Gazeteci Fatih Ergin bugün Yeniçağ’daki köşesinde “Suriyeliler SGK'yı hortumluyor” başlıklı yazısında “SGK, eczacılık fakültesinden mezun olmuş bu ülkenin kendi evlatları ile yapmadığı anlaşmayı Suriyeli eczacılar ile yapıyor…” dedi. Ergin devamla “Edindiğim bilgilere göre, sadece İstanbul’da 200 civarında Suriyeli eczacı var ve hepsi SGK ile anlaşmalı” ifadelerinde bulundu.

“Hem de en pahalı ilaçları satıyorlar…” diyen Fatih Ergin “Bir ilaç ile iki kuş vuruyorlar sizin anlayacağınız. O ilacın hem SGK’dan ödemesini alıyorlar hem de o ilacı kaçak olarak soktukları Suriye’den para akışı sağlıyorlar…” dedi.

Fatih Ergin’in yazısının tamamını aktarıyoruz:

Cumhuriyet tarihinin en büyük yıkım projelerinden biri olan çözüm süreci döneminde AKP’li Bülent Arınç, böbürlene böbürlene, “Çözüm süreci ile dağa çıkışlar daha nitelikli bir hale geldi” demişti.

“PKK silah bırakacak, analar ağlamayacak” diye pazarlanan bir süreç, dönemin hükümetinin en ağır isimlerinden biri tarafından bölücü terör örgütüne nitelik kazandırmakla övülüyordu…

Bu sözleri duyunca, “Şimdi ne yapmam gerekiyor” diye düşünmüştüm. Bir vatandaş olarak “sevinmem mi gerekiyor acaba” demiştim kendi kendime.

Çünkü Arınç, ağzı kulaklarında yaptığı bu açıklamasıyla, askerimizi, polisimizi, sivil vatandaşlarımızı artık nitelikli teröristlerin şehit edeceğini bir müjde gibi söylüyordu…

Yeniden şehitlerin gelmeye başladığı sonraki süreçte kaleme aldığım bir yazımda ise Arınç’a, “Bu şehitlerimizi nitelikli teröristler mi yoksa niteliksiz teröristler mi öldürdü?” diye sormuştum

Aradan zaman geçti…

AKP iktidarının nitelik kazandırdığı başka şeyler de oldu.

Malum, hem işsiz sayısında hem de üniversiteli işsiz oranında olmak üzere iki kulvardan dünya liderliğine oynuyoruz.

Sağ olsun sayın iktidar sahipleri, işsizler ordumuza da nitelik kazandırdılar, kazandırıyorlar…

Peki diplomalı işsizler arasında son dönemde atağa kalkanların eczalık fakültesi mezunları olduğunu biliyor musunuz?

Bilin! Bilin ama nedenini daha iyi bilin…

Nedeni, eczacılık fakültesi sayısının plansızca artırılması, dolayısı ile de öğrenci ve mezun sayısında bir enflasyonun oluşması değil sadece…

Türkiye’de artık her 6 eczacıdan biri işsiz. Ancak madalyonun bir başka yüzü var ki, “Şimdi Suriyeli olmak vardı” dedirtiyor.

Çünkü SGK, eczacılık fakültesinden mezun olmuş bu ülkenin kendi evlatları ile yapmadığı anlaşmayı Suriyeli eczacılar ile yapıyor…

Edindiğim bilgilere göre, sadece İstanbul’da 200 civarında Suriyeli eczacı var ve hepsi SGK ile anlaşmalı.

Peki ne yapıyor Suriyeli eczaneler biliyor musunuz?

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş, turp gibi sağlam Suriyelilerin üzerine ilaç yazdırıp o ilaçları Suriye’ye satıyor

Hem de en pahalı ilaçları satıyorlar…

Bir ilaç ile iki kuş vuruyorlar sizin anlayacağınız. O ilacın hem SGK’dan ödemesini alıyorlar hem de o ilacı kaçak olarak soktukları Suriye’den para akışı sağlıyorlar

Yani Suriyeli eczacılar Suriye ile ilaç ticareti yapabilsinler diye, SGK Türk halkının parasını onlara ödüyor

Ne karlı ticaret ama!

Türk halkına, “Muhacir, ümmet” diye yutturulmaya çalışanlar, sığındıkları devletin bütçesini hortumluyor

İŞTE O ECZANELERDEN BİR

Söz konusu Suriyeli eczacılardan biri İstanbul Fatih’te bulunuyor. Hatta bir hekimimizi de canından bezdirmiş durumdalar…

Olay şu; İstanbul’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hastanede görev yapan bir doktorumuz kirada oturduğu sitede konut kredisi çekerek bir daire satın alıyor.

Satın aldığı dairede kiracaı olarak karı-koca eczacı olan Suriyeli bir aile oturuyor

Doktor, Suriyeli aileye kiracı oldukları evde kendisinin oturacağını, zira kendisinin kiradan kurtulmak için bu evi aldığını ve tapuda üzerine başka bir konut olmadığına dair bir ihtarname çekiyor ama sonuç alamıyor.

Üstüne tahliye davası açıyor.

Sen misin satın aldığın evde oturmak isteyen!

Suriyeli aile ve bu ailenin aynı sitede oturan erkek kardeşleri, doktorun yolunu keserek tehditler savuruyor. “Sen sonunu hazırladın” diyorlar…

Doktor ve ailesi, suç duyurusunda bulunuyor, uzaklaştırma istiyor ama savcılık “Kovuşturmaya yer olmadığına” dair bir karar veriyor.

Tahliye davası da, mahkemenin evi satın alan doktoru ‘samimi’ bulmaması ile sonuçlanıyor. Yani “Türk milleti adına” karar vermekle yetkili mahkeme, “Suriyeliler adına” karar veriyor

Bizim doktor ise, halen oturmak zorunda kaldığı daireye 8 bin TL kira, satın alıp oturamadığı evine de ayda 12 bin TL kredi ödemeyi sürdürüyor.

Peki bizim doktorumuzun satın aldığı evi gasp eden bu Suriyeli aile kim? 7 yıl önce Türkiye’ye gelmişler, vatandaşlık almışlar.

Üstelik Türkçe ad ve soyadı almışlar…

Ardından da kolayca eczacılık denkliği alıp İstanbul’un ünlü bir hastanesinin karşısında eczanelerini açmışlar. Yani suyun başında!

Eczaneyi açtıktan sonra da yazlıklarını, lüks arabalarını almışlar.

Evin ilk sahibi, Suriyeli bu aileye tehditleri ve şüpheli hareketleri nedeniyle evi satmamış.

Şimdi şu soruları soralım;

Suriye’den devlet otoritesinin kaybolduğu bir dönemde ülkemize gelip eczacı olduklarını beyan eden bu aile kolayca eczacılık denkliğini nasıl alabiliyor?

Esad yönetimi ile ilişkiler kopmuşken, Suriye’de gerçekten eczacı oldukları nasıl teyid edildi?

Bu aile, evlerini satın alan doktorun haklı tahliye talebine rağmen nasıl oluyor da mahkemeyi kazanabiliyor

Doktorumuzun ve ailesinin can güvenliği olmadığı halde, Suriyeli aile hakkında nasıl uzaklaştırma kararı verilmiyor?

Yoksa Suriye ile ilaç ticaretinin odağında olmalarından kaynaklı arkalarında bir güç mü var

İstanbul Eczacılar Odası’nın bu eczaneden haberi var mı?

SGK soyulduğunun farkında mı?”

Ümit Özdağ da Fatih Ergin’in tweetini alıntılıyarak yaptığı açıklama şu ifadeleri kullandı:

“Bu konuya yüzlerce kez dikkat çektik. Suriye’nin Şam’a kadar ilaç ihtiyacı sizin ödediğiniz vergiler ile ödeniyor dedik. 151 milyar dolar Türkiye’deki Suriyeliler için 50 milyar dolar Suriye’nin kuzeyindekiler için harcanıyor dedik. Suriyeliler ve diğerleri vatanlarına dönmeden bizim için güvenlik ve ekonomik kalkınma mümkün değil, oy verin vatanlarına yollayalım dedik: Her 100 kişiden 2.2’si “peki yollayın” diyerek oy verdi. Artık gelecek seçimi bekleyeceğiz.”