Boyunbaya sarıldım…

Anadolu kadının geneli boyunbayı çok iyi bilir. Farklı yörelerde farklı isimde ve şekilde olsa da kullanım amacı her yerde aynıdır ama farklıdır.

Çulfalıkta, (dokuma tezgâhında) dokunan dokumaların iki enini birleştirerek genelde kare veya dikdörtgen şeklinde ortasından dikilerek birleştirilen eşya, giysi diyebiliriz. Çaput yani, kumaş.
Genelde çözgü (uzunlamasına) elde eğrilen pamukla, argaç da (enlemesine) İki sıra pamuk iki sırada yün dokunurdu. Tamamen pamukla veya yün argaçlarda dokunduğu olurdu. Hala da dokunan evlere rastlanabiliyor, şükür.

Bu boyunba var ya ne çok işe yarardı.

Öncelikle üçgen katlanıp omuza çaprazlamasına veya bütün omuza bağlanır ve soğuktan koruması için yeni nesildeki şal gibi kullanılışıdır.
Boyunbağın içine öyle çok şey sığar, öyle işler için kullanılırdı ki saymakla bitmez.
Şimdilerde çeşit çeşit işler için eve veya giyecek olarak alınan birçok araç gerecin işini tek başına yerine getirirdi.

Kadın kendini sardığı gibi, çocuğunu da sırtına bununla bağlar taşırdı.
Yani şimdinin ana kucağı görevini yanında battaniye ve cekette oluverirdi.

Gereğinde çocuğuna çarşaf, üşümesin diye yorgan da olurdu, çok çok amaçlı, yaklaşık 2 metre karelik bu dokuma parçası ne çok işi bir arada görüverirdi.

Yağmurda başına alır şemsiye olurdu.
Bir yerden yük taşırken içine koyar, sırtına veya kucağına alır sırt çantası veya paket olurdu.
Tarlada tohum ekecekse içine koyar tarlasına serperdi.
Dağdan, bağdan, tarladan topladığı yiyecekleri içine kor bağlar evine taşırdı.
Yani her iş için ayrı bir araç aramaz elindeki boyunba ile işine tertemiz görürdü.

Gerekirse çekmece olur giyeceklerini bohçalardı.
Yani hayatının her alanına girerdi nerdeyse.

Şimdi mutfakta bile her iş için ayrı kap kacak, araç gereç alıyoruz. Her yemeğin tabağı, bıçağı, çatalı ayrı ayrı. Görgü gereği imiş.
Her içeceğin bardağı ayır.
Mutfakta koyacak yer bulamıyoruz, eşyalar üzerimize yıkılıyor, her gördüğümüzü alıyoruz.

Eşyanın esiri olmuşuz da farkında değiliz...

Çocukluğumuzun boyunbağına sığan her şey için bir kamyon eşya alıyoruz.

Yapacağımız her iş için ayrı gereç kullanıyoruz. Almalara doyamıyoruz. Çok amaçlı araç diye de yine ayrı ayrı şeylere esir gibiyiz.
Oysa bir boyunba birçoğunun yaptığı işi tek başına yapıyordu.

Farkında mıyız?
Dünyayı Bitiriyoruz. Her araç için dünyanın canından bir parça koparıyoruz.

Ceviz kıracağı ayrı kestane çizeceği ayrı, et keseceği ayrı meyve soyacağımız da ayrı ayrı. Ha bir de bunları koyacak yerler ayrı ayrı.

İki taşın arasında kırdığımız badem çekirdeğinin, andız gilliğinin(çekirdek) tadını özlüyorum. Şimdi Apartmanlarda kıramayız oda ayrı bir dert.

Kedilere, köpeklere yemek tabağının dibinde ne varsa ona ekmek doğranır verilirdi, sofra kırıntıları da tavuklara çırpılırdı. Yani sıfır atık olur her şey değerlendirilirdi.
Şimdi hayvanlarında dengesini bozduk özel maması olmazsa yüzüne bakmıyorlar.

Evin bir havanı olurdu dövülecek, ezilecek ne varsa onun içinde kendini bulurdu.
Cevizi, küncüsü, sarımsağı, karabiberi, kimyonu hepsi havanın içine sığar dövülürdü. Her kızın çeyizinde mutlaka havanı bulunurdu.

Her şeye ayrı alet icat edilince becerimiz kayboldu sankim. Aletlere esir düştük.

Böyle düşününce iş yapmak için veya üzerimizi giydirmek için ne çok materyal kullanıyoruz. Bir de maddi yönü var. Almak için de kendimizi paralıyoruz.

Az eşya çok iş görebiliyormuş oysa. Eşya ve giysi için bu kadar zaman harcayıp dünyayı bitirmemizin, kendimizi yormanın anlamı var mı ki diye düşünmeden de edemiyorum.

Dünyayı saran salgın, insan ilişkilerini düşündürüp, kendimizi yargılattı, yargılamaya devam ediyoruz.

Pahalılıkta nasıl tükettiğimizi, israfı ve dünyayı bitirişimizi sorgulatıyor sanki. Öyle değil mi?

Kalın Sağlıcakla__Dünya Bir Tane__Meyrem’ce

YORUM EKLE