Devlet ve kurallar geri gelmeli

Abone Ol

Sahipsiz desem sahipsiz değil. Yoksul desem yoksul değil.

Üretmeyen ve üretemeyen uzak bir şehir desem öyle bir şehirde değil...

Tam aksine Türkiye'yi ekonomik olarak ayakta tutan özel bir şehir.

Konum olarak dünyanın göz bebeği denecek kadar güzel, Tarih olarak eşi benzeri olmayacak kadar muazzam bir şehir.

Bütün dünya şehirlerini kıskandıracak kadar tarihsel ve kültürel özelliğe sahip bir şehir.

İmparatorlukların beşiği, medeniyetin eşiği bir şehir.

Yönetilemeyen, yönetimden mahzun, yaşayanları mutsuz, gençleri umutsuz, yarınları kâbus olan bu şehir bir gün mutlaka bizden hesap soracaktır.

Yıl 1983. İktidarda Turgut Özal'ın Anavatan Partisi var.

İktidar partisi olarak İstanbul artık göç kaldırmıyor, yoğunluk çekilemeyecek durumda diye Anadolu'dan göçü yasaklama hesapları yapıyorlardı.

Köye dönüş için farklı yol ve yöntem arayışı için projeler üretiliyor, Akdeniz sahilleri yaz aylarında fazla göç aldığı için Anadolu'dan Akdeniz ve Çukurova'ya mevsimlik işçi olarak gelenler sahil şeridinde polis tarafından dolaştırılmıyordu.

Hatta Bodrum, Marmaris seferlerini yapan şehirler arası otobüsler polis tarafından kontrol edilerek ülkenin Doğu ve Güney Doğusundan gelenler sorguya alınıyor zamanla il ve ilçe sınırlarına sokulmuyordu.

İstanbul özelliğini ise özellikle İstanbul'un merkezi olarak bilinen Beyoğlu, İstiklal caddesinde gezen takım elbiseli fötr şapkalı beyler ile en şık kıyafetlerini giyinip kuşanan hanımefendilerin ayak seslerine şahit oluyordu.

Yapılan basit bir toplum kuralında ise o dönem söylenen en özel ifade ise (Buradan başka İstanbul yok) diye ifade ediliyordu.

Ne oldu bu güzelim İstanbul'a.

Vatandaşlarının kendi vatanında serbest dolaşması engellenmeye çalışıldığı dönemden İstanbul ilimizin ilçelerinin başta olmak üzere Bodrum, Marmaris, gibi turistik ilçelerimiz dahi Suriyeli, Afganlı, Ganalı ve Afrika kıtasından ipini koparanın yaşadığı bir cennet haline dönüştü...

Biz çok misafirperver milletiz...

Gelsinler...

Açın kapıları herkes istediği gibi gelsin...

Biz misafirperver bir milletiz.

Mazlumu severiz, yemez yedirir, içmez içirir, giymez giydiririz...

Seçilmiş Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bütün bakanlarımız, İstanbul Belediye Başkanımız ve İlçe belediye başkanlarımız, Atanmış Valimiz, Kaymakamlarımız, Emniyet müdürümüz ve ilçe emniyet Müdürlerimiz lütfen şu özen ve itina ile süslenmiş makam odalarınızdaki maun masalardan bir kalkıp tebdili kıyafet İstanbul sokaklarını lütfen dolaşın...

İstanbul ilini getirdiğiniz hale bir bakın.

İstanbul trafiğini unutun...

Caddeleri bomboş, üreten, ülkeyi ekonomik hatta siyasi olarak ayakta tutan İstanbul'un bir haline bakın...

Özellikle sorumluluğunu taşıdığınız kurum ve kuruluşların İstanbul halkı için çalışanlarının vatandaşa yaptığı zulmü, eziyeti, haksızlığı bir görmeye çalışın, aldığınız maaşların özellikle ülkemizin yaşayan ekonomisi olarak bilinen İstanbul ilinden sağlandığını düşünerek bu devasa il içerisinde üreten ve tüketen halkın verdikleri vergi ile aldığınız maaşları hak edip etmediğinize kendiniz karar verin.

Bu millete zulmetmek yediğiniz ekmeğe ihanet etmek demektir.

İstanbul'da yaşayan her bir Türk vatandaşı şairin dediği gibi kendi vatanında (PARYA) tabi bunu görme cesareti gösterebilecek seçilmiş ve atanmış varsa...

Bu vatan bizim, sahip çıkmazsak yazık olur vatana...