Bugünkü yazımın konusu aslında “Çoklu Baro Sistemi Tartışmaları ve Feyzioğlu Beklentisi” idi. Yazımı bitirmiş ve tam yayın için gönderecekken sosyal medyadan gelen “Dostluk Üzerine” başlıklı bir paylaşımdan öylesine etkilendim ki vazgeçtim ve aşağıdaki şiirimi yayınlamaya karar verdim.

Gerçek manasını bilirsek, dost kelimesi çok ağır bir kelime. Zira insanın binlerce arkadaşı olabilir ama dost ve dostluk elmas gibidir, sayısı artarsa değeri düşer. Ve eğer dostluk dünyalık bir kelam hatırına yıkılmışsa bileceğiz ki onunla dost değil sadece sıradan arkadaşmışız.

Yıllar önceydi, şiir öylesi bir duygu tünelinde yazılmıştı. Bu aralar çok mu duygusallaştık ne? Olsun. Hep demez miyim, duygu insanlığın, dostun ardından çekilen hasret ise adamlığın göstergesidir diye.


GÖNÜL KOYMA EY DOST

Sevdalarımız sarardı aydınlık gecelerde,

Ülkülerimiz ürperdi karanlık gündüzlerde,

Yalnızlığa düştük yığınların içinde,

Çokluğu yaşadık biz dağların tepesinde…

Diyarbakır’da surlara tırmandık çocukluğumuzda,

Hakkari’nin Zap’ını seyreyledik gençliğimizde,

Erzincan’da, Fırat’a gem vuramadık yiğitliğimizde,

Ankara’da durulduk ve dahi yorulduk olgunluğumuzda…

Erzurum’un Palandöken’inden kar getir,

Soğuk mu soğuk, beyaz mı beyaz,

Muş’un ovasında karpuz topla,

Tatlı mı tatlı, al mı al,

Edirne’de yağmur yağar tarlalara,

Şarıl, şarıl, damla, damla,

Şanlıurfa’da tuz mu ektik ovalara,

Bomboz, çatlaklar yarık yarık…

Cennet vatanı zindan eyleme ey dost,

Bazılarına cehennem olmuş cennet,

Vurgun, yalan, talan!...

Küçülen devlet istiyorum karanlık gecelere,

Büyüyen devlet istiyorum aydınlık gündüzlere…

Gaziantep’te şahinlere yoldaş ol,

Munzur’da akan kana çare bul,

Gönül koyma ne olur ey dost,

Gönlüm gönlüne hasret kalmasın,

İncinirim, kırılırım, dayanamam sensizliğe…

Bir hülya kurdum gözlerin gözlerimde,

Bir düş gördüm ellerin ellerimde,

Toroslara tırmandım nefes nefese,

Buz gibi sulardan içtim kana kana,

Yorulduk nefesimiz yerinde dimdiktik,

Takatimiz kesilmişti ama biz zindeydik...

Aç gezdik tok sallandık,

Namerde muhtaç kalmadık ey dost…

Uç uça düğümledik Palandökenle Toros’u,

Yan yana getirdik yazları, güzleri,

Ne var ki savrulduk zirvelerden vadilere,

Ne olur gönül koyma ey dost…

Sararmasın sevdaların,

Ürpermesin ülkülerin,

Bel bağlama arkanı dönemeyeceklerine,

İncinirsin, kırılırsın, gönül korsun ey dost...

Es-selam olsun, ves-selam olsun, has-kelam olsun dostun ve dostluğun kıymetini bilenlere.