"Almadan vermemeli" diyen SETA uzmanı doçent, almadan verilince Keşanlı Ali'ye bağladı: "Ne olmuş yani? Ne bu şamata?"

"Ne olmuş yani? Ne bu gürültü?" Keşanlı Ali'deki kabadayıların meşhur repliğidir. 

"Almadan vermemeli" diyen SETA uzmanı doçent, almadan verilince Keşanlı Ali'ye bağladı: "Ne olmuş yani? Ne bu şamata?"

Sabah yazarı ve SETA uzmanı Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın, Brunson meselesi hakkında 14 Ağustos tarihli bir analizinde "Teslim olmamalı. Almadan vermemeli" demişti.

Rahip Brunson serbest kalınca aynı akademisyen bugünki köşe yazısında "Şamata yapmayın.Öyle gerekiyordu, öyle oldu" dedi.

İşte bir akademisyenin ibretlik dönüşü:

"Hüküm giymesi gerekiyordu. Giydi. Bu hükmün bir kısmını yatması gerekiyordu. Yattı. Dönmesi gerekiyordu. Döndü. Bunda şaşacak bir şey yok. Nedir bu şamata anlamış değilim. Her şey olması gerektiği gibi ve olması gerektiği için oldu. Bu kadar basit.
Tamam. Amerikan tarafı şamata yapacak. Trump soytarısı zaten bu işe bir seçim malzemesi olarak bakıyor. Kasım ayına kadar köpürtecektir. Ama benim dikkatimi içerideki çok bilmişler çekiyor. Kimine sorsan daha çok yatmalıymış. Kimine sorsan hiç yatmamalıymış. Kimine baksan hukuk zedelenmiş. Kimine baksan ulusal çıkar gitmiş. Az biraz kendinize gelin. Bunların hepsi birden olamaz. Çok yatmanın veya az yatmanın ölçüsü nedir? Önce adam gibi pozisyonunuzu belirleyin. Hukukçu musunuz? Reelpolitikçi mi? Nereden bakıyorsunuz. Onu söyleyin. Kafanıza göre sıkmayın.
Ben hukukçu değilim. Aksine hukukun reelpolitik tarafından kullanılabileceğini iyi bilirim. Hukukun çoğunlukla bir kılıf olduğunu da söylemek isterim. Şaşılacak bir durum görmüyorum. Her şey gayet doğal ve beklentiye uygun. Göndermeyecektik de besleyecek miydik? Göndermeyecektik de asacak mıydık? Tabii ki hayır. Bir mantığı vardı. Ve o mantık çerçevesinde yargılandı. Hüküm giydi. Gitti.

Ama herkeste bir oflama puflama halleri. Kimine göre haysiyetimiz çiğnenmiş. "Daha önce kaç Amerikalı yargıladın" diye sorarlar adama. Kimine göre hukuk çiğnenmiş. "Halkbank davasını görmedin mi" diye sorarlar adama. Kimine göre ulusal çıkarımız çiğnenmiş. "Hangi anlaşmayı gördün? Ne biliyorsun?" diye sorarlar adama. Kimilerine göre ekonomi zarar görmüş.

"Madem ekonomi Brunson olayından ibaretti, Brunson salındığında dolar niye düşmedi" diye sorarlar adama. İçi boş muhalif lafları bunlar.

Sanki biz bu zamana kadar hep Amerikan vatandaşlarını yargılamışız gibi bir özgüven var millette. Hayır öyle değildi. Biz daha ilk defa böyle bir iş yaptık. Yani İnönü döneminde Amerikalılar yargılanıyordu da benim mi haberim yoktu. Ayrıca bu bir izzeti nefis meselesi falan da değil. Ulusal çıkarlarınız neyi emrediyorsa veya ne kadarını emrediyorsa, onu yaparsınız. Mesela bir anlaşma doğmuşsa onun gereklerini yerine getirirsiniz. Bu tür davranışları dünyanın en güçlü ülkeleri dahi yapar. Herkes bir yerde bir müzakereye razı olur. Öte taraftan hukuk sistemimiz yara aldı falan diyenlere söyleyecek söz bulamıyorum.

Daha doğrusu bu işlerin hukukla anlaşılabileceğini sananlarla benim anlaşabilmem mümkün değil. Ekonomik olarak bakanlara da aynı şeyi söylüyorum. Dolar Brunson yüzünden yükselmedi. Brunson yüzünden de düşmeyecek.
Peki nedir o zaman? Kısaca söyleyelim.

Amerika tüm ülkelerle krizli ilişkiler dönemine girdi. Türkiye de bunlardan bir tanesi. Vize, Brunson, S-400, F-35 gibi meselelerde Amerika'yla karşı karşıya geliyor. Gelmeye de devam edecek. Yeni dönem böyle. Karşılıklı çekişme ve itişme. Mutlak anlamda kazanacağınız veya kaybedeceğiniz tek bir alan yok.

Hepsi teker teker çözülür. Ama yerine yenileri gelir. Sürekli söylüyorum. Bu yeni dönemde kazanmak yok. Daha az kaybetmek var. Daha az kaybeden kazançlı çıkar. Şu sıralar biz Amerika'ya oranla çok daha az kaybediyoruz. Çünkü azdan az çoktan çok gider. Olan budur. Gerisi lafügüzaf. " 
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER