Kılıçdaroğlu, Ülkücülerden nasıl dayak yediğini anlattı

Gazeteci Makbule Cengiz'in Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşerek hazırladığı yeni kitabı "Umut Hep Var" CHP liderinin hayatından bilinmeyenleri okurla buluşturuyor.

Kılıçdaroğlu, Ülkücülerden nasıl dayak yediğini anlattı

Üniversite yıllarında ülkücülerden yediği dayaktan Cumhuriyet gazetesi için kaleme aldığı futbol makalesine, Yılmaz Büyükerşen'den ders almasından Doğan Avcıoğlu hayranlığına kadar pek çok yönüyle farklı bir Kılıçdaroğlu portresi karşımıza çıkıyor...

İşte Makbule Cengiz'in kitabındaki o bölümler:

ÜLKÜCÜLERDEN DAYAK

"Başkanlık yaparken neler yaşadınız?

Aslında dernek olarak çok güzel şeyler yaptık. Mezunlar arasında anketler düzenledik. Okulda konferanslar düzenliyorduk. Ayrıca bir de kütüphane oluşturmaya çalışıyorduk. Tabii bu arada pek çok öğrenci eylemi olurdu. Ve bizler de öğrenci ola- rak o eylemlere katılırdık. Yıl 1969-70 olmalı, 1971’deki 12 Mart Muhtırası’ndan önceki süreç. Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi önünden Ulus’a doğru yürürken bir grup ülkücü “Bizimle yürüyeceksin,” diyerek baskı yaptılar. Beni alıp Ticaret ve Turizm Yüksek Okulu’na götürdüler. O okul ülkücülerin elinde, kantine götürdüler, kimliğimi aldılar. “Baban ne iş yapıyor?” diye sordular. Tapu memuru olduğunu söyledim. “Topraksız köylüye toprak mı dağıtıyor senin baban?” diye sordular bu sefer de. Sonra Kültürel Eylemler Derneği kartımı gördüler, “Eylem ha... Sizinki dernek değil eylem, siz ne eylemi yapıyorsunuz,” dediler. “Ben öğrenciyim, Ankara Akademi’de okuyorum,” dedim. Dernekte neler yaptığımızı sordular. Ben de derneği, faaliyetlerimizi, düzenlediğimiz konferansları anlattım. Sonra dışarı çıktık hep birlikte. Üstümdeki hüviyetleri, öğrenci pasomu aldılar. Kültür Bakanlığı’nın arkasındaki yola indik. O zaman yol henüz asfalt değildi. O yol yeni yapılıyordu, çamur içindeydi. Oraya gittik, bunlar tabii etrafımı çevirdiler, hepsi uzun boylu, iriyarı. O ara biri ana caddeden bulunduğumuz yere geldi. “Bunu tanıyor musun?” diye ona sordular. O da “Tamam işte o. Bu, o,” deyince yumruklamaya başladılar.

Dövdüler sizi...

Evet, şöyle elimi başıma bir attım, elim kan içinde kaldı. Aşağıdan da habire tekmeler falan atıyorlar. Sonra bakanlığın penceresinden biri camı açtı, “Yahu utanmıyor musunuz, hepiniz bir çocuğu dövüyorsunuz,” dedi. Bu sefer bunlar beni bırakıp onunla ağız dalaşına girdiler. Ve ben kendimi hastaneye attım.

"YILMAZ BÜYÜKERŞEN BİZE DERSE GELİRDİ"

"Mülkiye’deki en zor derstir ekonometri, üniversite günlerimden hatırlıyorum.

Evet, en zor derslerden biridir ama keyi e seçmiştim. Yılmaz Büyükerşen bize derse gelirdi, o zaman genç ve yakışıklı bir hocaydı. Hâlâ yakışıklıdır. Eskişehir’den gelirdi bize derse, siyaset dersine gelirdi. Arada bir konuşurduk onunla, güzel sohbetlerimiz olurdu. İyi bir öğrencilik dönemi geçirdim. Sonra son sınıfa gelince, tabii aklınızda kocaman bir soru: 'Mezun olunca ne yapacağız?'"

CUMHURİYET'E FUTBOL MAKALESİ

Bürokrasiden geliyorsunuz, üstelik çok yüksek noktalarda görev aldınız, çok kısa bir dönem dışında hep sağ iktidarlarla çalıştınız. Kendinizi hep hayata soldan bakan biri olarak tanımladınız ve o şekilde mi görevinizi yaptınız? Yapabildiniz mi?

Bürokrasideyken, rahmetli Demirel başbakanken, ben onu eleştiren yazılar yazıyordum Cumhuriyet’e. Kimse de dönüp “Yahu sen bir başbakanı nasıl eleştirirsin?” demedi. Başbakan da dönüp Maliye Bakanı’na telefon edip “Bu bürokrat nasıl bunu yazar, beni nasıl eleştirir, nasıl böyle şeyler yazabilir?” diye düşünmedi. Onların demokrasi kültürü çok daha farklıydı.

Mesela ben şunu da gayet iyi hatırlıyorum; “Futbolda Vergi Kaçakçılığı” diye Cumhuriyet’te bir yazı yazmıştım. Hesap uzmanıyım, futbolda vergi kaçakçılığını önlemek bizim görevimizdi. Ben olayın ne olduğunu, nasıl olduğunu, nasıl önlenmesi gerektiğini yazdım. Bakan, Hesap Uzmanları Kurulu Başkanı’nı çağırıyor, bu yazıyı veriyor, “Bu yazıya göre futbolda vergi kaçakçılığı incelemesi başlatın,” diyor. Şimdi o dönemin devlet anlayışı ile bu dönemin devlet anlayışı arasında dünya kadar fark var.

ANAP'LI BAKAN ALPTEMOÇİN İLE VAKIF KURUCULUĞU

Pek çok bakanla da çalıştım. Ahmet Kurtcebe Alptemoçin de mesela beni çok iyi tanıyanlardan biridir. Ayrıldıktan sonra Vakıf 2000’i kurdu, kurucuları arasında ben de varım mesela. O da benim sosyal demokrat biri olduğumu gayet iyi biliyordu ama hiçbir zaman, “Niçin bu solcuyu buraya getirdiniz?” demedi.

SHP'Lİ BAKANLAR GÖREVDEN ALMAK İSTEMİŞ

İnsan en büyük hayal kırıklıklarını kendi mahallesinde yaşıyor çoğu zaman. Siz neler yaşadınız, kendi mahallenizde yaşadığınız hayal kırıklıkları var mı?

Her yeni gelen bakan, üçü hariç, Nihat Matkap, Nami Çağan (Allah rahmet eylesin) ve Mehmet Moğultay (Allah rahmet eylesin) beni görevden almak istedi. Fakat bakanlar gittiler, ben kal- dım. Niye görevden almak istiyorlardı? Biz bürokrattık, devletin çıkarlarını korumak zorundaydık ve öyle bakıyorduk olaylara. Dolayısıyla bakanlarla aramda hep sürtüşme oldu. Beni görevden almak için kararname hazırladılar, gönderdiler ama görevden alamadılar. Belki bir gün sadece sosyal sigortadaki anılarımı yazarım. Çok renkli anılar.

DOĞAN AVCIOĞLU HAYRANLIĞI

“20’sinde komünist, 30’unda sosyal demokrat, 40’ında kapitalist olunur” şeklinde bir söz vardır. Siz kapitalist olacak gibi durmuyorsunuz ama tavrınızın yumuşadığını hissediyor musunuz?

Ben öğrenciliğimde de sosyal demokrattım. O yıllarda Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu vardı. Onun bilim kurulu üyesiydim. Onlar çalışkan öğrencileri, öğrenci tabiriyle “inek öğrencilerden” olanları bilim kuruluna alıyorlardı. O dönemde de sosyal demokrasi derneklerine sempati duyuyordum. Küçük broşürler çıkarırdık. Ancak şunu da söylemek isterim. Bir dönem Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim diye haftalık bir gazete vardı. Onun tüm sayıları bende var, ciltletmiştim. Düşünsel olarak onlar kadrocu bir hareketti, ona da bir dönem sempatiyle bakıyordum. Ama sonuçta sosyal demokrasi düşüncesi her zaman benim hayatımda egemen oldu. Bir dönem çok hızlı devrimci olup da sonra sosyal demokrat olmak diye bir yapım olmadı açıkçası.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER