Borçlanıp büyüyen sonunda batar

Şeker fabrikalarının satışıyla oluşan gündem ülkedeki temel sorun olan ekonomiye ayna tuttu. Zarar ediyorlardı asılsız bahanesine sığınıp halkı kandırmaya çalışan iktidar, aslında NBŞ devi ABD’li Cargill’e kıyak yaptığını gizlemeye çalışıyor. Lakin bölgelerde kızgınlık ve öfke kabarmaya devam ediyor.  Seçim öncesi koalisyon olan ittifaka rağmen AKP 2019’da çok sıkıntılı olacak.  Medya maymunlarının atıp tutmalarına % 50,60 güzellemelerine bakmayın. Öyleyse bu telaşlı ittifak niye sorusu cevapsız olduğu sürece halkı iknaya yetmedi, yetemiyor.

Dün dediğinin bugün tam tersine düşmüş şen ortaklar ittifakının yerli-milli olduğunu da kimse ciddiye almıyor. O yüzden Milli Görüş’ün asıl partisi Saadete yalvarmalar yetmeyince, ahlaksızca saldırıyorlar. Ülke her alanda geriliyor ve geriliyor. Gerçekten korkan iktidar sorunlara çare üretememişliğin kıskacında kıvranıyor. Çare bulamıyoruz bari halkın tümünün farkına varmasına engel olalım mantığıyla haberlere müdahale edip memleket güllük gülistanlık yalanını sürdürmeye çalışıyor.

Soyut değer tartışmaları ve aşık atışmaları cinsinden siyasi polemiklerle seçimlere doğru bir yol kazasına uğramamak için çırpınıyor. Başkası dese kıyameti koparacakları İslam’ın güncellenmesi lafı ticarethaneye dönmüş tarikat cemaat mensuplarınca hoop denince tevile girişiliyor. Fakat desti kırıldı bir kere, artık su tutmaz. Halkın her şeye rağmen gündeminde en başta yoksulluk, işsizlik ve fakirlik var.

İktidarının 16 yılında AKP ve Türkiye bu noktaya iki ekonomik gerçekle geldi. Birisi dış borç, diğeri dış ticaret açığı. 2003 yılında bankaların dış borcu yaklaşık 20 milyar dolardı, bugün 195 milyar dolar oldu. Oysa bankaların dış borcu 1989 yılında yaklaşık 10 milyar dolardı. 2002’de 20 milyar dolar oldu. Yani AKP öncesi 14 yıllık süreçte dışarıdan 10 milyar dolar borçlanan bankalar, AKP döneminde yurt dışından yaklaşık 175 milyar dolar borç aldılar. Öte yandan reel sektörün ticari kredileri de aşırı yükseldi. 2002 yılında 412 milyar TL ticari kredi borcu olan reel sektörün bugün 1 trilyon 584 milyar TL kredi borcu var. Bu borç alındı ne oldu? Üretime, imalat sanayiine, tarıma, teknolojiye yatırım mı yapıldı? Maalesef hayır. Öyle olsa hem milli gelir içinde borç oranı yükselmez hem de dış ticaret açığı kapanırdı.

Bizim aklı evvel iktidarımız ne yaptı peki? Fabrika yerine, yol, köprü, tünel. Altyapı olarak bunlar iyi de hem pahalı yaptık, hem de önümüzdeki yıllara sari taahhütlerle yarınımızı rehin alan bir sistemle bütün paramızı verimsiz bir yatırım olan betona gömdük. Üretemeyen ama gelirinden fazla tüketen bir toplum ve devlet yaşamı sürdürülemez hale geldi.  Hava hariç her şeyi satan sattıklarına da sürekli zam yapan bir iktidar sıfırı tüketti. Örneğin önümüzdeki 12 ayda dış finansman ihtiyacımız 210 milyar dolar. Bunu nereden ve nasıl temin edeceğiz kimse bilmiyor. Moody’s notu düşürünce o da ne ya bizi bağlamaz şeklinde efelenmeler sığlıktan başka ne ki? Sizi bağlamasının önemi yok. Zaten onlar da sizi bağlasın diye değil yatırımcılara projeksiyon olsun diye bu işi yapıyorlar. Dış yatırımcı yandaş kanallardaki ekonomimiz uçuyor haberlerine değil işte o kuruluşların raporlarına bakarak geliyor. Gelmeyeceği de artık aşikar. Ekonomik krizle gelenlerin akıbeti de aynı olacak. Ama ülke ve halk acı çekecek. Türkiye’yi her açıdan sıkıntılı günler bekliyor.

Biz herşeye rağmen İYİ'lik dileyelim..

YORUM EKLE