Eğitim Sistemimiz, Özel Okul ve İmam Hatip Dayatmasından Vazgeçmeli!

“DESAM Yeni Nesil Eğitim Çalıştayı ve 1. Ankara Ödülleri” adlı programda yaptığı konuşmada; Türk eğitim sistemindeki on yıllardır bitmek bilmeyen değişim, reform ve dönüşümlerden başarılı bir sonuç elde edilememesinin iki ana nedeni olduğunu söyleyen Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi (DESAM) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, “Suçlu; liyakatsiz, vizyonsuz, ideolojik eğitim bürokrasisi ve politikacılarıdır” dedi.

Eğitim Sistemimiz, Özel Okul ve İmam Hatip Dayatmasından Vazgeçmeli!

Türk eğitim bürokrasisi ve politikacılarının bilimsel, eleştirel ve akılcı düşünme kültürünün yeterince gelişmediğini; eğitime pedagojik değil ideolojik bakma alışkanlıklarını terk edemediklerini; bilgi ve vizyon yoksunluklarını katı ideolojik hamasetle ve sıkı tarafgirlikle doldurma kolaycılığından kurtulamadıklarını söyleyen Gürkan Avcı, “İşte çocuklarımızın geleceğini karartan, milli eğitimi katleden sorumlular bunlardır” dedi.

Eğitim Sistemimiz, Özel Okul ve İmam Hatip Dayatmasından Vazgeçmeli!

Türk eğitim sisteminin 1980’lere kadar ABD’li uzmanlar tarafından ardından AB’li uzmanlarca yapılan planlı müdahaleler ve yönlendirmelerle vicdani kökünden, insani özünden ve genetik mecrasından koparıldığını söyleyen Gürkan Avcı, şunları kaydetti;

Türk eğitim bürokrasisi ve politikacılarının basiretsizliği, ehliyet ve liyakatsizliği sayesinde eğitim ahlakımız önemli ölçüde bozulmuş ve etik çöküş daha da artmıştır. Dünya üzerinde böylesine devasa çarpık bir eğitim sisteminde dönüşüm ve büyük çelişki yaşayan tek milletiz.  Küçük, kendi halinde, gerçekleri inkâr eden, sorumsuz, sınırlı ve iddiasız bir eğitim sistemi. Bizden istenen budur. Bu, halen süren bir projedir.

Eğitim sistemimiz ABD ve AB’den ithal bozuk patentlerle reformize edilmiştir. Eğitim sistemimiz, küresel emperyalizmin taşeronu ve fason imalat yeri olmamalıdır. Türkiye gençlerini özendirildiği bir başka ülkede iş bulması için, Avrupa’ya, Amerika’ya, Kanada’ya ara eleman olarak kapağı atsın diye eğitmemelidir.

Liselere ve üniversiteye girişte, devlet okullarının kontenjanları azaltılırken, paralı okulların ve İmam Hatiplerin sayısı ve kontenjanları, şişirildikçe şişiriliyor. Yine aynı şekilde, devlet okullarında giriş puanları tavan yaparken, özel okul ve İmam Hatip puanları dibe vuruyor. Hatta pek çoğuna sınavsız girmek mümkün. Eve yakın devlet okullarına girmek adeta imkânsız hale gelirken, nerdeyse her köşe başına bir İmam Hatip, özel okul açılıyor. Devlet ve kimi STK’lar devlet okullarında öğrenim gören öğrencilere burs yardımı yapmazken, İmam Hatip ve kolej öğrencilerine maddi yardım yaparak adeta ikilik ve ayrımcılığı pekiştiriyor. Milyonlarca öğrenci, imam hatip ve meslek lisesi seçeceğine zorlandığı için tepkisel olarak adeta özel okulların kucağına itiliyor.

Çoğu öğrencinin birincil tercihi Fen ve Anadolu liseleri olmasına rağmen ısrarla Meslek ve İmam Hatip liselerinin dayatılması ve teşvik edilmesi velileri özel okul ve kolejlere mecbur hale getirmektedir. MEB’in faaliyet raporundaki verilere göre en çok devamsızlık yapılan okulların meslek ve imam hatip liseleri olması da öğrencilerin bu okullara gitmek istemediklerini ortaya koymaktadır.  Öte yandan buçuk milyonu aşkın çocuğun örgün eğitimin dışına çıkması her 10 çocuktan 4’ünün bu okullara gitmiyor olması da önemli bir mesaj olarak algılanmalıdır.

İmam Hatiplerde istenen başarı sağlanamayınca nitelikli okul kodlamasıyla özellikle başarılı öğrencilere bu okulları dayatma anlayışı imam hatipler ile meslek liselerini tercih etmeyen öğrencileri özel okullara mahkûm etmiştir. Arz talep dengesini gözetmeden velileri özel okulların, İmam Hatiplerin kucağına atmak, mecbur etmek eğitim sistemindeki kaos, kavga ve din merkezli çatışma ve gerilemeden başka bir şey getirmez, din dışı sapkın eğilimleri geliştirir.

Yıllık öğrenim ücreti 100 bin TL’yi aşarak küçük bir daire fiyatına ulaşan kolejler bir çok ailenin ocağına incir ağacı dikmeye devam etmektedir. Örneğin İstanbul’daki özel eğitim kurumlarının sayısı devlet okullarının sayısıyla yarışır hale gelmiştir. Son on yılda özel okul sayısı ve devam eden öğrenci sayısı takriben 15 kat artmıştır. İmam Hatiplerde de hormonlu bir büyüme ısrarla sürdürülmektedir.
 
Devlet okullarını kendi kaderine terk ederek, kolejleri kamu kaynaklarıyla desteklemenin, İmam Hatiplere aleni bir şekilde pozitif ayrımcılık yapmanın çok yanlış bir politika olduğu acilen fark edilmeli ve telafi adımları atılmalıdır. Şükür ki Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bu uygulamadan vaz geçileceği müjdesini verdi. Bu itibarla eğitim sisteminin sorunlarını ve tüm eğitim paydaşlarının taleplerini dikkate alarak, kimseyi ötekileştirmeden bilimsel, demokratik, parasız ve nitelikli eğitim için fedakarlık yapmak gerekiyor.
 
Onursuz bir yarışı ve bencilliği aşılayan Türk eğitim sistemi topluma çok boyutlu olarak ‘Her koyun kendi bacağından asılır’ felsefesini empoze ediyor.  Milli eğitimin yönetiminde bir avuç seçkinin yerine geniş eğitim bileşenlerinin demokrasisini ve kolektivizmi kazandırmak gerekiyor.

Türk eğitim sisteminin en temel amaçlarından birisi yeni insanı yaratmak olmalıdır. Eğitim süreci hayatın tüm alanını kapsayıcı nitelikte olması gerekir. Sorun, vatandaşın eğitime bir hak olarak değil, geleceğine yatırım gözüyle bakmasıdır. Sorun,  devletin eğitime bir hak olarak değil, ihtiyaç duyduğu insan tipinin yetişmesi için bir zorunluluk olarak bakmasıdır. Sorun, patronların eğitime topluma hizmet olarak değil, fabrikalarındaki iş gücü ihtiyacını karşılamak olarak bakmasıdır. Devlet ve iş adamları okullar, üniversiteler, meslek liseleri açarak ‘halkçı hükümet, hayırsever işadamı’ sıfatı almak dışında geleceği kendi istedikleri şekle bu okullarda sokmaktadır. Bugün emperyalizmin baskısındaki Türk eğitim sistemi vahşi kapitalist yaşam kültürünün tüm hastalıklarını öğrencilere bulaştırmaya devam etmektedir.

Böyle bir eğitim sisteminde yetişen gençlik, gelecek kaygısı ile sesini çıkarmayan, içinde yaşadığı topluma hatta kendine yabancı duruma gelir. Tüketim kültürüyle apolitik hale sokulan gençlik, GDO’lu ve sapkın inançlar ile kuşatılarak, neoliberal küresel sistemin ideolojik bombardımanı altında özünden ve kimliğinden uzaklaşarak, sömürücü sistemin gönüllü kölesi haline gelir.   

YORUM EKLE