Globalleşme, Yeni Sömürgeciliğin Şirinlik Muskası ! Geçmişten Ders Çıkarmak

Abone Ol

Bu yazımı geçmişte yazdığım bir nehir yazılar dizisinin son yazısı olarak yazıyorum ki başlangıç yazıları Habererk yazarlar bölümünden arşivden indirilebilir

Başlangıç kısmında Osmanlının yükselme dönemi ortalarını almış ve sosyal yapı ekonomi ve dış ilişkiler bazında geçmişten çöküşe kadar geçen süreçteki yapılan yanlışları ve sonuçlarını inceleyeceğimizi yazmıştık.

İlk iki bölümde 19. yüzyıla kadar olan süreci incelemiş ve zaman zaman okuyucunun zihninde tarih gerçekten tekerrür müdür sorusunu uyandırdığımızı aldığımız mesajlarla öğrenmiştik.

İlgili dönemlerde devlet yapısının idari siyasi ekonomik ve dış politika ayaklarında yaşananları adeta canlı canlı günümüzde devlet çarkında yaşananlarla karşılaştıranların beynine elbette soru işaretleri takılacaktı ve takıldı da .

Bu bölümde daha bir detaylı daha bir isimlendirerek bazı olay ve şahısların yaptıklarının günümüzdeki yaşananlarla neredeyse birebir benzerliklerini ister istemez fark edeceksiniz.

1838 Baltalimanı anlaşması henüz emekleme safhasında bulunan fabrikasyon yerli sanayinin ve küçük işletmelerin adeta idam fermanı olmuştur.

Sadrazam Mustafa Reşit Paşa ile Baltalimanındaki Reşit Paşanın konağında imzaladıkları ticari anlaşmadan sonra İngiliz elçisi Ponsonby İngiliz basınına şöyle diyor” Daha fazlasını istemeye hakkımız olmayacak kadar mükemmel ve ümit ettiklerimizin çok üstünde bir anlaşma”

Yabancı mallarla rekabet etmemizin imkânsız olduğu bir dönemde bu anlaşma ile küçük işletmeler ve küçük fabrikasyon sanayimiz zaman içinde eriyip gitti

Bu anlaşma ile Osmanlı toplumu sadece tarımsal üretime yönlendiriliyor adeta köylülüğe mahkum edilirken batıda burjuvazi gelişiyor şehirleşme artıyor ve sanayi devrimi devam ediyordu

Artık ucuz bir ithal malları cenneti üretemediğini tüketen bir ülke olduk.

Yabancı iş adamları için ithal ve transit vergileri düşürülürken Osmanlı iş adamlarının vergileri ağırlaştırıldı

Sürekli dışa bağlı ve bütçe açığı veren bir ekonomik yapı oluştu (!)

DURUM BÖYLEYKEN BİR YANDAN DIŞ BORÇLARLA BOĞAZDA SARAYLAR YAPILIYORDU

Batı ile yapılan bu imtiyaz anlaşmalarında tüm mali denetim batıya veriliyordu

“Babıâli bu babda ittihaz olunacak tedbirleri batılı devletlere bildirecek ve batılı devletler bu tedbirlerin icrasına nezaret edeceklerdi”

1839 TANZİMAT FERMANI BİZZAT İNGİLİZ BÜYÜKELÇİSİ LORD STTAFFORD CANNİNG TARAFINDAN KALEME ALINMIŞ VE BÜYÜK SIFATLI REŞİT PAŞA TARAFINDAN GÜLHANE’DE OKUNMUŞTUR

Büyükelçi Canning , döneminde tüm dünyada boğazın sultanı diye bilinen Osmanlı sarayında sadrazamları nazırları tayin ettiren , görevden aldıran kudrete sahip biridir ve Reşit paşanın hamisidir.

Tüm Avrupa Reşit Paşayı İngiliz Reşit Paşa diye bilir.

İş bankası yayınlarında çıkan Canningin hatıraları kitabında bu konuları büyükelçi etraflıca anlatmıştır

İlgili kitaptan karısına yazdığı bir mektupta Canning şöyle diyor ”Osmanlı hükümeti ansızın değişti. Reşit’le sadrazam azledildiler. O saat padişaha çıktım, yeniden görevlerine döndürdüm. Reşit gözlerinden yaşlar akarak elimi öpüp şükranlarını arz etti.

Halk gittikçe yoksullaşıyor içine kapanıyordu Yusuf Akçura’nın deyimiyle köylüler protestolarını askerden kaçıp dağlarda saklanmakla belli ediyorlardı.

1838 Baltalimanı ticaret anlaşması 1839 Tanzimat fermanı ve sonrasında 1856 Islahat fermanı ile yabancı sermaye yatırımlarına 1867 yabancıların toprak satın alabilmeleri kararnameleri ile Osmanlı kendi boynuna adeta ekonomik bağımlılık zincirini vuruyordu

Ve iş dünyasında akçenin yüzü kararıyor yabancı paraya kaçış başlıyordu.

Osmanlı maliyesi yeni bir uygulama ile “ kaime” denen hem kâğıt para hem hazine bonosu olan garip bir kâğıt çıkardı

İşler kötü gidiyordu

Kredi bulunamıyor Avrupa ancak kendi ürettiği malları almamız şartıyla kredi veriyordu.

Londra borsasında %3-4 olan faizler Osmanlıya gelince %11-20 arasında uygulanıyor bu da İngiliz bankerlere cazip geliyordu.

Osmanlı en verimli gelir kaynaklarını yüksek faiz karşılığında teminat olarak elden çıkarıyordu.

Dış borçlanmanın yanında Osmanlı azınlık ve kevanten Galata bankerlerine de yüksek faizle borçlanıyordu

1854 de Rusya'ya karşı İngiltere ve Fransa ile müttefik olup Kırım savaşına giren Osmanlıya zorla borç veren müttefikleri Osmanlının kesin iflâsını adeta başlatmışlardı ki ondan sonra dikiş tutmadı.

1859 da Fuat paşanın kurduğu itfa sandığının 12 üyesinden sadece birisi Müslüman Türk’tü.

Ve her mali kuruluşta tam yetkili bir yabancı danışman vardı.

Hobert-Foster mali raporu ile devletin tüm harcamaları İngiliz ve Fransızların kontrollerine geçmişti.

Ve beklenen son maalesef henüz üç aylık bir padişahken Sultan 1.Abdülhamit’in kucağında patladı.

TATİL İ TEDİYAT YANİ MORORORYUM

YANİ TÜCCARLARIN KONKORDATO İLÂNI İFLÂSLARI GİBİ DEVLETİN İFLÂSININ İLÂNI

Osmanlı devleti bütün dünyaya borçlarını ödeyemeyeceğini bir ödeme plânı yapılması gerektiğini ilân etti

Ardından başta İngiltere ve Fransa olmak üzere yabancı bir konsorsiyum kurulup borçları bir plâna bağladılar

Artık ipler yabancıların elindeydi

Bu arada Osmanlı devlet adamları Reşit Paşanın İngiliz himayesine sığınmasından sonra yabancı devletlerin himayelerine girmeye başlamışlardı Alman , Rus yanlısı vezirler cirit atıyordu hatta Mahmut Nedim Paşaya alenen Rus Mahmut deniyordu.

Ve nihayet Düyun ı umumiye günleri geldi

5000 i aşan kadrosu silâhlı jandarmalarıyla Tütün rejisi Osmanlının elinde kalan en verimli gelir kaynaklarına el koyuyor Osmanlının saray idarecisi ve bürokrasisi saf dışı ediliyor bütün şehirlerimizde açılan reji ve düyun idaresi köylere kadar jandarmalarıyla gşdip vergileri bizzat tahsil ediyorlardı

Nerelerden nerelere gelinmişti

Bir milyon lira rüşvetle Mısır’a bağımsızlık fermanı veren Galata bankerlerinden aldığı borçları ödemeyen Abdülâzizlerle , dolandırıcı rüşvetçi Galata bankerlerinden haraç alan Mahmut Nedim Paşalarla , Devletin hatta yetim dul aylıklarıyla borsada oynayan maliye nazırı Sadık paşalarla.

Şahsi bir alacak yüzünden Midilliyi işgal eden Fransız donanmasına göz yuman bir anlayışla buralara gelinmesi mukadderdi.

Ve artık emperyal batı kararını vermişti ve Osmanlıyı parçalayıp paylaşacaklardı.

Ekonomik çöküş süresince azınlıklar meselesini kaşıdılar

Ermenileri ayaklandırdılar

Kürt isyanlarının alt yapısını hazırladılar Balkanlardaki Osmanlı yapısını kırmak için lgarları Sırpları Arnavutları kışkırttılar ve ekonomik sıkıntılar bazı illerde ayaklanmaları. getirdi 1906 Erzurum ayaklanması gibi.

Ve son imzayı Rus çarı ile İngiliz kıralı Reval’de bu günkü Estonya'nın başkenti Talin’de atarak 1907 Reval anlaşmasıyla Osmanlıyı kâğıt üzerinde paylaştılar.

Ve ardından 1. Dünya savaşı öncesi İngiltere ve Fransa Osmanlının ısrarlı müttefik olalım taleplerini reddedip Osmanlıyı Alman cephesine adeta zorla ittiler ve savaş bitince de galipler olarak Osmanlıyı paylaştılar

Şükür ki “Türk esir olmaz” doğasında esaret yoktur diyen bir Mustafa Kemal Paşa ve Kuvvay-ı Milliye çıktı da destansı bir Kurtuluş savaşı sonrası zaferi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile taçlandırdı.

Yukarıdaki inceleme yazımızın bir ibret levhası olmasını diliyoruz

Belki hepiniz dudaklarınızı ısırarak “aa ne kadarda bu güne bu günkü siyasetçilere benziyor hayret ki ne hayret" diyorsunuz

Farkındayım....