Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist Hüda Hüseyni Independent Türkçe'ye yazdı: Çin ve Tayvan arasındaki savaşın sıfır saati yaklaşıyor

Çin, Tayvan'a karşı güç kullanımının dış ticari boykot dahil olmak üzere ciddi sonuçları olacağını anlamalı. Dış ticaret, Çin politikasının zayıf noktası

G20 Sanayi Zirvesi'ne katılması için ABD Başkanı Joe Biden'ı taşıyan Air Force One uçağı bugün, Roma'ya iniş yapacak.

Rusya ve Çin devlet başkanları ise video konferans aracılığıyla zirveye katılacak. Bu yokluk ABD'nin çıkarına veya özellikle Çin ile bir fırsatın kaçırılmasına neden olabilir.

Güney Çin Denizi'nde ticaret ve deniz yolları, Pekin'in Tayvan'a yönelik büyüyen tehdidi konusunda iki ülke arasındaki anlaşmazlık gittikçe artıyor.

İki ülke arasındaki gerilim nedeniyle G20 Zirvesinde bir konsensüse varılması zor olabilir.

Geçen perşembe, ABD Başkanı Joe Biden, ABD'nin Tayvan'ı savunacağını ve ülkesinin Çin'in kendisine ait olduğunu iddia ettiği adayı savunma yükümlülüğü olduğunu söyledi.

Daha sonra Beyaz Saray'dan adaya yönelik politikasında bir değişiklik olmadığı açıklaması geldi.

Çin egemenliğini kabul etmesi için Pekin'in artan askeri ve siyasi baskısından şikayet eden Tayvan'ı ABD'nin savunup savunmayacağı sorusuna Biden, "Evet, bunu yapmakla yükümlüyüz" yanıtını verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü de "ABD'nin Tayvan ile savunma ilişkisi, Tayvan ile İlişkiler Yasası tarafından yönlendiriliyor. Bu yasa kapsamındaki taahhütlerimize bağlı kalacağız, Tayvan'ın öz savunmasını desteklemeye devam edeceğiz ve her türlü tek taraflı değişikliğe karşı çıkacağız" diye konuştu.

Her halükarda Çin, hoşnutsuzluğunu dile getirdi ve Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Pekin'in temel çıkarlarından taviz vermesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Biden'ın Tayvan ile ilgili açıklamasını "gaf" olarak niteleyenler olduğu gibi, Washington'un Tayvan'ı savunmakla yükümlü olduğunun "açıkça doğru" olmadığını ve bu kafa karıştırıcı ABD politikasının caydırıcılığı zayıflattığını söyleyenler de oldu.

Tayvan ve Çin arasındaki askeri gerilim son 40 yılın en kötü seviyesinde. Tayvan Savunma Bakanı Chiu Kucheng, bu ay içinde Çin'in 2025 yılında Tayvan'a yönelik "büyük ölçekli" bir istila operasyonu başlatabileceği açıklamasını yaptı.

Pekin, Tayvan adasını kendisine bağlı eyaletlerden biri olarak görüyor. 10 Ekim Pazar günü, Tayvan Ulusal Günü kutlamaları vesilesiyle yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Tsai Ing-wen, Çin'in ilhakına direnme sözü verdi.

Tsai, "Boğazlar arası ilişkileri kolaylaştırmayı umuyoruz ve aceleci davranmayacağız, ancak hiç kimse Tayvan halkının baskıya boyun eğeceği gibi bir yanılsamaya kapılmamalı" diye konuştu.

Cumhurbaşkanının konuşmasını, yerli  üretim füzeler ve zırhlı araçlar dahil olmak üzere Tayvan'ın savunma yeteneklerini sergilediği nadir  bir askeri gösteri izledi.

Tsai ayrıca, "Hiç kimsenin Tayvan'ı Çin'in kendisi için çizdiği yolu izlemeye zorlamamasını sağlamak için ulusal savunmamızı güçlendirmeye ve kendimizi savunma kararlılığımızı göstermeye devam edeceğiz" dedi.

Tsai'nin sert konuşması, artan bir askeri harekat korkuları arasında boğazda tansiyonun yükselmeye devam ettiği bir zamanda geldi.

Tsai'nin açıklamalarından sadece bir gün önce, uluslararası topluma Tayvan'ın egemenliğini tanımaması için uzun süredir baskı yapan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'de televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Tarihi anavatanı tümüyle yeniden birleştirme misyonu yerine getirilmeli ve bu kesinlikle mümkün. Atalarını unutanlar, vatana ihanet edenler ya da ülkeyi bölenler her zaman başarısızlığa mahkumdur. Halk onları kesin bir şekilde reddedecek ve tarih onları yargılayacak" ifadelerini kullandı.

Şi, barışçıl yollarla yeniden ulusal birleşmenin bir bütün olarak Çin ulusunun çıkarlarına en iyi şekilde hizmet ettiğini de sözlerine ekledi.

Temmuz ayında Çin Komünist Partisi'nin 100. yılı kutlamaları sırasında, Tayvan'ın bağımsızlığını resmi olarak tanımaya yönelik her türlü girişimi ezme sözü verdiği açıklamalarıyla karşılaştırıldığında, Şi'nin son açıklaması uzlaştırıcı bir ton taşıyordu, nispeten ılımlı, hatta sıradandı.

Bu, Çinli liderin zaten yüksek gerilimli olan çatışma sarmalının kontrolden çıktığını görmek istemediğini gösteriyor. Ancak ufuktaki çatışma tehdidi devam ediyor.

Devlet Başkanı Şi'nin 100. yıldönümü vesilesi ile yaptığı sert açıklamalardan önce Çin, eşi görülmemiş bir güç gösterisi düzenlemişti.

Pekin'in savaş uçakları Tayvan'ın Hava Savunma Tanımlama Sahası (ADIZ) ilan ettiği bölgeyi 56 kez ihlal etmişti.

Bu ay içinde de Pekin bunun için yaklaşık 150 savaş uçağını konuşlandırdı. Bu adım, Tayvan uçaklarını karşılık vermek için havalanmaya zorladı.

SALMONELLA BAKTERİSİ YAYILIYOR SALMONELLA BAKTERİSİ YAYILIYOR

New York Times gazetesindeki bir haberde, "Tayvanlı savaş uçağı hava trafik kontrolörünün bir Çin savaş uçağının pilotu ile yapmaya çalıştığı telsiz görüşmesinde, Çinli pilotun kaba bir şekilde kendisi ile konuşmayı reddedip, annesine açıkça hakaret ettiği" belirtildi.

Bu küçük ama önemli ayrıntılar, alevlenen ve yalnızca Tayvan ile değil, aynı zamanda ABD ile de daha geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilecek gerilimlere ışık tutuyor.

Obama yönetiminde Doğu Asya ve Pasifik'ten Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı görevi yapan Danny Russell, The New York Times'a verdiği demeçte, "İlişki tellerinin kopmasını engelleyecek yalıtım epey azaldı. Bazı tellerin koparak yangına yol açması uzak bir hayal  değil" dedi.

Tayvan Cumhurbaşkanlığı Ofisi, Şi'nin konuşmasına verdiği doğrudan yanıtta, Tayvan'daki popüler duyarlılığın Tayvan halkının özgürlüğünü ve demokrasisini garanti etmeyen "tek ülke, iki rejim" çerçevesiyle çeliştiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Xavier Chang'ın bu çerçevenin kırılganlığını gösteren bir örnek bulmak için çok uzağa gitmesine gerek yoktu.

Boğazın karşı tarafındaki Hong Kong iyi bir örnek, Ulusal Güvenlik Şefinin, herhangi bir kutlamanın yeni ulusal güvenlik yasasına göre bir ayrılık girişimi sayılacağı konusunda uyarmasının ardından Hong Kong'da "Xinhai Devrimi" ile ilgili kutlamalar durdurulmuştu.

10 Ekim Pazar günü, güvenlik güçleri Çin Cumhuriyeti'nin kurucu babası Sun Yat-sen'in bir zamanlar yaşadığı tarihi mekanların dışında barikat kurarak nöbet tutmuşlardı.

Sun Yat-sen'in hatırası sadece bu anıtlardan değil, şehrin her yerinden silindi. Çin ayrıca Hong Kong Üniversitesi'nden 24 yıldır kampüste bulunan "utanç sütununu" kaldırmasını da istedi.

Söz konusu anıt Tiananmen Meydanı katliamının kurbanlarının anısına dikilmişti. Tayvan'daki gözlemciler için Hong Kong, Pekin'in ifade özgürlüğü ve bağımsızlık üzerindeki artan otoriter baskısıyla ilgili uyarıcı, "anakara"nın baskılarına karşı direnişlerinde kararlılıklarını korumaya daha fazla teşvik edici bir hikaye.

Buna karşılık, Tayvan'ın gelecekteki belirsiz statüsünün ABD Başkanı Richard Nixon'ın 1972'de Pekin'i ziyareti ve Çinli lider Mao Zedong ile görüşmesinden bu yana ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında örtük bir anlaşma meselesi olduğu da hatırlatılıyor.

Ama durum aslında göründüğünden daha az sorunsal, çünkü dünyadaki herhangi bir siyasi varlıkta görülebilecek en düşük doğum oranına sahip Tayvan, önümüzdeki 50 yıl içinde fiilen yok olacak.

Toplam doğurganlık hızı kadın başına yaklaşık bir çocuk. Bugün Tayvan'ın nüfusu 23 milyon ve bu sayı Chengdu, Çongçing veya Şanghay gibi anakaranın büyük şehirlerinin nüfuslarından daha az. Tayvan'ın demografik gerileyişi zamanla göreceli önemini azaltacak.

Tayvan'da kişi başına düşen gelirin anakaradan daha yüksek olduğu doğru, ancak üstlenilmesi beklenen yük hala göz korkutucu.

Kişi başına düşen GSYİH, 33 bin 402 dolarla Çin ortalamasından çok daha yüksek, ama Çin'in yüksek teknoloji şehri Shenzhen'de kişi başına düşen GSYİH'ya yakın.