Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde ki Karadeniz Boğazı

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde İstanbul Boğazı için neden “Karadeniz Boğazı” ifadesiyle kullanıldı

banner318
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde ki Karadeniz Boğazı

Şu sıralarda gündemde olan 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 3.paragrafında “Boğazlar” ifadesiyle coğrafi olarak nerenin kastedildiği anlatılırken aynen şu ifade geçmektedir:

“Boğazlar genel deyimiyle belirtilen Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’ndan geçişi ve gemilerin gidiş gelişini (ulaşımı)…”

Burada dikkati çeken nokta, “İstanbul Boğazı” yerine “Karadeniz Boğazı” ifadesinin kullanılmış olması.

Aşağıdaki boğaz, içinden geçtiği şehrin ismini alırken yukarıdaki boğaz neden içinden geçtiği şehrin ismini almamış da açıldığı denizin adını almış?

Ya da…

Bu boğaz, bir iç denizi Karadeniz’e bağlayan tek boğaz mıdır ki “Karadeniz Boğazı” denilmiştir? O zaman Kırım’daki Kerç Boğazı neyin nesidir?

Ya da… Tersinden şöyle düşünelim:

Yukarıdakine “Karadeniz Boğazı” deniyorsa aynı mantıkla, aşağıdakine niye “Akdeniz Boğazı” denilmemiştir?

Sizce de bir tuhaflık yok mu?

Evet… Ben de sizin gibi, belli ki bunda bir art niyet var diyerek küçük bir araştırma yaptım ve emperyalizme diz çöktüren gururlu bir devletin, İstanbul adını kabul ettirmek gibi basit bir konuda bile dünya ile nasıl mücadele içine girdiğini şaşkınlıkla gördüm.

Bildiğiniz gibi, İstanbul’a çok eskiden “Byzantion” denirdi. Sonradan “Konstantinopolis” denilmeye başlandı. Osmanlı zamanında da Der-saadet, Asitane, Payitaht gibi isimler kullanıldı. Halk “İstanbul” adını kullanırken Osmanlı okumuşları ise “Konstantiniye” isminden vazgeçmediler. Batılılar ise şehir Türklerin hakimiyetinde olmasına karşın Osmanlı okumuşları gibi “Konstantiniye” demeye devam ettiler.

Bu karışıklığa 1930 yılında Mustafa Kemal Atatürk son vermiştir. PTT Genel Müdürlüğü 3 Ocak 1930 tarihinde merkezi İsviçre’de bulunan Uluslararası Posta Teşkilatı’na bir yazı göndererek, bundan sonra mektuplarda adres olarak “Constantinopol” yerine “İstanbul” adının kullanılması gerektiğini; bu ismin kullanılmadığı mektupların adreslerine teslim edilmeyeceğini ve geri gönderileceğini bildirmiştir. Bu oldubitti, dış dünyada her ne kadar tepkiye neden olmuş ise de bir süre sonra yeni durum kabullenilmek zorunda kalınmıştır.

Öyle anlaşılıyor ki 1936 yılında imzalanan antlaşmada kullanılan terminoloji aradan geçen 6 yıla rağmen hala bu çatışmanın izlerini taşımaktadır.

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2020, 18:47

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.