Devlet Bahçeli: ''Mümtazer Türköne'nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir''

MHP Genel Başkanı Bahçeli yaptığı açıklamada "En son, terörist Demirtaş ile ilgili hak ihlali kararı verilmesi, üstelik Türk devletinin 50 bin lira tazminat ödemesine hükmedilmesi haklı olarak vicdanları sızlatmıştır. Adalet suçu aklamak, suçluyu temize çıkarmak değil, hak ve hukuk neyi öngörüyorsa aynen yapmaktır" dedi.

banner311
Devlet Bahçeli: ''Mümtazer Türköne'nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir''

Gazeteci Yıldıray Çiçek'in yazısı şu şekilde:

Kardeşi Ülkücü şehit olan Mümtazer Türköne de, 1980 öncesi merhum Abdullah Çatlı ile Ülkü Ocakları yönetiminde bulunmuş birisiydi. Bunu da kendi ağzından “Biz, Çatlı ile beraber Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde aynı yönetim kurulunda çalıştık” şeklinde ifade etmişti. 1980 sonrasında DYP ve AK Parti kurulunca da orayla siyasi ilişkisi olmuş birisidir. DYP’de Tansu Çiller’in danışmanlığını yapmış, eski eşi AKP’de milletvekilliği yapmış, kendisi de AKP’den milletvekili aday adayı olmuştu. 1980 sonrası MHP’ye hep uzak durmuş, hatta “Ben hiç MHP’li de olmadım” ifadesini bulunduğu yerin atmosferine uygun kullanmıştı. Belki de “Zaman”a uygun “Aksiyon” peşinde koşmanın gereğini yapıyordu.

          MHP ve Lider Devlet Bahçeli’yi de, alan olarak kullandığı tüm yayın organlarında en ağır bir şekilde eleştirmiştir.

          Mümtazer Türköne bu durumu da bir röportajında “Ülkücülerin içinden çıkan biri olarak, MHP’lilere, Ülkücülüğe, Ülkücülere yönelik eleştirilerim çok etkili oldu. ‘Sol adam olmaz’ lafından çok daha ağır bir lafı MHP için söyledim: Çok ağır eleştiriler yaptım, bir sürü de tehdit aldım. Milliyetçi geçmişi olan biri olarak çuvaldızı kendime, iğneyi sola batırıyorum” şeklinde ifade etmişti. MHP Lideri Devlet Bahçeli de geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamasında bu duruma “Mümtaz’er Türköne’yi öğrencilik yıllarından itibaren tanırım. Aleyhe de pek çok yazısı ve beyanatı olmuştur” cümlesiyle işaret etmiştir.

          Yani meselenin Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ’ın bu konularla ilgili yazdığı yazısında ifade ettiği “Türk Milliyetçilerinin hafızası ile kimse alay etmeye kalkmasın. Dr. Bahçeli’nin Başbakan Yardımcılığı esnasında konuşma metinlerini yazan ekibin içinde yer alan Mümtazer Türköne’ye kefil olunmuş. Ne gam!” cümleleriyle alakası yoktur. Bu tamamen hayal kurgusudur.

          Yavuz Selim Demirağ da çok iyi biliyor ki, Mümtazer Türköne kendisinin “Hocam hocam” diye peşinde koştuğu Ümit Özdağ’a daha yakındır. Mümtazer Türköne, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye en ağır yazıları yazarken, Ümit Özdağ kapılar ardına saklanarak onunla görüşüyordu. Hatta Mümtazer Türköne “Üniversitedeki tek referansım Devlet Bahçeli, MHP Başkanlığı’nı Ümit Özdağ’a devretmeli” diyerek bu yakınlığı şu cümlelerle belirtmişti:

          “12 Eylül darbesinden sonra iki sene tutuklu yargılandığım, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülen MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasının sanığı olarak MHP’nin lider kadrosunun çoğu ile ‘cürüm’ olmuşluğum var. Gazi Üniversitesi’ne asistan olarak göreve başlarken tek referansım, o sırada aynı üniversitede görev yapan Devlet Bahçeli idi. Meslektaşım olan Ümit Özdağ ile 20 seneye yakın hem mesai hem de kader arkadaşlığı yaptım. Yakından tanıdığım bu iki politikacı görev değişikliği yapsalar, Türkiye’nin önü sonuna kadar açılır.”

          Yine, Yavuz Selim Demirağ’ın seçilmesi için yazı yazarak, CHP’ye oy vererek çok çalıştığı Mansur Yavaş’ın 12 Eylül 2010 referandumu dönemi MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye gönderdiği o meşhur mektubu Mümtazer Türköne’nin yazdığı iddialar arasındadır. Ne Mansur Yavaş, ne Mümtazer Türköne, ne de Yeniçağ yazarı olup aynı zamanda Mansur Yavaş’ın danışmanı olan Servet Avcı, bu iddiayı defalarca kez dile getirdiğimiz halde hiç yalanlamadılar. Mümtazer Türköne, Yavuz Selim Demirağ’ın yakın arkadaşı Yeniçağ gazetesinin eski yazarı İsmail Türk’e çok yakındır. Yeniçağ yazarı Yavuz Selim Demirağ, eğer yakınlık-uzaklık mesafesinden MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını değerlendirmeye kalkarsan inan kendi cümlelerinin altında kalırsın…

          Mümtazer Türköne’nin durduğu noktadan, MHP’ye ve Liderimiz Devlet Bahçeli’ye yönelik haddini aşan, ölçüsüz, mantıksız birçok eleştirisi olmuştur. Bunun karşısında da Mümtazer Türköne’ye yönelik MHP içinde en ağır yazıları yazmış bir kişiyim. Bir gün olsun Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin bu yazılarıma yönelik bir müdahalesi olmadı. En ağır yazıları yazdığım günlerde, bir aracı kişinin vasıtasıyla telefonda benimle görüşen Mümtazer Türköne’nin yüzüne de duruşumu aynen göstermiş birisiyim. Telefonda onun yüzüne “Mümtazer Hocam, bir Ülkücü şehidin kardeşi olarak bunları yazmanız hem yakışmıyor, hem bizleri üzüyor” şeklinde sitemim olmuştu.

          Birçok yazımda olduğu gibi 2009 yılında yazmış olduğum “Vicdanları kayboldukça akılları da gidiyor!” başlıklı yazımda da “Mümtazer Türköne’nin psikolojisi tedavilik bir noktaya gelmiş ama bizi en çok üzen onun bir Ülkücü şehit kardeşi olmasıdır” cümlesiyle bu durumdan dolayı üzüntümü sürekli ifade ettim.

          21 yaşında, hain komünistlerin kurşunuyla kara toprağa şehit olarak düşen Ülkücü Mustafa Türköne’nin kardeşi olan Mümtazer Türköne konusunda MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi “adalet çağrısı” yapmaya ve “vefa duruşunu” göstermeye zorlayan en büyük nedenlerden birisi de hem bir Ülkücü şehit varlığı, hem de yargının verdiği kararlardaki garabetler olmuştur.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı şu açıklamalar iyi idrak edilmelidir:

          “En son, terörist Demirtaş ile ilgili hak ihlali kararı verilmesi, üstelik Türk devletinin 50 bin lira tazminat ödemesine hükmedilmesi haklı olarak vicdanları sızlatmıştır. Adalet suçu aklamak, suçluyu temize çıkarmak değil, hak ve hukuk neyi öngörüyorsa aynen yapmaktır.

          Bugün Ülkücü şehidimiz Mustafa Türköne’nin şehadetinin 41.yıl dönümüdür. 23 Haziran 1979’da 21 yaşındayken şehit düşmüştü. Ağabeyi Mümtaz’er Türköne ise cezaevindedir. Mümtaz’er Türköne’yi öğrencilik yıllarından itibaren tanırım. Aleyhe de pek çok yazısı ve beyanatı olmuştur.

          Ülkücü şehidimizin ağabeyi olan ve geçmişte davamıza emek vermiş Mümtaz’er Türköne’nin gerçekten suçlu olup olmadığına karar verecek yegâne merci Türk adaletidir. Adil ve hakkaniyetli yargılamayla Mümtaz’er Türköne’nin üzerine atılı isnatların netleşmesi de mümkün olacaktır.

          Dileğim bir haksızlık varsa bunun acilen düzeltilmesidir. Osman Kavala’nın, Altan kardeşlerin, Nazlı Ilıcak’ın ve daha pek çok sorunlu kişinin masum gösterilmeye çalışıldığı bir yerde, şehit ağabeyi Mümtaz’er Türköne’nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir.”

          MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin “Mümtazer Türköne suçsuzdur” ifadesi olmadığı gibi “adaletli yargılamaya” dair vurgusu vardır. Nazlı Ilıcak 8 yıl 9 ay ceza aldığı halde ve ağırlaştırılmış müebbet almasına rağmen Mehmet Altan gibilerin serbest bırakılmasına, Osman Kavala, Ahmet Altan, Selahattin Demirtaş gibilerin masum gösterilip, serbest bırakılma çabalarına, yargının verdiği çarpık kararlara dikkat çekmiştir.

          850’ye yakın askerimizin, polisimizin ve vatandaşımızın şehit edilmesinde PKK’lı katilleri azmettirdiği delilleriyle ortada olan PKK’lı Selahattin Demirtaş’a ve diğerlerine sahip çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu niçin bir gün saydığı isimler içinde Mümtazer Türköne’nin ismini anmamıştır?

          Yoksa Kemal Kılıçdaroğlu’nun adının Ülkücü şehit Dursun Önkuzu’nun katilleri arasında geçmesinden mi kaynaklanıyor bu psikoloji?

          Bu durum o kadar net kendini hissettiriyor ki, Yeni Şafak yazarı Salih Tuna bile 5 Aralık 2016 tarihindeki köşe yazısında “Bir de nedir arkadaş; Prof. Mümtaz’er Türköne içerde değil mi? Neden kimse onu anmıyor? Köşe yazarları, sivil toplum örgütleri, cezaevine ziyarete giden milletvekilleri içerdeki gazetecilerden bahsediyorlar, bakıyorum bir tek onun adı geçmiyor. Kılıçdaroğlu bile o konuşmasında herkesi tek tek saydı, sadece onu saymadı.

          Mümtaz’er Türköne neden unutulmaya terk ediliyor? Bir Atilla Taş kadar olsun, ‘burada’ denilmeye hakkı yok mu? Ayıptır, yazıktır, günahtır” diyerek tepki göstermişti. Bu durum görüldüğü üzere dört yıl önce de dikkat çekmiştir.

          23 Haziran 1979’da 21 yaşındayken şehit düşen Mustafa Türköne’nin vefatının 41. yıl dönümünde MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin yüreğine düşen işte bu hüzün olmuştur. Geçmişinden savrulmuş, devşirilmiş Mümtazer Türköne’yi sırf Ülkücü geçmişinden, Ülkücü şehit kardeşi olmasından dolayı ismini anan dâhi yoktu. Mümtazer Türköne ile bir dönem aynı atmosferi yaşamış olanların ismi teker teker sayılıp, “onlar masum hemen bırakın” denilirken, Mümtazer Türköne’nin adını özenle gizlediler.

          850’ye yakın askerimizin, polisimizin ve vatandaşımızın şehit edilmesinde azmettirici olan terörist Demirtaş’a “hak ihlali” kararı veren, Nazlı Ilıcakları, Mehmet Altanları serbest bırakan yargının gerçekten adalet dağıttığı, hukuku uyguladığı düşünülebilir mi? Aynı ekip içindeki Şahin Alpay da 8 yıl 9 ay ceza aldığı halde tahliye edilmesinin izahını hangi hukukçu yapacaktır? Sahibi olanlar mı kurtuluyor yoksa adalet mi böyle işliyor?

          MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Adil ve hakkaniyetli yargılamayla” ifadesindeki inceliği çok iyi anlamak gerekiyor. Bu çarpık örneklere bakarak Mümtazer Türköne’nin “Adil ve hakkaniyetli yargılamayla” belki aldığı cezalardan dolayı adalet yahut adaletsizlik tam yerini bulacaktır.

          MHP Lideri Devlet Bahçeli, gönlüne şehit hüznü düşerken, vefaya sarılırken dâhi “adalet ve hukuk” ifadesinden vazgeçmemiştir.

          Bu anlamlı duruşa rağmen, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın Mümtazer Türköne’nin durumuna dair açıklamaları yüzünden MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’ye yönelik kullandığı ifadeler iftiradır, aynı zamanda kendilerinin durduğu aciz durumu sorgulamamızı gerektirmektedir.

CHP’li Engin Altay diyor ki:

          “Mümtazer Türköne’nin cezası kesinleşmemişken, Devlet Bey’in ‘Durumu yeniden değerlendirilsin’ açıklamalarını Cumhur İttifakı’nın ortağı sıfatıyla Yargıtay’a bir talimat olarak almak mümkündür. Bunu doğru bulmayız. Türköne’nin Yargıtay süreci devam ederken siyasetten böyle bir açıklama, olsa olsa aba altından Yargıtay’a sopa göstermektir.”

          CHP’liler terörist Demirtaş’ın davalarını çok iyi takip edip tüm mesailerini ona harcadıkları için, 10,5 yıl hapis cezası onanmış olan Mümtazer Türköne’den bihaber açıklamalar yapmaktadırlar.

          Yargıtaya “talimattan”, Yargıtaya “aba altından sopa göstermekten bahseden” CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, 850’ye yakın askerimizin, polisimizin ve vatandaşımızın şehit edilmesinde baş azmettirici olan terörist Demirtaş’a cezaevine girdiği günden bu yana sahip çıkmalarını, yargıyı baskı altına almalarını bize bir izah edebilir mi?

          Kemal Kılıçdaroğlu son dört yıldır “Selahattin Demirtaş niye hapiste? Bir siyasetçiyi niye hapse atarsınız? ‘Farklı düşünüyor’ diye. İnsan 21. yüzyılda düşüncesinden dolayı hapse atılır mı? Farklı düşünüyor diye birini hapse atarsanız, bu yanlıştır, doğru değildir. Bırakılması lazım” laflarını eveleyip geveleyip duruyor.

          Daha iki-üç gün önce de “Düşüncelerini beğenirsiniz beğenmezsiniz, katılırsınız katılmazsınız o ayrı bir şey, ama bir insanı haksız hukuksuz yere hapse atarsanız, tahliye kararlarını uygulamamak için elli dereden su getirip tekrar hapse atarsanız, toplumun vicdanı kanar” açıklamasını yaptı.

          Son dört yıldır yargıyı “terörist Demirtaş” için hedef haline getiren Kemal Kılıçdaroğlu, yargıyı baskı altına almış olmuyor mu, yargıyı etkilemiyor mu?

          Belki de Anayasa Mahkemesinin 850’ye yakın askerimizin, polisimizin ve vatandaşımızın şehit edilmesinde baş azmettirici olan terörist Demirtaş’ın lehinde verdiği tuhaf kararın arkasında CHP’nin yargı içindeki sol hücresinin bir parmağı vardır.

          MHP Lideri Devlet Bahçeli, Mümtazer Türköne için “Adil ve hakkaniyetli yargılamadan”, “hak ve hukuk neyi öngörüyorsa onun kararının verilmesinden” bahsederken, PKK-HDP sevdalısı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, terörist Demirtaş için “Hemen serbest bırakın” demektedir. Engin Altay, CHP’nin gözüne aradaki bu farkı anlamayacak kadar mı HD(P) KK, FETÖ perdesi inmiştir?

          MHP Lideri Devlet Bahçeli, terör örgütü FETÖ ve PKK ile mücadelesinde tavizsiz ve sonuç odaklı duruşu olan bir liderdir. O yüzden her iki terör örgütünün en çok nefret ettiği liderlerin başında gelmektedir. Bu manada özellikle son dört yılda Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile çok uyumlu bir mücadele sistemi uygulamaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu da bu mücadele sisteminin dişlilerini kırmak için çaba vermektedir. Bir yanına PKK’yı, bir yanına FETÖ’yü, diğer yanlarına da YPG’yi, PYD’yi, DHKP-C’yi alması boşuna değildir. Terör örgütleriyle bu yakınlığı olan birisi geçmişinde “Devlet uğruna kurşun atan ya yiyen de şereflidir” sözünde üretim imzası olan Mümtazer Türköne’ye dönüp bakmaması çok doğaldır. Oysa Mümtazer Türköne savrula savrula Kemal Kılıçdaroğlu’nun mevcut çizgisine kadar gelmişti. Ama nafile bir çaba içine girdiğini şimdi cezaevinde bir kalp hastası mahkûm olarak belki anlamıştır.

          Ülkücü şehit Mustafa Türköne’nin ölüm yıl dönümünde “yüreğe düşen hüznü”, bu hüznün oluşturduğu “vefadan oluşan duyguyu” bile “adalet” kavramıyla süslemek, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye yakışan bir davranıştı.

          Ülkücü geçmişinden, Ülkücü şehidin ağabeyi olmasından dolayı dönüp yüzüne bakılmayan Mümtazer Türköne’ye “Adil ve hakkaniyetli yargılama” çağrısını yapan, yine Mümtazer Türköne’nin en büyük düşmanlığı yaptığı MHP Lideri Devlet Bahçeli olmuştur.

          Mümtazer Türköne’ye geçmişte en ağır yazıları yazmış, ona yönelik çok büyük eleştiriler yapmış biri olarak diyorum ki; Mümtazer Türköne’ye yönelik yazılarımın hepsi, onun hak ettiği ve hiçbir pişmanlık duymadığım yazılarımdır. O yüzden güncel konular üzerinden dolaşıma sokup, “Mümtazer Türköne hakkında bunları bunları yazmıştın” spotlarına gerek yoktur. Ona en ağır kelime ve cümleleri kullanırken bile “bizi en çok üzen, onun bir Ülkücü şehit kardeşi olmasıdır” vurgusunu hiç ihmal etmedim. Çünkü bizdeki en büyük hüzün, hep Mümtazer Türköne’nin bu durumuydu. Ama maalesef bizdeki hüzün, ondaki savruluşlara engel olmadı.

          Bu düşüncemi temellendirerek tekrar güçlü bir şekilde vurgulamak isterim ki, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin tartışılan bu son açıklamalarında vefada, ölçüde, kıyaslamada, hukuk ve adalet vurgusunda bir “adamlık duruşu” vardır. Açıklamasını hiçbir cümleyi atlamadan bütün halinde tekrar tekrar okuyun, varacağınız tek sonuç budur. Ne ihanete yol var, ne de adaletsizliğe onay…

          Tabelacılık yaparak rızkını kazanırken solcu teröristler tarafından hain kurşunlarla şehit edilen Mustafa Türköne’nin ruhu ızdırap içindedir. Belki de MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu adam gibi duruşu, onun ızdırabını biraz olsun dindirecektir. Bu durumun vicdani sorgulamasını yapacak olan da Ülkücü şehidin ağabeyi Mümtazer Türköne’dir. Türk milliyetçiliği, Ülkücülük düşmanlığı yapan ve devşirme düzeni kuran yapıya nasıl düştüğünü sorgulayarak buna başlayabilir… Çünkü her iki dünyamızın adaleti de çok önemlidir.

Güncelleme Tarihi: 27 Haziran 2020, 22:08

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.