Cingöz: COP31 nükleer enerji tartışmalarına alan açacak
Cingöz, COP31’in nükleer enerjinin düşük karbonlu kalkınmadaki rolünü gündeme taşıyacağını belirtti. Akyener ise artan elektrik ihtiyacı için Türkiye’nin Akkuyu’dan sonra 9 santrale daha ihtiyaç duyabileceğini söyledi.
1 / 3Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı İsmail Cingöz, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) birinci ünitesinde yakıt yükleme ve devreye alma aşamasına geçmeye hazırlanan Türkiye’nin, COP31’e de ev sahipliği yapacağını belirtti. Antalya’da düzenlenecek zirvenin nükleer enerjinin düşük karbonlu kalkınmadaki rolünün tartışılmasına zemin sağlayacağını söyleyen Cingöz, “Antalya, yalnızca uluslararası iklim müzakerelerinin değil, nükleer enerjinin düşük karbonlu kalkınmadaki rolüne ilişkin uluslararası tartışmaların da önemli merkezlerinden biri haline gelecek. COP31, nükleer enerjinin gelecekteki rolü önemli bir fırsat niteliğindedir” dedi. Cingöz, COP28’de 20’den fazla ülkenin küresel nükleer enerji kapasitesini 2050’ye kadar üç katına çıkarma hedefini içeren deklarasyonu hatırlattı. Deklarasyonda nükleer enerjinin net sıfır emisyon, enerji güvenliği ve düşük karbonlu elektrik üretimindeki rolüne yer verildiğini aktardı. Rosatom’un COP31 kapsamında “Atomic Days” adlı etkinlik programı düzenlemeyi planladığını belirten Cingöz, programda bilim dünyası, iş çevreleri ve ilgili paydaşların buluşturulmasının hedeflendiğini kaydetti.
2 / 3Cingöz’e göre Türkiye’de enerji arzında ithal kaynakların payı yaklaşık yüzde 57; yıllık enerji ithalat faturası ise uluslararası fiyatlara bağlı olarak 60 ila 100 milyar dolar arasında değişebiliyor. Akkuyu NGS’nin 4 bin 800 megavat kurulu güç ve yılda yaklaşık 35 milyar kilovatsaat üretim kapasitesiyle ülkenin elektrik ihtiyacının yaklaşık onda birini karşılayabileceğini belirten Cingöz, santralin doğal gaz ithalatının azaltılmasına katkı sunabileceğini ifade etti. Akkuyu’da edinilecek işletme, mühendislik ve sanayi deneyiminin Sinop ve Trakya projelerine aktarılması gerektiğini söyleyen Cingöz, küçük modüler reaktörler, yerli tedarik zinciri ve teknoloji transferinin geliştirilmesini de gündeme getirdi. Cingöz, “Akkuyu’dan edinilen işletme, mühendislik ve sanayi tecrübesinin Sinop ve Trakya projeleriyle devam ettirilmesi; küçük modüler reaktörler, yerli tedarik zinciri ve teknoloji transferi gibi başlıkların geliştirilmesi halinde Türkiye, nükleer enerjide yalnızca teknoloji ithal eden bir ülke olmaktan çıkarak bölgesel ölçekte bilgi, insan kaynağı ve sanayi kapasitesi oluşturan bir aktöre dönüşebilir. COP31 ve benzeri uluslararası platformlar da bu dönüşümün yatırım, finansman, teknoloji ortaklığı ve enerji diplomasisi boyutlarının geliştirilmesine katkı sağlayabilir” dedi.
3 / 3Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Başkanı Oğuzhan Akyener, COP31 sürecinde nükleer enerjinin gündemde olmasını artan elektrik ihtiyacı ve kesintisiz, düşük karbonlu üretim gereksinimiyle ilişkilendirdi. Yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdüğünü, ancak depolama teknolojilerinin yüksek maliyetinin ve elektrifikasyonun elektrik arzını daha önemli hale getirdiğini söyledi. Akyener, elektrikli araç ve cihazların yaygınlaşmasının talebi artırdığını belirterek, “Genel anlamda küresel enerji talebi önümüzdeki 100 sene içerisinde 2 ila 2,5 kat civarında artarken elektrik talebi 7 kat artıyor. Bu kadar yoğun biçimde artan elektrik talebini karşılayabilmek önemli bir sorun haline geliyor” dedi. Rüzgâr ve güneş enerjisindeki üretimin hava koşullarına ve günün saatlerine bağlı olduğuna, akşam saatlerinde güneş enerjisinden yararlanılamadığına dikkat çekti. Depolamanın maliyetli olduğunu belirten Akyener, nükleer santrallerin baz yükü karşılayarak yüksek talep saatlerinde doğal gaz ve mümkünse hidroelektrik kaynaklarının kullanılmasına imkân verebileceğini söyledi. Türkiye’de elektrikli araçların konvansiyonel araçlara oranının önümüzdeki 100 yılda yüzde 50 bandına ulaşması halinde elektrifikasyon sürecinin yaklaşık yüzde 800 artacağını öngören Akyener, artan ihtiyacın temiz kaynaklarla karşılanmasında nükleer enerjinin merkezde olacağını savundu. TESPAM’ın uzun vadeli projeksiyonunu da paylaşan Akyener, “Bizim öngörümüz, Türkiye’nin önümüzdeki 100 yıl içerisinde Akkuyu NGS tamamlandıktan sonra Akkuyu gibi 9 santrale daha ihtiyacı olduğu yönünde. Üstelik bunlar da yetmiyor; sistemin ilk aşamada modüler, daha sonra mikro ölçekli santrallerle pekiştirilmesi gerekiyor” dedi. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un inşa ettiği Akkuyu’yu Türkiye’nin nükleer enerji deneyimi açısından bir başlangıç noktası olarak nitelendiren Akyener, farklı teknolojiler ve ülkelerle görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Rosatom’un bu yıl COP31 kapsamında Türkiye’de düzenlemeye hazırlandığı Atomic Days’in de nükleer enerji alanındaki yeni girişimler açısından önem taşıdığını söyledi.
Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek, içerik ve reklamları kişiselleştirmek ve ziyaretleri analiz etmek için çerezler kullanılmaktadır. Siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz. Gizlilik Politikası