İçerisinde 16 yıl kaldıktan sonra gördüğüm gayr-i İslami tavırlarından dolayı terk ettiğim FETÖ yapılanmasının hafife alınmaması gerektiğini o günden beri vurguluyorum.

FETÖ denen örgütün arkasında CIA’nın olduğunu 1999 yılında o zamanlar MNG Holdinge ait ve şimdilerde Acun Ilıcalı’nın sahipliğini yaptığı TV8 televizyonunda muhabirlik yapan İbrahim Güneş’e 3 saate yakın anlattım. İbrahim Güneş bugün TV 24 Yayın yönetmenliği görevinde bulunuyor.

FETÖ, ABD’nin 1960’lı yıllarda oluşturduğu “Yeşil kuşak Projesi” Çerçevesinde kurulan bir örgüttür. Gayesi de halkı Müslüman ülkelerde yükselen İslami uyanışların önünü kesmek ve adına “Ilımlı İslam” dedikleri içi boşaltılmış, Hak-Batıl, İman-küfür, cihat kavramlarından soyutlanmış bir din anlayışını hakim kılmaktı. Yüzlerine geçirdikleri “Ehl-i sünnet” maskesi sayesinde bunu oldukça başarılı bir şekilde icra ettiler. Öğleki eğer 17/25 Aralık 2013 öncesinde FETÖ denen örgütün lideri Gülen ölseydi, mevcut hükümet ve Türk halkının kahır ekseriyeti mezarını türbe yapıp tapınacaktı.

Bu sürece kadar FETÖ denen CIA yapılanmasını fark edip gündeme getirenler ne yazık ki hem mevcut cemaat ve tarikatlar tarafından hem de hükümet tarafından hain ilan edildi. Bunlardan biri de bendim. FETÖ’nün bir CIA yapılanması olduğunu yazıp, televizyonlarda dile getirince mevcut yapının elemanları ile birlikte hükümet kanadı beni “Hoca Efendilerini” kötülediğim için adeta aforoz ettiler. Her iki kesimde gazetelerinde, televizyonlarında, kurumlarında bana iş vermediler. Ne zamanki 17/25 Aralık 2013 tarihinde bu örgüt karanlık yüzünü gösterip o tarihe kadar beraber yürüdükleri hükümete yönelik operasyon yapınca bazıları zoraki uyandı. Zoraki diyorum çünkü yaşanan bunca olaya rağmen hala uyanmayıp, iktidar erkini arkasına alarak FETÖ denen şer şebekesini dolaylı veya dolaysız destekleyenler var.

FETÖ denen şeytani yapının 15 Temmuz’da giriştiği darbe teşebbüsü ile 251 kişiyi katledip 3 bine yakın insanımızı yaralamasına rağmen siyasi arenada çöreklenen bu yapının mensuplarına dokunulmadı. Bu dokunulmayış yargı, üniversiteler, mülkiye vb. yapılarda da yeterince operasyon yapılmasına engel oldu. Kripto FETÖ elemanları bu dönemde kendi örgüt elemanlarını korumak için örgütle ilişkisi olmayanları ihbar ederek mücadeleyi sulandırdı. Her türlü dezenformasyon yaparak bu süreci en az zararla atlatmak için her türlü şeytanlığı sergiledi. Zaten FETÖ lideri Gülen de bu dönemde örgütüne, “Kendinizi deşifre etmeyin. Gizlenebildiğiniz kadar gizlenin ama her fırsatta karşı saldırıya geçin.” Şeklinde talimatlar verdi.

Bu süreçte birçok FETÖKULLİ iş sergilendi. Bazılarının farkına varan hükümet tedbir alarak karşı operasyonlarda bulundu. Ama farkına varılmayan birçok operasyonun olduğu da açıktı.

Mesela FETÖ denen iblisi yapının yargıda bilinen 5-6 bin civarında savcı ve hakimlerden oluşan militanı vardı. Bunların 4.500 civarı meslekten ihraç edildi. Ancak örgüt militanları yeni alınan hakim ve savcıların arasına sızmayı da başardı. Bu tür sızmalara karşı yapılan bazı operasyonlarla tedbir alınmaya çalışıldı ama ne derece başarılı oldu bilinmez.

Yargı içinde çöreklenmiş FETÖ militanları her fırsatta örgüt mensuplarını kollayan kararlara imza attı. HSK bazılarını tespit ederek bunu yapanlar hakkında işlem yaptı ve birçoğunu meslekten ihraç etti.

Ancak 40 yıllık bir yapılanmayı yerinden söküp atmak o kadar kolay değildi.

Özellikle Anayasa Mahkemesi içindeki raportörlerinin kahır ekseriyetinin örgüt mensubu olduğunu Doç. Dr. Emir Kaya televizyonlarda şu sözlerle deşifre etmişti:

“Açıkça Anayasa Mahkemesi Cemaatin kontrolünde diyorum. Anayasa Mahkemesi’ndeki 17 üyenin 7′si paralel, paralellerin de 4′ünü Abdullah Gül seçti. AYM üyelerinin 3’ü cemaat mensubu 4’ü cemaatin güdümünde 3-4 tanesi de güce göre pozisyon alıyor. AYM raportörlerinin yüzde 70′i paralel. Haşim Kılıç nasıl isterse o yönde karar çıkartıyor. Paralel yapının çıkarına uygun bir karar verilecekse paralel raportörlerle çalışıp o yönde karar çıkartıyor. Haşim Kılıç sonrası AYM Başkanı ve 2033′e kadar bu görevde kalacak isim paralel olan Alparslan Altan. Haşim Kılıç’ın kafası çok karışık, odak noktası ‘adalet’ değil. Yargıda FETÖ’ye karşı, korktuğu için ses çıkaramayanlar var.”

Emir Kaya’nın bahsettiği kişilerden yarısı bile ihraç edilmedi ve yerlerini korudu. Yargıdaki seçimlerde de örgüt el altından kendi elemanlarını kilit noktalara getirmek için her türlü şeytanlığı sergiledi. Anayasa mahkemesinin FETÖ’cüler lehine verdiği birçok kararın arkasında bu tür kripto militanların olmadığını söylemek saflık olur. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi Başkanı da zamanında FETÖ’nün karargâhı olan Polis Akademilerinde başkanlık yapmıştı. İç işleri eski bakanı Süleyman Soylu’nun bu hususta yaptığı bir açıklama yüksek yargıda nasıl bir FETÖKULLİ işler döndüğünü gözler önüne serecek açıklıktadır.

TGRT’de katıldığı programda bir açıklama yapan Süleyman Soylu, “AYM Başkanımız Zühtü Arslan, Polis Akademisi Başkanıydı. Aldığı komiser yardımcılarının % 41’ini FETÖ’den ben ihraç ettim…” ifadelerini kullanarak meselenin nerelerden kaynaklandığını ifade etmektedir.

Geçmiş dönemde Adalet bakanlığı yapan Bekir Bozdağ’ın Yargıtay’a seçilecek 130 Hakim için kullandığı, “Yargıtay’a seçilecek 130 hakim için cemaati 80 kişiye ikna ettik.” Sözleri bu şeytani yapının yargı içinde nasıl çöreklendiğini ifade etmeye yeter sanırım.

Geçtiğimiz günlerde Danıştay 5. Dairesi, FETÖ ile irtibat ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilen 450 ismin mesleğe dönmelerine, bir de bu isimlere tazminat ödenmesine karar verdi. Şimdi geçmişte yaşanan örgüt yapılanmalarını nazara alan hiç kimse bu kararın masum bir karar olduğunu söyleyemez. Zaten bu karar üzerine kendisine sorulan bir soruya cevap veren Cumhurbaşkanı, “Danıştay’ın aldığı bu karara da sessiz kalmamız mümkün değil. Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Mesela Anayasa Mahkemesi bir de BTK’yla ilgili bir karar almış. Hani bunun neresinden gireceksin? Nasıl böyle bir karar alınır? Biz de bu işin üzerine üzerine giriyoruz, gideceğiz. Danıştay’da da bu işin yine aynı şekilde takipçisi olacağız.” Diyerek problemin kayanına işaret etti.

Danıştay 5. Dairesinin kararından sonra FETÖ elebaşı Gülen’in yaptığı sevinç içeren açıklamalarda meselenin ne derece ciddi ele alınmasını zorunlu kılıyor.

Müstafi Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama ise gerçekten “yok ya, bu kadar da olamaz?” denilecek cinstendi. Yaycı, 15 Temmuz’un kotarıcısı olduğu açığa çıkan FETÖ’cü Adil Öksüz’ün kuzeninin bir bakanlıkta başmüfettiş olarak görev yaptığını söyleyerek FETÖ ile mücadelede nasıl bir gaflete düşüldüğüne dikkat çekti:

“FETÖ’cü Adil Öksüz’ün kuzeni bir bakanlıkta başmüfettiş olarak görev yapıyor. Bu adam şuan devlet içerisinde teftişlerde bulunuyor. Türkiye Büyük tehlike ile karşı karşıyadır. Cumhurbaşkanı bu olaya el koymalıdır. FETÖ’nün yayınladığı atama emri hayata geçti. Düzen FETÖ’nün eline geçti. 15 Temmuz 2016 saat 20.30’a çok yaklaştık. Memleket çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya!”

Sadece bunlar değil, özellikle yargıda, üniversitelerde, mülkiyede ve birçok devlet kurumunda ne yazık ki FETÖKULLİ tezgahlar durmadan devam ediyor. FETÖ her yerde cirit atıyor.

Tam da bu noktada durup şunları sormak 1999 yılından beri bu şeytani yapıyla mücadele eden biri olarak sormak istiyorum:
Biz bu şeytani yapıya karşı hayatımızı ortaya koyarak niye mücadele ettik?

15 Temmuz’da 251 şehit niçin verildi? Binlerce insan neden yaralandı?

Devletimiz neden devlet için bu paralel yapının örgütlenmesine karşı yeterli tedbiri almıyor.

FETÖ ile mücadelenin sadece emniyet ve yargı kanalıyla verilemeyeceğini devletin büyükleri bilmiyor mu?

Neden siyasi, İslami, sosyal, kültürel, ekonomik vb. alanlarda topyekûn bir mücadele sergilenmiyor?

Emniyet ve yargıdaki bir kısım vatanseverlerin cansiperane verdiği mücadelenin yeterli olmadığını yapılan FETÖKULLİ işlerde hepimiz görüyor da niye mücadelenin alanını genişletmiyoruz? Yoksa buna engel olan ve partiler içinde çöreklenmiş siyasi FETÖ militanları engel mi oluyor?

Neden şimdiye kadar FETÖ İLE MÜCADELE ÜST KURULU kurulmadı? Acaba FETÖ hafife mi alınıyor? Yaşanan bütün olaylar FETÖ denen yapılanmanın arkasında CIA’nın olduğunu ve hafife alınamayacak kadar tehlikenin büyük olduğunu görmek için illa yeni bir 15 Temmuz mu yaşamak lazım?

FETÖ bugün sadece yurt içinde değil, yurt dışında da örgütsel faaliyetlerini durmadan devam ettiriyor. 160’tan fazla ülkede CIA himayesinde hayatiyetini devam ettiriyor. Türkiye’den kaçan örgüt militanları özellikle sosyal medyayı kullanarak her gün Türkiye aleyhinde çalışıyorlar.

Yapılacak iş bellidir. FETÖ ciddiye alınmalı ve büyük bir ciddiyet içinde yeni mücadele stratejileri geliştirmeliyiz. Aksi takdirde FETÖ denen şeytani yapı geri döner ve eskisinden daha kıyıcı olur.

Bugün başta devlet erkini elinde tutanlar dahil olmak üzere herkes büyük bir ciddiyetle FETÖ denen iblisi yapının yok olması için mücadele vermek zorundadır. Yoksa 15 Temmuz’da verdiğimiz 251 şehidin ruhunu incitiriz.

UNUTMAYIN: FETÖ DİRİLİŞ MÜJDELERİ VERİRKEN BU ÜLKEYİ SEVENLERİN UYUMASI BÜYÜK GAFLETTİR