Boşluktan Sızanlar

Ülke ve millet olarak çok çetin günlerden geçiyoruz.
Benim kafam ise eğitime takıldı.
Milli kalması gereken kurumların başında Milli Eğitim olmalı. Zorunda.
Kuran’ın ilk emri oku değil mi?
Cumhuriyetimizin kuruluşunda da kadın_erkek eşit olarak okusun diye temeller atılmıştır.
Amma tekkede, zaviyede değil, milli okullarda eğitilsin olmuştur temel ilke.
Devlet yönetimi boşluk bırakmaya gelmez.
Bırakılan boşlukları hemen birileri dolduruverir…
40 yıl öncesinden bahsediliyor.

Kendi çocukluğumu ve yaşananları sorguluyorum. Sorgulamalıyız.
Neden? Neden? Neden?

Taşrada yaşayan bir ana_baba çocuğunun okuyup büyük adam olmasını ister. Onlara göre okumak büyüklüktür. Büyük ADAM olur.
Okuyanlarsa büyük saygı görürdü.
Köyünden senede birkaç kez ihtiyacı için kente giden köylü nasıl okutacak çocuğunu?
Ya bir akrabasına emanet edecek, orada sığıntı gibi okuluna devam edecek. 
Ya da inandığı güven duyduğu bir cemaatin eline Tanrıya emanet teslim edecek. Çünkü safi niyetli benim köylüm. (Hala gönderenler sayısı az değil).
Çünkü köy kafası siyasetin kirli politikasını düşünemez…
Bu çocukların ezilmişlik ve yaşadıkları hayat ömürlerine yansıyacak.

Diğer taraftan bademcilerin şeytani nefsinden de nasibini alanların sayısını düşünmek bile istemiyorum.
Diğer yandan bu çocukların aileleri de cemaatlere minnet duygusu ile bağlanıyorlar.
Eee üniversiteye gidecek bu gençler.
Yabancı kentte sudan çıkmış balık misali…
Para yok, maddi güçlük içinde olan ailelerin çocukları orada bekleşen abi ve ablaların ellerine düşüyorlar.
Yer bulduk, hem de güvenli diye de şükür namazı bile kılıyorlar.
Sonuçta göbekten bağlanıyorlar.
Çoğu beyinlerinin yıkandığının farkına bile varmıyor.
Onay makamlarını bile kandırabiliyorlar.
Öyle olması gerektiğine inandırılıyorlar. Kalıplar öyle kuruluyor.
Okul bitince de peşini bırakmıyorlar, vefa borcunu öde diyorlar. Kullanabilecekleri yerden kullanıyorlar.
Çünkü bu şebekeler, bu kapıdan içeri girince beyninizi bir kenara bırakın diyorlar.
***
Şimdi bu çocuklar evlerinden çıktıklarında devletin güvenli yurt ve kurumlarında yer bulabilselerdi, yiyecek yemekleri temin edilseydi bu tuzaklara düşecekler miydi?
Vatana millete ihanet noktasına gelecekler miydi?
Bakınız çoğu tertemiz Anadolu çocuğu. Beklide heba olacaklar.
Vatana millete hizmet ederken hain durumuna düşeceklerini nerden bilebilirdi çoğu?
Şu an suçlandıkları yerlerden büyük övgü almamışlar mıydı?
Yüreklendirilip, alkışlanmışlardı.
Suç işledin diyerek bütün hayatları söndürülüyor.
Sömürücü dış odakların kucağına kim atmış oluyor?
Kim suçlu şimdi?
Beraber hareket ederken emirleri kim veriyordu?
Yapmayın diyenleri hain ilan ediyordunuz?
Ortalık toz duman, yaşa kuruya bakan yok.
Ve onların aileleri, çocukları ne olacak?
Meslekleri elinden alınacak, ailesi aç kalacak, çocuklarının eğitimi yarım kalacak.
Kaybedecek bir şeyleri olmayan insan topluluğu oluşturulacak.
Mağdur edilen yine saf Anadolu insanı olacak.
Haa bilerek bu işi tezgâhlayanlar ülkeye ihanet edenler hak ettiği dereceden cezasını bulsun. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Sonuç olarak iş eğitimden geçiyor.
Buldukları boşluktan sızıp, sinsi oyunlarını haince tuzaklıyorlar.
Onun için devletin bel kemiği kurumlar asla ve asla ÖZELLEŞTİRİLMEMELİ.
Ülkemiz üzerinde gözleri olan dış odaklar, sisteme oynuyorlar.
Sistemlerini işletmek içinde kimi bulurlarsa kullanıyorlar.
Sorgulayarak, Düşünerek, Okuyarak, boşluk bırakmadan, birlik içinde millet olarak kendimizi yönetirsek, kimse bize boyun eğdiremez.
Ne Mutlu Türküm Diyene.