Günümüzde baykuşa çok da iyi gözle bakılmıyor. Ancak tarihi incelemediğimizde Türkler baykuşa büyük önem atfediyor. Eski dönem Türkleri ‘ugi’ olarak isimlendirmiş hayvanı. Bilgeliğin ve fedakârlığın sembolü olarak görmüşlerdir.

Şâir ‘Kul Remzi’nin 85. Şükran Gecesi Şâir ‘Kul Remzi’nin 85. Şükran Gecesi

Eski Türkler baykuşu 'ugi' olarak olarak isimlendirmişlerdir. Bu kuş, bilgeliğin ve fedakarlığın sembolü olmuştur. 

Eski Türklerin kadına ve anneliğe verdiği önem malumdur. Başta Manas Destanı olmak üzere birçok sözlü ve yazılı eserde ''baykuş ana'' adında bir varlıktan bahsedilir.

Fedakarlığı simgeleyişindeki inanışın sebebi şudur: Baykuşun ‘ana’ rolü almasının sebebi ise oldukça duygusal. Yavrularını doğurduktan sonra onlara canla başla bakıyor. Ancak yavrular annelerinin kafasının üstüne çıkmaya çalışır, yuvaya atlarlarmış. Bu anlarda da tırnakları annenin gözüne batıp kör kalmasına sebep olabiliyormuş. Bu fedakarlıkları ‘ana’ları hatırlattığı için ‘baykuş ana’ lakabını almışlar.

BAYKUŞUN KISMETİ AYAĞINA GELİR


Türk kültüründe Hz. Süleyman ile ilgili anlatılan kıssalarda da baykuş, kuşlar meclisinin en bilgin kuşu olarak tasvir edilmiştir. Bu bilgelik bağı sebebiyle şaman kıyafetlerinde de kartal ile birlikte baykuş pençelerinin de kullanıldığını görürüz. Gündüz görülmesi pek zor olan baykuşlar geceleri avlanır. Bu sebeple doğan mitlerden biri de, bu kuşun Hz. Süleyman tarafından ödüllendirildiğini ve hiçbir zaman yiyecek aramadığı inancıdır. Günümüzde hala kullanılan bir atasözü var: ''baykuşun kısmeti ayağına gelir''. Bu atasözü de buraya dayanmaktadır.