerre kanatan hakaretlerine katlanamayız. Mutlaka hesap vermesi gerekir.

Bir bahtsız siyasetçinin kendi soydaşları, milleti ve devleti aleyhinde bir başka devlet adına böylesine açık ve acıklı konuşması olayına, komünistlerden sonra ilk defa Erbakan’da rastlıyoruz.

Bu bir tesadüf olamaz. Bunun bir karşılığı, bedeli olması lâzımdır. Bağdat’ta, kapalı kapılar ardında, Kerküklü Türk seçkinlerinin ve sınır şehitlerimizin katilleri, Erbakan’la neler konuşmuşlardır? Ne gibi pazarlıklar yapılmıştır? Erbakan’ın Ecevit’le kuracağı hükümete, acaba külliyetli krediler ve kuyu kuyu petroller mi vaat edilmiştir ki Erbakan, mensup olduğunu iddia ettiği millet ve devlet hakkında böylesine bir hınçla konuşmuş ve canavarları övecek lâflar edebilmiştir?

İster geçici bir cinnet, ister akıl noksanlığı, ister bütün karakterini alt üst eden kin ve iktidar hırsı, isterse Irak Hükümeti’nin pazarlıkları sonucu söylenmiş olsun… Bu sözler yutulamaz ve Erbakan’ın yanına bırakılamaz. Bırakmayacağımızı, büyük milletimize duyuruyoruz.”

29 Temmuz 1980 tarihli ajans haberleri Erbakan’ın Irak’a gittiğini, 31 Temmuz tarihli haberler ise Bağdat’taki temaslarının başladığını yazıyordu. 3 Ağustos 1980 tarihinde konu ile ilgili olarak gazetelerde yer alan haberlerden bir başlık şöyle idi: “Erbakan, Kerkük Türklerinin Görüşme İsteklerini Reddetti!”

Erbakan’ın Türkiye’ye dönüşten sonra verdiği beyanatlar ise bu yarayı iyice kanatıyordu. Ahmet Kabaklı’nın yazısına konu olan haberler 10 Ağustos 1980 tarihli büyük gazetelerin hemen hepsinde yer almıştı. 11 Ağustos tarihli gazetelerde ise Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in Erbakan’a tepkisi vardı. Erbakan’ın beyanatı için, “Bunlar çok talihsiz ve yakışıksız sözlerdir” diyen Türkeş şunları söylüyordu:

“Saddam’ın idam ettiklerinden biri Türkmen Kardeşlik Kulübü Başkanı ve Irak Ordusu’nda uzun yıllar görev yaptıktan sonra emekli olan Albay Abdurrahman Abdullah’tır. İdam edilenlerden bir kısmı tahsillerini Türkiye’de yapmış kişilerdir. Hepsi Müslüman, iman sahibi ve Irak ülkesine hizmet aşkıyla dolu olan kişilerdir. Bunlara karşı bugünkü Irak yönetiminin uyguladığı canavarca politika çok tiksindiricidir. Biz Irak’la Türkiye arasında samimi dostluk ilişkilerinin gelişmesini istiyoruz ama bu dostluğun Altın Köprüsü Irak’ta yaşayan Türklerdir. Oradaki soydaşlarımız kanunlara saygılı, vatanlarına bağlı kişiler olmuşlardır.”

31 Temmuz 1980 tarihli Tercüman’da Ergun Göze’nin “Sarı Medrese”, 3 Ağustos 1980 tarihli Hürriyet’te Bedii Faik’in “İkizler”, 9 Ağustos 1980 tarihli Son Havadis’te Tekin Erer’in “TKP Erbakan’ı Överken”, 11 Ağustos 1980 tarihli Son Havadis’te Cihat Baban’ın “Irak ve Erbakan”, 15 Ağustos 1980 tarihli Tercüman’da Ahmet Kabaklı’nın “Vicdanınıza Sığdırabilir misiniz?”, 17 Ağustos 1980 tarihli Tercüman’da yine Ahmet Kabaklı’nın “Yanına Bırakılmaz”, 17 Ağustos 1980 tarihli Günaydın’da Hüsamettin Çelebi’nin “Erbakan Neyin ve Kimin Sözcüsü?”, 21 Ağustos 1980 tarihli Tercüman’da Ergun Göze’nin “Beyanat Değil İhanet”, 22 ve 23 Ağustos 1980 tarihli Tercüman’da Ahmet Kabaklı’nın “Zemzem ve Bevval” isimli makalelerde bu konu işleniyordu. Ayrıca, Son Havadis Gazetesi’nde, 18 ve 21 Ağustos tarihleri arasında, “Irak Türkleri ve Kerkük… Sayın Erbakan 32 Soruya Cevap Verin” başlıklı bir seri yazı yayınlanmış, 11 Eylül 1980 tarihli gazetelerde ise “Türk Göçmen ve Mülteciler Federasyonu” ile “Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği”nin “Erbakan’ı kınama” haberleri yer almıştı.

Demek, basınımız ve milletimiz bir zamanlar böyle konulara baya tepki gösteriyormuş!.. Gerçekten enteresan değil mi?

YORUM EKLE