AKP’nin toplantısını 'seçim startı' olarak nitelendiren Nazmi Bilgin, iktidar partisinin tüm kesimleri kucakladığını göstermek amacına gazetecilerin alet edilmesini kabul etmediklerini söyledi.

Basın özgürlüğüne tahammülü olmayan, eleştirel yayınlara ve gazetecilere düşman hukuku uygulayan iktidarın seçim arifesinde saygın gazetecilerin "Türkiye Yüzyılı" programına davet edilmesini sert bir dille eleştiren Bilgin, "Ülkemizde basın bugün en karanlık günlerini yaşarken, mesleğinde saygın ve kamuoyuna mal olmuş meslektaşlarımızın dolgu malzemesi yapılması teşebbüsünü şiddetle kınıyoruz" dedi.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Bilgin, Türkiye’nin basın özgürlüğü sorununda öne çıkan birkaç başlığı vurgulayarak AKP toplantısına katılmayı neden etik bulmadıklarını anlatan Bilgin, şunları söyledi:

“Türkiye Yüzyılı programı yerine Cumhuriyetimizin 100. Yılı üzerine konuşmak isterdik. Maalesef Cumhuriyetimizi değil AK Parti’nin ülkemizi karşı karşıya bıraktığı basın özgürlüğü sorunlarını konuşuyoruz. Bazılarımız unutmuş olabilir, hatırlatalım, bakın neler yaşanıyor özetle ülkemizde.

Z kuşağından Cumhur İttifakı'na kötü haber Z kuşağından Cumhur İttifakı'na kötü haber

RTÜK yılın ilk 9 ayında eleştirel 4 kanala tam 34 ayrı ceza verdi. Aynı süre içinde iktidar yanlısı kanalların aldığı ceza sayısı sadece 3 oldu. Basın İlan Kurumu (BİK) Evrensel ve Yeni Asya gazetelerinin resmi ilan haklarını ellerinden aldı, eleştirel yayınlarıyla öne çıkan tüm gazetelere tarihinde görülmemiş resmi ilan cezaları kesti. Bu uygulama ancak Anayasa Mahkemesi kararıyla durdurulabildi. Hiçbir şiddet olayına karışmamış gazetecilerin cezaevine gönderilmesi uygulaması sürüyor. 35 meslektaşımız parmaklıklar ardında ve sayıları artıyor. BİK sansür yasasına karşı basın muhalefetini örgütlediğimiz için Cemiyetimizin gazetesi 24 Saat’e önce süresiz ilan kesme cezası, sonra itiraz üzerine bunu kaldırıp 1 milyon 350 bin liralık ceza verdi. Aynı mücadeledeki yerel gazete sahiplerine de milyonlarca lira ceza kesildi.

Hele bugünlerde yaşadıklarımız ilk kez karşı karşıya kaldığımız sorunlardır. Sansür yasası tüm itirazlarımıza karşın yürürlüğe girdi, hiçbir uzlaşma kapısı açılmadı. Yalan haberin tanımının kime göre yapılacağı da bellidir, 3 yıl hapis cezasıyla tüm toplumun seçim arifesinde otosansür kıskacına alınacağı da kesindir.

Ve yeni cezalar… İdare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermezse gazeteci davet edilmesiyle akılda kalacak olan Türkiye Yüzyılı toplantısından iki gün sonra bir televizyon kanalı gece yarısı ekranını karartacak ve 3 gün siyah ekranla izleyicilerin karşısına çıkacak. Bu ayıp da Cumhuriyetimizin 100. yılında iktidarın karnesinin en başına yazılacak. Ne yaptı TELE 1 üç gün karartılmak için? İktidarı eleştiren muhalefet milletvekiline söz hakkı tanıdı. RTÜK TİP Milletvekili Sayın Sera Kadıgil’in sözleri nedeniyle bu cezayı verdiğini açıkladı. Bu bir siyasi cezalandırma değil de nedir?

AK Parti’nin davetinin haber olduğu gün Ankara merkezli bir operasyon düzenlendi. 11 gazeteciyi gözaltına alan Ankara Emniyeti bu gazetecilerin “PKK/KCK içinde faaliyet gösterdiğinin” ve “halkı kin ve düşmanlığa sevk edici içerikte haber yaptıklarının” tespit edildiğini iddia etti. Hakkında mahkeme kararı olmadan kimse suçlu ilan edilemez. Ancak hüküm verilmiş gibi resmî açıklama yapılmış ve sosyal medyada yayınlanmıştır. Hele hele gazetecilerin birer azılı suçluymuş gibi ters kelepçeyle ve başlarından bastırılarak gözaltına alınması kabul edilmez. Hatta aralarından biri 45 günlük bebeğinin yanından böyle koparılıp gözaltına alınmıştır. Hukuki bir koruma tedbiri olan gözaltı uygulamasını bile bir çeşit güç gösterisine çevirmek ve bunu kurgulayarak kameraya alıp sosyal medyadan servis etmek kolluk gücünün ciddiyetiyle bağdaşır mı? Bugün yaşananlar bize sansür yasasının nasıl uygulanacağına yönelik maalesef çok kuvvetli işaretler vermektedir.

Orwell’ın sözünü hatırlayın, nedir gazetecilik? ‘Birilerinin yayınlanmasını istemediği haberleri yazabilmektir, gerisi halkla ilişkilerdir’ derken gazeteciliğin doğası gereği eleştirel olduğunu vurgular. Elbette iktidarlar eleştirilecektir ki yanlışlarını görüp düzeltsinler, kamu yararını daha çok gözetsinler. Ama bizde bu ideal demokratik yaklaşımın kırıntısını bulabiliyor muyuz? Hayır! O halde kimse AK Parti’nin iletişim stratejisinin değiştiğini zannıyla kutlama yapmamızı beklemesin.

AK Parti’nin iletişim stratejisinde değişiklik görebilmemiz için dezenformasyon bahaneli sansür yasası yürürlükten kaldırılmalıdır, gazeteciler ters kelepçeyle gözaltına alınmamalıdır, eleştirel televizyonlara en ağır cezalar verilmemedir. Aynı şekilde, iktidar yanlısı yayıncılara en pahalı kamu reklamları akıtılmamalıdır, resmi ilan yasakları sona ermeli ve tüm gazeteler adil biçimde devlet desteğinden yararlanmalıdır. Gazeteciler tutuksuz yargılanmalı ve haberleri dışında hakkında delil olmayan meslektaşlarımız derhal tahliye edilmelidir.

Maalesef tümü ülkemizin gerçekleridir ve AK Parti iktidarında görülmemiş düzeye ulaşmıştır. Devlet başkanı olarak sayın Cumhurbaşkanının davetine icabet edilmesi başkadır, bu gerçekleri görmezden gelmek başkadır.

AK Parti’nin 28 Ekim’de yapacağı seçim startına iktidara eleştirel yaklaşan bazı meslektaşlarımızın davet edilmesi maalesef bizim sevinebileceğimiz bir gelişme değildir. Bu davet düşündürücüdür ve arkadaşlarımızın karar vermesi gereken bir durumu ortaya koyar. Biz, ülkemizde basın bugün en karanlık günlerini yaşarken, mesleğinde saygın ve kamuoyuna mal olmuş meslektaşlarımızın dolgu malzemesi yapılması teşebbüsünü şiddetle kınıyoruz. Basın özgürlüğünün canına okuyan iktidarın seçim yaklaşırken kerhen gazeteci davet etmesini iyi niyetli bulmuyoruz, kabul etmiyoruz.

Meslektaşlarımız yıllar sonra ilk kez davet edildikleri bir iktidar toplantısını gözlemlemek isteyebilirler ancak onlarca kanalda canlı yayınlanacak bu toplantıyı davet almamış herhangi bir gazeteci gibi gidip izleyebilmeleri gerektiğini unutmamalıdırlar. Kamuoyunun yakından tanıdığı köşe yazarını davet edenlerin aynı gazetenin muhabirine aynı toplantı için akreditasyon engeli uyguladıklarını da akıldan çıkarmamalıdırlar. Üstelik toplantıyı takip eden, gözlemleyen ve aktaran gazetecilerin arasında değil protokolün yanı başında kendilerine ayrılan bir alana ‘davetli gazeteci’ sıfatıyla oturtulacaklar ve AK Parti’nin propaganda kampanyasının maalesef bir parçası olacaklardır.

Son sözüm davet edilen gazetecilere… Hiç aklımızdan çıkarmayalım ki kamuoyunun ve meslek erbabının unutmamak gibi onurlu, erdemli bir tavrı vardır.

Bu nedenlerle, davet edilen ya da edilmeyen tüm meslektaşlarımızı bir gösteri seyretmek yerine mesleki mücadeleye katılmaya davet ediyoruz.

Bir kez daha vurguluyoruz. RTÜK ve BİK cezaları iptal edilsin! Gazetecilik suç değildir, meslektaşlarımız serbest bırakılsın! Sansür yasası iptal edilsin!”