Yeniçağ yazarı Evren Devrim Zelyut’tan dikkat çeken bir yazı geldi.

Yeniçağ yazarı Evren Devrim Zelyut, “Erdoğan tarihi yenilgisine doğru yürüyor!” başlıklı yazısında dikkat çeken yorumlar yer aldı.

Zelyut’un yazısı şu şekilde:

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi kariyeri zaferlerle dolu. Ancak bu zaferlerin gerçekleştiği dönemlere baktığımızda ekonomide istikrarın öne çıktığını görüyoruz. Yani kurda ve enflasyonda yakalanan denge otomatik olarak seçim başarısını getirmişti. Bunun yanı sıra halkın değerler sistemine olan yakınlığı da zaferleri perçinleyen bir unsur olmuştu.

Erdoğan'ın kariyerini yükselme, duraklama ve gerileme olarak 3 kısıma ayırabiliriz. Bu üç kısım aynı zamanda Türk ekonomisinin de evreleridir.

1. Evre 2002-2018 yükselme

1970'lerden beri süregelen kronik enflasyon, döngüsel şekilde oluşan döviz krizleri ve yolsuzluklardan bıkmış halk en son 2001 krizi sonrası tercihini AKP'den yana kullandı. AB ve ABD'nin Türkiye'de açılan yeni sayfaya duydukları ilgi ile yabancı sermaye ülkeye akın etti. Bu dönemde dolar kuru 2002-2013 arasında 1,20/1,80 arasında gidip gelerek ekonomiye istikrarlı bir dönem sundu. Buna bağlı olarak geniş halk desteği kazanıldı.

2013 yılında Amerikan Merkez Bankası'nın 2008 Krizi'ni atlatmak için bastığı paraları geri çekme kararı Türkiye'de kurda hareketler yaratmaya başladı.

Bu dönemdeki istikrarlı kura bağlı olarak tarım ve sanayide ithalata dayalı bir model gelişti. Ancak kurun yavaş yavaş artması ekonomide enflasyonist baskılara yol açmaya başladı.

Üretimi bağımsızlaştırmak için gerekli reformlar sadece planlarda kaldı. 2013-2017 yılları arasında kur 3,70'e kadar yükselerek gelecek günler için adeta alarm verdi. Ancak bu işareti AKP göremedi.

Ayrıca Türkiye'nin yanlış iç ve dış politika tercihleri ile girdiği "Hendek" ve "Suriye" savaşları, 2016 yılındaki "15 Temmuz Darbe Girişimi" ülkenin iç ve dış tüm dengelerini bozdu. Kamu maliyesi yara aldı. Ekonomide büyük durgunluk başladı. 2017 yılında Kredi Garanti Fonu ile ekonomiye 200 milyar TL'den fazla para pompalandı. Türk ekonomisi saman alevi misali son kez parladı. Bu canlılık Erdoğan'a başkanlık sistemini hediye etti.

Yaşanan sosyal, politik ve ekonomik sıkıntılar AKP'ye siyasi bedel olarak dönmedi çünkü seçmen AKP'nin krizle karşılaşıp 2017'de bunu çözebildiğini gördü. Ancak kredi basarak yani borçlandırarak mevcut sakat sistemin hayatta tutulmasının bedelini AKP İstanbul ve Ankara Belediye Başkanlıklarını kaybederek ödedi.

2. Evre 2018-2020 duraklama

DOKTORLARDAN SONRA VERGİ MÜFETTİŞLERİ DE YURT DIŞINA GİDİYOR DOKTORLARDAN SONRA VERGİ MÜFETTİŞLERİ DE YURT DIŞINA GİDİYOR

Türk ekonomisinin ithalatçı üretim yapısı, tarım ve sanayide üretim zafiyetleri, tüm yabancı raporlarda "Kırılgan" olarak tanımlanmasına neden olmuştu. Bu yapının ilk kırılışı ise ABD Başkanı Trump'ın vurması ile gerçekleşti. "Rahip Brunson Krizi" dışa bağlı kırılgan ekonomiye kur şoku yaşattı. 2018 Ağustos ayında kurda 7,21 rekor seviyeye ulaşıldı. Faizler ve enflasyon zirve yaptı.

Kazanılan seçim zaferleri sonunda yıllar içinde başlayan "Güç Zehirlenmesi" ve AKP'de yayılan kibir, giderek daha fazla ciddiye alınan muhalefete karşı AKP'nin daha çok kavgacı ve kutuplaştırıcı taktikler seçmesine neden oldu. Zaten Erdoğan "Öfkeyi bir hitabet dili olarak" kullanmaktaydı.

Ekonomideki yanlış politikalar, iç ve dış desteğin kaybedilmesi ile birleşince kronik bir krize girildi. Ancak yandaş medya ve bağlı sivil toplum kuruluşları ile yürütülen bir algı savaşı başladı. Bu uğurda ekonomik rakamlar değiştirildi ya da sıkıntıların gerekçesi AKP harici odaklar olarak gösterildi.

3. Evre 2020-günümüz gerileme

Mart 2020 sonrası başlayan "Salgın" AKP'nin "Sosyal devlet bizden sorulur", "Güçlü devlet" gibi sloganlarının boş olduğunu gösterdi. Şehirlerin çeperlerindeki oy deposu olan semtler işsizlik ve ölümle baş başa bırakıldı. Salgının ilk günlerinde maske yokluğu hissedildi. 2021 ortasına kadar da yoğun aşılama yapılmadı.

İşsizlik büyük boyutlara ulaştı. Ancak AKP'nin her fırsatta dediği en gelişmiş 20 ekonomiden birisi olan Türkiye, esnafını, işçisini, sanatçısını krizde yalnız bıraktı. Salgında karşılıksız desteği en az veren ülkelerden biri oldu. Firma sahipleri ve hane halkı borçlandırıldı. Geniş halk kitleleri ağır sorunlar altındayken AKP'nin rant çemberlerinin içinde olan mutlu azınlığın aynı anda 2-3 maaş alarak tatlı hayat sürdüğü ortaya çıktı. "Pudra Şekeri" olayında sıradan bir parti memurunun yaşadığı zenginlik kamuoyuna bir tokat gibi çarptı. İlk defa "Demek ki muhalefet doğru söylüyormuş" şeklinde AKP çekirdek seçmeni düşünmeye başladı. Kirlenmenin ne kadar arttığı TV şovu şeklinde YouTube yayınları yapan Sedat Peker ile doruk noktasına ulaştı.

Enflasyon ve can güvenliği

Yanlış ekonomik sistem ve yandaşların doymak bilmeyen iştahları nedeni ile 128 milyar dolar rezerv heba oldu. Merkez Bankası rezervleri eksiye düştü. Bankanın kârı ve yedekleri bitirildi. 2002 sonunda 113 milyar dolar olan brüt dış borç 2020 sonunda 450 milyar dolara çıktı. Aynı dönemde borcun GSYH oranı da %58'den %62'ye vurdu. Suriye için en az 80 milyar dolar para harcandı. 70 milyar dolar da özelleştirme geliri uçtu. 2,2 trilyon dolar vergi toplandı, bunun yarınlar için gerekli olan yatırımlara ise sadece 301 milyar doları kullanıldı. 2002 yılında krizde 2,6 milyon olan işsiz sayısı 2021'de 10 milyonu geçti. Halkın %30'u yoksulluğa girdi.

Bunların üstüne bir de Erdoğan'ın "GAP" ve "Kentsel Dönüşüm" gibi halkın enflasyon ve can güvenliği sorunlarını çözecek projeler yerine "Kanal İstanbul"da diretmesi, seçmene kendisinin AKP için önem taşımadığını bir kez daha ispatladı. Ayrıca çıkmaza girmiş Türk Hazinesi'ne son darbe olacak bu proje ile yandaşlara rantlar sağlanırken ekonomi iyice üretimden kopacak ve kronik sorunlar daha da ağırlaşacak.

Siyaset bir tercihtir. AKP de tercihini yaptı. İthalata bağlı üretim sistemi ve beton rantına dayanan ekonomik modelinde ısrar ediyor. Bölüşümde önceliği kendisi ile bağlantılı firmalara ve insanlara veriyor. İşte bu tercih ise önce gerileme sonra görkemli bir yenilgiyi bizlere sandıkta gösterecek.