Ülkü Ocakları'nı yasaklayan Avrupa'ya tepki!

Başbuğ Türkeş zamanının son Ülkü Ocakları Başkanı Azmi Karamahmutoğlu, Avrupa'da Ülkücülere yönelik baskıları yabancı basınla gerçekleştirdiği röportajda değerlendirdi.

banner311
Ülkü Ocakları'nı yasaklayan Avrupa'ya tepki!

Başbuğ Türkeş zamanının son Ülkü Ocakları Başkanı Azmi Karamahmutoğlu, Avrupa'da Ülkücülere yönelik yasakları yorumladı.

Azmi Karamahmutoğlu'nun yabancı basınla gerçekleştirdiği röportajda sorulan sorular ve cevapların tamamı şu şekilde:

SORU: Fransa'dan sonra Almanya da Türk Federasyonunu yasaklamak istiyor. Hristiyan Demokrat Partisi (CDU) bile bu teklife katılmak istiyor. Bu sizi şaşırttı mı?

Azmi Karamahmutoğlu:  Ve bir de Avusturya! Üstelik Avusturya’da bozkurt simgesini kullanmak da yasaklanmış. Kaygım o ki Almanya’da da vicdani ve hukuka aykırı böyle bir karar alınması fikri olgunlaştırılıyor.

Oysa bozkurt Türkler’in milli sembolüdür Türk milletinin simgesidir. Almanya’da Fransızlar için horoz simgesini yasaklamak ne kadar anlamlı olursa bozkurt adlandırmasını ve simgesini yasaklamak da o kadar anlamlı olur.

Oysa bilinir ki modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk bir bozkurt olarak anılırdı. Devlette bozkurt simgesini en çok kullanan lider Atatürk olmuştur.

Bir İngiliz subayı olan Harold C. Armstrong 1932 yılında yayımladığı Atatürk ile ilgili anı kitabına bu adı vermiştir.

Bu ad ve simge Türklerin türeyiş destanından gelir.

Bulgaristan’ın 35 yıllık komünist diktatörü Todor Jivkov 1980’li yıllarda ülkedeki Türkler’in Türkçe isimler kullanmasını yasaklamıştı. Bu yasağa uymayanlara toplama kamplarında sistematik işkenceler uygulandı.

Ancak buna rağmen Bulgaristanlı Türkler Bulgarca isimler almayıp Türkçe isimlerinden vazgeçmediler.

Yine benzer bir örnek Yunanistan’dan;

Ülkedeki Türk azınlığa karşı yürütülen resmi politika Türk azınlığın kendisini “Türk” değil de “Müslüman” olarak adlandırmasının istenmesidir.

Almanya’da da Türk Federasyonu’nun yasaklanması istenirken, derneğin resmi adının kullanılmayıp “Bozkurtlar” adıyla Alman kamuoyuna sunulması doğrudan Türk kimliğine yönelik bir tehdit algısı oluşturuyor.

SPD’nin ve Yeşiller Partisi’nin teklifi hazırlayan milletvekilleri Türkiye’deki soğuk savaş döneminin kamplaştırdığı fikir çatışmalarını Berlin’e taşıyarak ergenlik dönemlerindeki ideolojik geçmişlerine hizmet ediyor.

Oysa Almanya’nın genel yaklaşımı; Türkiye’de yaşanan siyasi tartışmaların Almanya’ya taşınmasıdır bu hak verilebilecek bir tutum olabilir.

Ancak bizim de beklentimiz; Alman parlementosundaki bazı vekillerin Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türkiye ile yaşadığı sorunları Almanya’daki Türk toplumuna taşımamalı ve Almanya’daki Türkler bu siyasi çekişmenin bir bileşeni olarak görülmemelidir.

SORU: Gerçekten Türk Federasyonu kapatılırsa, bunun Almanya-Türkiye ilişkileri açısından ne gibi siyasi sonuçları olacağını düşünüyorsunuz?

Azmi Karamahmutoğlu: Bir sivil toplum örgütü (NGO) olarak Türk federasyonu‘nun kapatılması, her şeyden önce açık toplumu, katılımcı demokrasiyi ve çok kültürlülüğü eksik bıraktırır.

Almanya-Türkiye ilişkileri değil fakat, federasyon üyeleriyle ev sahibi toplum arasındaki ilişkilerde kırgınlık, güvensizlik, soğukluk yaratır.

Alman devletinin belirli göçmen gruplarına yönelik ayrımcılık yaptığı tezini de güçlendirecektir. Bu durum Alman siyasetindeki aşırı solcu grupların ve diğerlerinin söylemsel saldırılarını ve haksız etiketlemelerini ödüllendirmek olacaktır.

SORU: Bir zamanlar Almanya'da, Siyaset (Almanya'daki siyasi kurumlar) ve Federasyon arasındaki ilişkiler oldukça iyiydi. Ne ters gitti de, bu ilişkiler değişime uğradı? Bu ilişkiler kapsamında, Siyaset (Almanya'daki siyasi kurumlar) ve Federasyon hangi hataları yaptı?

Azmi Karamahmutoğlu:  Başlangıçta “göçmen işçiler” olarak Almanya’da bulunan Türkler’in örgütlü hale gelmesi, çeşitli üst ve/veya alt kimlikler ya da siyasal düşünceler etrafında toplanarak oluşmuştur.

Çoğunlukla Türkiye’nin kırsalından ve tarımsal kesiminden Almanya’ya göçen bu insanların kendi varlıklarını koruyabilmek ve savunabilmek için muhafazakar refleksler göstermiş olması doğal karşılanmalıdır.

Fakat bugün aynı toplumun Almanya’daki üçüncü kuşakı için aynı şey söylenemez üçüncü kuşak artık Alman ülkesine entegre olabilmiş, Alman toplumunun eşit ve saygın üyeleridir ve öyle de olmalıdır.

Muhafazakar reflekslerin aşılması zaman almıştır bu yüzden entegrasyon gecikmiştir. Aşırı sağcılık kadar aşırı solculuk da toplumları savunmaya itmiştir.

Türkiye’deki milliyetçilik düşüncesi Avrupa’daki yurtseverlik (Patriotizm) ile iç içe geçmiştir. Türkiye’de coğrafyası ve tarihsel süreci gereği bir kan ırkçılığı, laboratuvar ırkçılığı çağrıştıracak milliyetçilik düşüncesi yoktur. Bizim milliyetçiliğimiz yurtseverlik ile eş anlamlıdır.

Kaldıki bir kentli düşüncesi olarak milliyetçilik doğası gereği laik karakterlidir.

Yenilikçi, aydınlanmacı ve ilerlemeci yanıyla da muhafazakar değildir.

Türk milliyetçiliğinin 1970’li yıllardaki aksiyoner pozisyonu anti komünist mücadele ile geçti. 1980 ve 90’lı yıllar ise yine komünizim gibi beynelmilelci bir ideoloji olan siyasal İslamcılığın karşısında konumlanma ile geçti.

Bir millet üstü proje olan Siyasal İslamcılık da Türkiye’de Türk milliyetçiliğini hedef almıştır.

Keza siyaset yapmada terörü araç olarak kullanan etkinlik Bölücülük de (PKK) yine bizi hedef almıştır.

Galiba Alman siyasal kurumları ile Federasyon’un arasına Türkiye’den Almanya’ya taşınmış olan bu “ulus devlet“ karşıtı ideolojilerin temsilcileri girmiş, dezenformasyonla ilişkileri zehirlemişlerdir.

SORU: Alman partilerinin temsilcilerinden somut olarak ne talep ediyorsunuz?

Azmi Karamahmutoğlu:  Almanya’daki Türkler’in gelen (takip eden) her yeni kuşakla birlikte daha da Almanyalı bireyler oldukları gerçeği apaçıktır.

Böylesi bir entegrasyon Almanya’nın zenginliğini çeşitlendirirken, Türk kökenli alman vatandaşlarını da güçlü ve özgüvenli kılacaktır.

Almanya’nın geniş Türk dünyasına açılan penceresi “Türk kökenli Alman vatandaşları” olacaktır.

Yaşadıkları, kaderlerini bağladıkları ülkeye karşı hukuki, kanuni, siyasal ve duygusal bağlarının güçlü olması Almanya’nın toplumsal bağlarının güçlenmesine katkı sağlar.

SORU: Avrupa federasyonları ve Türkiye'deki teşkilatlar arasında ne tür bağlantılar var?

Azmi Karamahmutoğlu: Avrupa’daki Türk federasyonu ile Türkiye’deki herhangi bir derneğin hiçbir bağı yoktur.

Avrupa ülkelerinde ve çeşitli şehirlerde kurulu bir çok derneğin zaman içerisinde ortak düşüncelerle bir araya gelerek oluşturdukları bir federasyon yapısıdır. Tek başına bağımsız bir organizasyondur.

SORU: Federasyonun Türkiye'de ne gibi faaliyetleri var? Niçin orada varlar?

Azmi Karamahmutoğlu: Federasyon’un Türkiye’de Şubesi temsilciliği yoktur.

Federasyon Almanya’da yaşayan Türkler’in Türkiye ile ilgili örneğin dövizli askerlik gibi konularda )vatandaşlıktan doğan) yaşadığı sorunları dile getirmek ve bu sorunlara siyasal kurumların dikkatini çekmek için iletişimde bulunur

SORU: Federasyon Türk siyaseti için hangi rolü oynuyor?

Azmi Karamahmutoğlu: Bir NGO olarak federasyonun tüm üyelerini tek bir adaya veya siyasal partiye yönlendirebileceğini sanmıyorum. Böyle bir telkin ve yönlendirme kapalı,küçük, dar cemaatlerde olabilir. Fakat Federasyonun yapısı Türk toplumunun çeşitliliğini taşır ve yansıtır.

SORU: Federasyon neden özellikle Almanya'da bu kadar güçlü? Burada ne yapıyor (hangi faaliyetlerde bulunuyor)? Hangi değerleri temsil ediyor?

Azmi Karamahmutoğlu: Avrupa’da en fazla Türk nüfusun yaşadığı yer Almanya‘dır kabaca 1 milyonu Alman batandaşı olmak üzere toplamda yaklaşık 3.500.000 Türkiye cumhuriyeti kökenli bir nüfusun oluşturduğu topluluk vardır Almanya’da.

Federasyonun Almanya’da daha etkin olmasının baş faktörü bu olabilir.

Tam adıyla “Avrupa Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu” diğer bir çok dernek gibi belirli kültürel ihtiyaçlara cevap vermek için kurulmuştur.

Tıpkı Antalya’nın Alanya ilçesinde yaşayan Almanların “Alman dostluk dayanışma ve iletişim derneği” (ADDİDA) adındaki dernekleri gibi.

Derneğin amacının, üyeler arasında yardımlaşma ve Alman kültürünü yaşatmak olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, Alanya Belediyesi'nin Yabancılar Meclisi'nde de üyelerinin bulunmaktadır. Esassen Türk Federasyonun Almanya'daki amacı, Alman Dostluk Dayanışma ve İletişim Derneği'nin amacıyla bu kapsamda örtüşmektedir. Türk Federasyonu, kuruluşundan beri, ev sahibi toplumunun dışlayıcı pratikleri veya Türk ailelerinin sınıfsal olarak düşük bir sosyo-ekonomik yapıya sahip olmasından dolayı toplumun dışına itilmiş ve bunun sonucunda kötü alışkanlıklar edinmiş Türk gençleriyle ilgilenmiş ve topluma yeniden kazandırmaya çalışmıştır. Diğer taraftan, Federasyonun şubelerinin bulunduğu yerlerde yaşayan Türkler’e, Alman makamları nezdinde işlerin daha kolay yürütülmesi bağlamında destek sağlamıştır. Bir anlamda Almanya'da yaşayan Türklerle Alman kurumları arasında bir köprü vazifesi görmüştür.

SORU: Avrupa Federasyonu eski başkan yardımcısı, Almanya'daki asimilasyona karşı mücadele etmek istediğini söyledi. Neden? Ve asimilasyon değilse, örneğin Almanya'da entegrasyon neye benzeyebilir - Almanlar ne olacak ve göçmenler (bu durumda Türkler) ne yapmalı?

Azmi Karamahmutoğlu: Bilindiği gibi asimilasyon "ırkçı" bir süreci ifade etmektedir. Bu anlamda asimilasyona karşı olmak insani bir yaklaşımdır. Ayrıca, günümüzde tartışılan entegrasyon kavramı bu "ırkçı" süreci zorunlu kılmamaktadır.

Entegrasyon, göçmenin, ev sahibi toplumun yapılarına katlım süreçlerini ifade eder. Bu anlamdaki bir entegrasyonu destekliyoruz. Almanya'daki Türklerin Almanca öğrenmelerini, iyi bir meslek sahibi olmaları, Almanlarla iyi komşuluk ilişkileri kurmaları bağlamında destekliyoruz. Günümüz şartlarında, Almanca bilmek ve bunun sonucunda iyi bir eğitime sahip olmak, toplumsal katılım için bir önkoşuldur. Böylesi bir entegrasyon konseptini kabul görür. Ancak, Almanya'daki iş piyasasına ve sosyal yapılara katılım bağlamında bu konsepti desteklerken, aynı zamanda Almanya'da yaşayan yurttaşlarımızın kendi dillerini, kültürlerini de öğrenmelerini istiyoruz. Entegrasyonla ilgili yapılan son araştırmalarda, çok dil bilmenin, sanılanın aksine entegrasyon süreçlerini desteklediğini göstermektedir.

SORU: Federasyon için İslam'ın rolü nedir? (Bu yapıya bir Hıristiyan da katılabilir mi?)

Türk milliyetçiliği siyaset hareketinin kurucusu olan Alpaslan Türkeş’in 1994 yılında İstanbul’da “laiklik mitingi” düzenlediğini hatırlatarak başlarsak, bir inanç kimliği olarak İslam’ı her zaman siyasal iştigal alanının dışında tutan bir milliyetçi bakış açısı vardır.

Federasyon, üyeleri arasında dini inanç bağının kuvveti ya da inanıp inanmadığı gibi testlere gitmez.

İlgi alanındaki bireylerin tek bir kimliğini öncelikle ele alır; Türkiye cumhuriyeti yurttaşı.

Azmi Karamahmutoğlu: Çünkü aşırılık yıkıcıdır. Sağdan da soldan da yıkıcıdır.

Türk milliyetçileri aşırı sağcılık yaparsa Türk milletini böler, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü de tehlikeye atar.

Ülkemizi seveceğiz diye aşırı sağcılık yaparsak kendi ellerimizle Miloseviçler yaratmış oluruz ve ülkemizi Balkanize ederiz.

Bizim millet tanımımız Türk kültürüne dayanır ve buradan hareketle milliyetçiliğimiz ne biyolojiktir ne de dile, dine dayanır. Türk milliyetçiliği düşüncemiz Türk kültürünü geliştirmeyi, zenginleştirmeyi amaç edinir.

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2020, 10:34

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.