Hakkı Öznur: ’kaza’ değil ’suikast’

25 Mart 2009 tarihin de helikopterin düşmesiyle dava arkadaşları ile birlikte şehit düşen, BBP’nin kurucu lideri merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahadetinin ardından 11 yıl geçti.

banner311
Hakkı Öznur: ’kaza’ değil ’suikast’

Muhsin Yazıcıoğlu’nun yol ve dava arkadaşı Alperenlerinağabeyi, Ülkücü fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur elim olayın 11. Yılında yayınladığı yazılı açıklamada, Muhsin Yazıcıoğlu’nun küresel bir organizasyonla, şehit edildiğini söylemiştir. Öznuraçıklamasında olayın “kaza” değil “suikast” olduğunu vurgulamıştır. Hakkı Öznur’un yayımladığı tarihi açıklamanın tam metni:

“KAHTI RİCAL” YAŞANIYORMUHSİN YAZICIOĞLU’NUN YOKLUĞU DERİNDEN HİSSEDİLİYOR

İnsanlık Koronavirus ile tarihi bir sınav veriyor. İnsanlık,Covid19 denen bu küresel Pandemi ile her alanda büyük bir savaş veriyor. Koronavirus maalesef ülkemizi de tehdit ediyor. İnşallah, bu zor ve fırtınalı günleri aklı selim ile sağduyuyla, sabırla ve en önemlisi kurullara uyarak dayanışma ve birlik ruhu ile aşacağız.

Zor zamanlardan geçiyoruz sıkıntılı ve bunalımlı günlerdeyiz. Zor zamanlardan geçerken, millet önderlerine, gerçek devlet adamlarına ihtiyaç duyarız. Onlar, devlete, millete, vatana, sahip çıkmalarıyla, varlıklarıyla, duruşlarıyla, yol göstermeleriyle hep anılırlar ve aranırlar,

İşte, milletin adamı şehit lider Muhsin Yazıcıoğluda onlardan biriydi. Milletin sevdiği, değer verdiği güvendiği bir siyaset adamıydı. Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yokluğu derinden hissediliyor. Acımız hala dipdiri. Hüznümüz devam ediyor. Türkiye yiğit adamı, adam gibi adam Muhsin Başkanı arıyor. Onu çok özledik…

Muhsin Yazıcıoğlu gerçek bir siyaset ve devlet adamıydı. Eskilerin "kahtı ricâl" yani "devlet adamı kıtlığı” dedikleri bir süreç yaşanıyor ülkemizde.

Onun yokluğu hem devlet nezdinde hem millet nezdinde derinden hissediliyor. Toplumun bütün kesimleri onu özlemle arıyor. Birleştirici, bütünleştirici, yol gösteren, sağduyulu, itidalli tavrıyla hep örnek olmuştur.

Siyasi yaşamı boyunca koronavirüs’ten farkı olmayan küresel emperyalizm ile küresel iblislerle ve onların yerli işbirlikçileriyle mücadele etti. İnsanlığı tehdit eden küresel mikroplara karşı tarihi ve destanlık mücadele verdi

ALDANMADI, ALDATMADI, DİK DURDU, DÜZ YAŞADI

Muhsin Yazıcıoğlu, klasik bir politikacı değildi. O’nda İslam ahlakı vardı. Ahlaklı, faziletli, dürüst, haysiyetli bir liderdi. Asla çıkarların adamı olmadı, daima fikirlerin adamı oldu. O, siyasi parti başkanının ötesinde tarihsel bir kişilikti. Politikanın kayıkçı kavgasını andıran bir üslupla yürütüldüğü bir zeminde, inancın ve fikrin doğrularını söyleyerek, Türk siyasetinin hesap yapmayan tek lideriydi.

günümüzün bazı siyasi liderleri gibi makyavelist değildi, Oportünist değildi, ikiyüzlü değildi, siyaseti kirletenlerle hep mücadele etmiş, temiz siyaseti savunmuş bir liderdi. Aldanmadı”, “aldatmadı”, milletimizden özür dileyecek yanlışlar yapmadı. Ne “aldandı” ne “aldattı” hep doğru ilkeli tutarlı siyaset izledi.

Hiçbir çıkar ve menfaat duygusu olmadan millet aşkı ile yola çıkan Muhsin Yazıcıoğlu Milletine asla yalan söylemedi, yanlış yapmadı, popülizme sapmadı, sağa sola yalpalamadı, politikanın fırıldaklarından olmadı, ikiyüzlü davranmadı. İhtirasları yoktu… Nefsine esir düşmedi, kimseye iftira atmadı, kin tutmadı, tribünlere oynamadı, kaos peşinde koşmadı. İç ve dış karanlık odaklara teslim olmadı; egemen güçlere, çıkar çevrelerine boyun eğmedi.

Hep dik durdu, düz yaşadı, hayat çizgisinde kırıklık yok çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı kendisi için bir gün yaşamadı ömrünü hayatını verdiği yüce davasına adadı.

O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi. Siyasi yaşamı boyunca, her türlü emperyalizm ile liberal kapitalist sistemle mücadele etti. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine asla boyun eğmedi. İç ve dış karanlık mihraklarla daima mücadele etti.

Muhsin Yazıcıoğlu her zaman şunu söylemiştir: “Devlet öfkeyle, nefretle kinle, hırsla yönetilemez.”ötekileştirmezdi. Birleştirici, bütünleştirici ve kuşatıcıydı. Toplumu ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyasetleri her zaman tehlikeli bulmuş ve uyarıcı olmuştur.

Muhsin Yazıcıoğlu siyasette otoriterleşme eğilimlerine hep dikkat çekmiştir. Tek parti güdümlü otoriterleşmeye karşı durmuş, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmuştur. Siyasi yaşamı boyunca tek adam anlayışına, lider sultasına daime karşı çıkmıştır.

Siyaset üslubunda seviye, nezaket, naiflik, hoşgörü, diyalog, kuşatıcılık vardı. Bugün ülkeyi yönetenlerin üslubunda ise tam tersi var. Güç zehirlenmesi yaşayan siyasetçileri daima uyarmıştır. Güç çılgınlığı ile yoldan çıkan saldırgan ve çirkin bir dil kullanan, kendini “tek adam” olarak görenleri, otokrasiye saplanmakla itham etmiştir.

KURAN VE SÜNNET ÇİZGİSİNDE HAYAT SÜRDÜ.

Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu için önemli, olan iktidar vizesi değil, yüce Rabbimizin rızasıydı. Kur’an ve sünnet çizgisinde bir hayat sürdü. Hesap adamı değil, gerçek bir dava ve gönül adamıydı. O, istikamet ve vakar sahibiydi. Hiç yanlış yapmadı, politikanın hiçbir kiri bulaşmadı üzerine. O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi. Siyasi yaşamı boyunca, her türlü emperyalizm ile liberal kapitalist sistemle mücadele etti. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine asla boyun eğmedi, iç ve dış karanlık mihraklarla daima mücadele etti.

Bütün ömrünü, bütün varlığını Kur'an'a bağlayan bir adamdı. Davasını Kur’an’la anlatan, ülküsünü iliklerine kadar yaşayan Muhsin Yazıcıoğlu bir Kur’an ve peygamber sevdalısıydı. O’nun referansı Kur’an ve sünnetti. Öylesine vâkar sahibi, feraset sahibi bir insandı ki; zulüm Azrail olsa da ben hep Hakk’ı tutacağım, düsturuyla hareket ederdi.

Kamil bir Müslümandı, feraset sahibi bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu deyince Kur’an’a adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor.

ALLAH MUHSİNLERLE BERABERDİR.

Yüce kitabımız Kuran diyor ki Allah Muhsinlerle beraberdir.
Ankebut suresi 69. Ayette “Şüphesiz Allah, iyilik ve güzelliği huy edinenlerle

Kuran ayetlerinde Muhsin ifadesi birçok yerde geçmektedir.

Kur’an’ın açıkladığı 99 güzel isminden biri de Muhsin olan Cenabı Allah, güzeli ve güzellik sergileyenleri sever. O gerçekten Muhsinlerdendi. Muhsin Başkan güzel bir insandı.

Allah, iyilik ve güzellik insanı olan Muhsinlerle beraberdir. Hiç şüphesiz Yüce Allah, dünyada ve ahirette kötülerle değil, Muhsinlerle/iyilerle beraberdir. Dünyada kiminle birlikte olursak, kıyamet günü de onunla birlikte oluruz.

Rabbimizin yüce kitabında Muhsinleri sevdiğini ferman ettiği ayetlerindeki gibi kendini Allah’a adamış yiğit ve güzel bir insandı Muhsin başkan…

Acımız hale taptaze tarifi mümkün değil acımız hüznümüz devam ediyor Muhsinlerle de hüznümüz Allah’adır bizim…

Kamil bir Müslümandı, feraset sahibi bir liderdi. Biz Allah yolunda, kuran yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin başkanla beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, adam gibi adamla yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere…

“GİZLİ AJANDASI” YOKTU!

Muhsin Yazıcıoğlu’nun “gizli” ajandası yoktur. Açık, şeffaf ve milletiyle dava arkadaşlarıyla iç içe bir bütün olan milli bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu için kişilerin, grupların bekası değil, devletin, milletin bekası, ülkenin yarınları önemlidir.

Muhsin Yazıcıoğlu hiçbir zaman benliğini, nefsini davanın önüne geçirmemiştir. “Ben siyaseti Allah rızası ve içinden çıkmış olduğum Türk Milleti için yaptım" sözünü Muhsin Yazıcıoğlu ağzından asla eksik etmemiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Haksız bir dava uğruna sultanlık yapacağıma, gerekirse haklı davada tek başıma yürürüm!” sözü bizim bağlı olduğumuz en temel esaslardan biridir. Muhsin Yazıcıoğlu, “Kimseye diyet ödemedik! Biz milletle varız, milletimizle var olmaya devam edeceğiz” demiştir.

MAMAK ZİNDANLARINDAN TACEDDİN DERGAHINA

Cumhuriyet tarihi boyunca ölümüyle milyonları ağlatan, hüzne boğan ve ardından dualar, hatimler gönderilen kaç siyaset ve devlet adamı var? Şehit Muhsin Yazıcıoğlu Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık yapmadı. Devleti yönetmedi. Partisi tek başına iktidara gelmedi, hükümet olmadı, ülkeyi yönetmedi.

Türkiye’nin milli direnç merkeziydi, meclisin sigortasıydı. Yetkili ve etkili makamlardan hiç birini işgal etmeden milletin iltifatına mazhar olmak her faniye nasip olmaz. Ama milletimizin çok sevdiği “Muhsin Bey” dediği yiğit liderimiz buna nail oldu. Anadolu’nun bağrından çıkan bu yiğit liderin kahramanca idealist mücadelesi her zaman büyük saygı uyandırdı. Sayısız insan ona sevgi ve hürmet besledi. Onun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep hayran oldu.

Kenanist rejimin işkencelerine, zulümlerine uğrayan Muhsin Yazıcıoğlu millet önderlerine nasip olan bir cenaze töreni ile milyonların dualarıyla uğurlanmıştı.

Yazıcıoğlu’nun cenaze töreni; kalabalığı, kuşatıcılığı, mesajları ve toplumun her kesimini kucaklaması ve her kesime mesaj vermesi açısından çok önemlidir Devleti kuran ilk meclisten bu yana ilk kez millet meclisinde tekbirler duyuldu. Kocatepe Camii’nden Tacettin Dergâhına uzanan yolları, sokakları, caddeleri dolduran milyonlar onun için gözyaşı döktü ve hüsn – ü şahadet etti.

10 YILA YAKIN CEZAEVİNDE YATTI 4. KEZ İDAMLA YARGILANDI

Şehit Muhsin Yazıcıoğlu deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet fedakârlık, vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını verdiği yüce davasına adadı. Her türlü istibdada karşıydı, İstiklal aşığıydı. Çile adamıydı. Davasının çilesini çekti hep.

55 yıllık yaşamında hep ‘Anadolu kimliği’ ile hareket etti. Millî ve manevi değerleri savundu, milletin değerlerine sahip çıktı. Milletin inançlarına, değerlerine saldıran, savaş açanlara karşı, hep milletinin yanında yer aldı.

Muhsin Yazıcıoğlu “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasında idamla yargılandı. Kendi tabiriyle 4 kez idam sehpasından dönmüştü. İdamını isteyen ABD uşağı 12 Eylülcülere meydan okudu. Zulme rıza göstermedi, zalimlere boyun eğmedi. Devletine, milletine küsmedi. İnandığı davadan, ideallerden taviz vermedi.

Şehit liderimiz bir konuşmasında “Ne kaderime küstüm ne devletime küstüm! Çünkü inanmak iman etmek varsa bir şeye bedel neyse katlanıp; Yarabbi kahrında hoş lütfûnda dedik” demişti. Davasına, inanmış bir iman ve ahlak adamı söyler bu sözleri.

DEVLET BİR GÜN LAZIM OLDU O GÜNDE YOKTU!

Milletimizin ve kamuoyunun “suikast” dediği olayın üzerinde tam 11 yıl geçti. Gün olarak 4019 gün geçti. Bu süreçte, bir Cumhurbaşkanı,iki. Başbakan,beş TBMM başkanı, dört. İçişleri Bakanı, iki Dışişleri Bakanı, üç, Mili Savunma Bakanı, iki Adalet Bakanı.altı Genelkurmay Başkanı, beş hava kuvvetleri komutanı geldi geçti, MİT Müsteşarı değişti. Çok sayıda bakan, savcı, hâkim, emniyet müdürü değişti.Ancak liderimizin ve dava arkadaşlarımızın şehit düştükleri elim olay aydınlatılamadı. Tam aksine, dosya karatılmaya, kapatılmaya, örtbas edilmeye çalışılmıştır.

Enkazı devlet değil millet buldu. Devlet bir gün lazım oldu o gün de yanında yoktu. Liderimizin annesi rahmetli Fidan Anamızın: ‘’ Çocuklarım arasında en az onu gördüm. Devlet, millet çağırıyor der giderdi. Oysa o bir defa devleti bekledi, devlet gelmedi.’’ serzenişini aziz milletimiz unutmadı.

SUİKAST KÜRESEL BİR ORGANİZYONLA YAPILDI

Milletimizin ve kamuoyunun “suikast” dediği olayın üzerinde tam 11yıl, gün olarak’ da 4019 gün geçti. Ancak, liderimizin ve dava arkadaşlarımızın şehit düştükleri suikast aydınlatılamadı. Tam aksine, dosya karatılmaya, kapatılmaya, örtbas edilmeye çalışılmıştır. Türk siyaseti ve demokrasisi açısından son derece önemli olan bu olayı aydınlatmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak tarihsel bir görevdir.

Davayı baştan beri takip eden hukukçularımız açıkça ortada Küresel bir organizasyonla işlenen bir “suikast” var diyorlar. Planlı, programlı düşürülen bir helikopter var diyorlar. Dava dosyasındaki deliller, bunu doğrular niteliktedir.

Helikopter düşmedi, düşürüldü. Küresel bir organizasyonla bu suikast gerçekleştirildi. Bu suikastte, asker ve sivil karışımı kriptolar’daişbirlikçilik yaptı. Devletin kılcal damarlarına kadar girmiş orduda, emniyette değişik devlet kurumlarında yer alan her türlü kriptolar ve çok yönlü elemanlar da rol almıştır.

Küresel güçlerin, küresel iblislerin, küresel organizasyonu yerli işbirlikçiler olmadan yapılamaz. Kesinlikle, milletimizin “suikast” dediği bu olayda mahkeme safhalarında da şahit oluyoruz ki; Yüzyılın davası olan bu olayda isimleri geçen bazı şüpheliler, açıkça korunmuş ve ödüllendirilmişlerdir.

SUİKAST DAVASINI ADİ BİR “VAKA” VE “HIRSIZLIK” DAVASI GİBİ ELE ALIYORLAR

Mahkemelerin yerlerinin sürekli değiştirildiği, savcıların, hakimlerin sürekli değiştirildiği, “sanık” olması gerekenlerin “tanık” olduğu, yargılanması gereken askeri ve siyasilerin bürokratların “koruma” altına alınarak korunduğu, zaman aşımı ile dosyanın kapatılmaya çalışıldığı, dava dosyalarının “suikast” olarak değil,“hırsızlık”, adi bir vaka kapsamında alındığı, yüzyılın davasında akıl ve izan dışı işler devam ediyor.

Birçok şüpheli bizzat koruma altına alınarak dönemin siyasileri, bakanları yargılama safhasına, soruşturma safhasına sokulmuyorlar ve dosyaya dâhil edilmiyorlar. Milletin vicdanı ve kamuoyu suikast derken, siyasal iktidarhala “kaza” demeye devam etmektedir.

Türkiye’nin vicdanı ve sigortası olan, bir millet önderi, bir siyasi partinin genel başkanı, meclisin seçkin bir üyesi, hayatını vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne adamış, her türlü bölücülükle, iç ve dış mihraklarla, küresel odaklarla mücadele etmiş, Türkiye sevdalısı, bayrak sevdalısı, vatan sevdalısı milli ve yerli bir lider şehit düşmüş, ancak hükümet, askeri ve sivil bürokrasi ise bu elim olaya lakayt davranmıştır.

HER TÜRLÜ “KRİPTOLAR” MUHSİN YAZICIOĞLU DAVASININ KAPATILMASINI İSTİYOR

Anglosakson çizgisinin Türkiye ve Ortadoğu’daki kirli ve karanlık oyunlarına, İngiliz/Yahudi fitnesine, Atlantik konseyine, dünya çete başlarına meydan okuyan Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. Kapitalist –emperyalist sistemle Atlantik haydutlarıyla, Atlantik işbirlikçileriyle kararlı bir şekilde mücadele eden, BOP’çuların, BİP’çilerin, Atlantikçilerin “İkinci İsrail” projesine” karşı çıkan tavizsiz bir Türk milliyetçisiydi.

Milli ve yerli lider milletin adamı ABD ve İngiltere'den oluşan Anglosakson ittifakı, ve onun Ortadoğu’daki işbirlikçisi İsrail’in bölgedeki oyunlarına ve küresel proje olan BOP,’a BİP’ e net karşı koyan tek liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu hastane köşesinde eceliyle ölmedi. Keş dağlarında şehit edildi.

Kendilerini gizleyen kripto Ermeniler, kripto Yahudiler, Ermeni görüntülü gizli Yahudiler (Pakraduniler) de, Muhsin Yazıcıoğlu’nun terör rejimi İsrail’e ve Siyonizm’e karşı çıkan milli ve İslami tavrından dolayı ona düşmandılar. Her türlü kriptolar, beşinci kol gruplar, bölücüler, kısacası, Türklük ve Türkiye düşmanları Muhsin Yazıcıoğlu davasının çözülmemesini, kapatılmasını istiyor. Türkiye’de yaşanan birçok olayda her türlü kriptolarında parmağı olduğunu, yer aldığını milletçe biliyoruz.

“ELLER SİLAH DEĞİL KALEM TUTMALI”

12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü Gençlik lideriydi Yüzbinlerce Ülkücü gence liderlik ediyordu. Efsanevi Ülkü Ocaklarının (ÜOD,)Ülkücü Gençlik Derneğinin (ÜGD) genel Başkanlığını yaptı. O, zor ve fırtınalı yıllarda ortaya koyduğu liderlikle milli duruşu ve tavrıyla daima örnek olmuş, bir gençlik lideri gibi değil, bir millet lideri gibi hareket etmiştir.

1980 öncesi, ölümün kol gezdiği, namluların kan kustuğu çatışmalı yıllarda Türk gençliğini hep şiddetten çatışmalardan uzak tutmaya çalıştı. Konuşmalarında ve yazılarında “eller silah değil, kalem tutmalı”diyerek, gençliğe tarihi öneme sahip mesajlar verdi.Türk gençliğini, küresel emperyalizme ve onun emrindeki beşinci kol gruplara, iç savaş tahrikçilerine karşı daima uyardı. “Tahriklere kapılmayın, provokasyonlara gelmeyin” dedi.

Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye ve dünya meselelerini çok iyi analiz ediyordu. Türkiye’nin askeri bir darbeye hızla sürüklendiğini, askerlerin Genelkurmay karargâhında darbe hazırlıkları yaptığını, olacak bir darbenin, Amerikancı, NATO’cu bir darbe olacağını ve demokrasinin büyük yara alacağını, ülkenin karanlık bir döneme gireceğini önceden tespit etmişti. Yönelişleri sezen bir başkandı.

Askeri darbe peşinde koşan vesayetçilere karşı toplumu, siyasileri ve ülkeyi yönetenleri uyarmış, demokrasi çağrılarında bulunmuştu..Ufku geniş bir liderdi. “Darbe geliyor” öngörüsünde ve tespitlerinde haklı çıkmıştı. CIA’nın “Bizim Çocuklar” dediği, Amerikancı, NATO’cu Generaller 12 Eylül darbesini yapmışlar, yönetime el koymuşlardı.

AMERİKA’NIN “YENİ DÜNYA DÜZENİ” (YDD) DEDİĞİ EMPERYALİST DÜZENİNE KARŞI ÇIKTI

Muhsin Yazıcıoğlu 12 Eylül 1980 öncesi, yüz binlerce ülkücü gence liderlik eden bir gençlik lideriyken, dünyada ve Türkiye’de devam eden soğuk savaş döneminin kirli ve ülkeleri yakan, yıkan, darmadağın eden yüzüne yakından şahit olmuş ve iki emperyalist devletin, (ABD – SSCB) iki emperyalist askeri paktın (NATO – Varşova) emperyalist paylaşım savaşlarının dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de devam ettirdiğini, soğuk savaş siyasetlerinin insanlık için büyük tehdit olduğunu ifade etmişti.

1947’de başlayan, 1989’da Berlin duvarının yıkılması ve SSCB’nin çökmesiyle, sona eren soğuk savaş yıllarının iki kutuplu dünyasından ABD ve NATO’nun hakim olduğu tek kutuplu bir dünyaya geçilmişti. Girilen yeni dünya düzeninin şifrelerini ilk deşifre eden yine Şehit Yazıcıoğlu idi.

Yeni Dünya Düzeni’nin ABD ve Batı emperyalizminin küresel çıkarlarına hizmet edeceğini, bunun yeni sömürgecilikten başka bir anlamı olmadığını söylüyor, bu konuyla ilgili çok önemli siyasi tespitlerde bulunuyor ve “YDD” (Yeni Dünya Düzeni) tehlikesine dikkat çekiyordu. İç siyasette olduğu gibi dış siyaset tespitlerinde de yanılmayacak ve haklı çıkacaktı.

“Yeni Dünya Düzeni” planının Amerika’nın dünya imparatorluğu peşinde koşan küresel emperyalist düzenin adı olduğunu ilk dile getiren siyasetçilerden biri oldu Yazıcıoğlu…

Yeni Dünya Düzeni ardından Türkiye’yi yakından ilgilendiren BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), BİP (Büyük İsrail Projesi) gibi emperyalist planların merkezinde Anadolu coğrafyasının bulunduğunu, bu projelerin tek amacının Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak, bölmek ve parçalamak, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmek ve terör devleti Siyonist İsrail’i korumak, güvenliğini sağlamak olduğunu ilk söyleyen lider de yine O’ndan başkası değildi.

Muhsin Yazıcıoğlu ezber bozmuştu. Sisteme muhalif ve antiemperyalist çizgisi küresel güçleri de rahatsız etmişti. Yazıcıoğlu, ABD’nin yeni dünya düzeni dediği emperyalist düzene karşıydı. Ortadoğu’da konuşlanan Çekiç Güç vb. karanlık güçlere hep karşıydı. “Topraklarımızda Çekiç Güç’ü istemiyoruz, Çekiç Güç defolsun” diyen, bunu kurulduktan sonra da Meclis’te en sert bir şekilde dile getiren partinin lideriydi.

Muhsin Yazıcıoğlu ABD ve NATO’ya bağımlı bir dış politikanın Türkiye’yi bölgede ABD’nin ileri bir karakolu haline getirdiğini, ABD çıkarlarına hizmet ettiğini düşünüyordu.

KARANLIK GÜÇ “ÇEKİÇ GÜÇ’E KARŞI ÇIKTI. GLADYO’NUN OYUNLARINI BOZDU

12 Eylül faşist askeri darbesine giden yolda, Gladyo elemanları ve uzantıları, ihtilal şartlarını olgunlaştırmak için sansasyonel cinayetler, bombalı katliamlar ve kitlesel provokasyonlar meydana getirmişlerdir. Alevi – Sünni çatışması diye tarihe geçen kanlı Malatya, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum olaylarını tertip etmişlerdir. Bu kanlı olaylarda, CIA ve Pentagon okullarında yetişen, adlarına “barış gönüllüleri” denilen ajanların var olduğu ise yıllar sonra ortaya çıkmıştır.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, Avrupa’da Gladyo tasfiye edilirken Türkiye’de ise Gladyo, çalışmalarını aksatmadan devam ettiriyordu. 1993 sürecinin; suikastlar, provokasyonlar, faili meçhul cinayetler, devlet içinde illegal yapılanmalar ve demokrasi dışı arayışlarla, 12 Eylül 1980 öncesinden farkı yoktu. Gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, emekli ve muvazzaf subaylar, profesyonelce işlenmiş siyasi cinayetlere kurban gittiler.

Körfez Savaşı’nın sona ermesinden sonra, bölgedeki boşluktan istifa eden PKK ise, TSK’ya silahlı eylemler düzenledi. “Kirli Güç” olan Çekiç Güç destekli PKK eylemleri ile birlikte, suikastler de devam ediyordu. 1991 – 1994 yılları arasında Çekiç Güç’e karşı çıkanlar peş peşe suikast ve şüpheli ölümlerle hayatlarını kaybedecekti.

Bingöl – Elazığ karayolunda korumasız yola çıkarılan 33 erimizin şehit edilişi, Sivas, Başbağlar olayları yine 1993 yılının en karanlık olaylarındandır. Karanlık suikastler gibi, 33 er olayı, Sivas olayları (Madımak Yangını) ve Başbağlar katliamı halen aydınlatılamamıştır. İç savaş tahrikçileri, Sivas, Başbağlar, Gazi Mahallesi olaylarıyla Alevi – Sünni çatışması çıkarıp, toplumu cepheleştirmek ve kamplaştırmak istemişlerdir.

Tutarlı ve ilkeli bir siyaset adamı olan liderimiz Yazıcıoğlu, 93 sürecinde ülkede devam eden ötekileştirici, kutuplaştırıcı, cepheleştirici, kirli politikaları yanlış buluyor ve karşı çıkıyordu.

Yazıcıoğlu, bürokratik oligarşi ile irtibatlı militarist kesimlerin ülkemizde “Laik – antilaik çatışması” çıkartarak, BAAS tipi bir dikta rejimi peşinde koştuklarını dile getiriyordu. Yazıcıoğlu, “Darbe dönemleri kapanmalı, antiparlamenterist akımlara karşı toplumun bütün kesimleri, duyarlı olmalı, demokrasiye sahip çıkmalı” diyordu. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya yönelik menfur, karanlık suikastlerin üzerine kararlılıkla gidilmesini, devlet içinde, hukuk dışına çıkan, illegal karanlık yapılanmalarla mücadele edilmesini söylüyordu.

MİLLET’TEN VE DEMOKRASİ’DEN YANA YİĞİT TAVRIYLA TARİH YAZDI

Örtülü darbe süreci ( 93 süreci karanlık yıl 1993) 28 Şubat ve E- muhtıra sürecinindeçok iyi bilinmesi lazım. Bu süreçte siyasete dışarıdan müdahaleler vardı. Yine Türk siyaseti küresel bir plan dahilinde dizayn edilmeye çalışılıyordu.Muhsin Yazıcıoğlu bu süreçtede demokrasiyi milli iradeyi savundu. Darbe peşinde koşanlarla, cuntalarla BAAS çı çevrelerle zihniyetlerle mücadele etti.

4 Şubat 1997’de Sincan’da yürütülen tanklar için Genelkurmay Karargahı’na en sert tepkiyi şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu gösterdi. Milletin adamı. demokrasi savunucusu, Muhsin Yazıcıoğlu, tankların sokağa çıktığı gün bayram eden ve askeri tahrik eden zinde güçleri “Demokraside çözüm asker çağırmak değildir” diyerek uyarıyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu askeri vesayet peşinde koşan çevreleri şu tarihe geçen sözleriyle uyardı “Namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam”. Bu sözleri de, 7 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde manşetten verildi.

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu askeri vesayete ve onun her türlü işbirlikçilerine şunları söylüyordu: Siyaset siyasetçilerin işidir, askerlerin değil. Demokrasilerde Ordunun yeri kışladır.”

Muhsin Başkan, askeri darbe ile yönetime el koyup, BAAS’çı/Nusayrici bir dikta rejimi kurma çabalarına; “Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak. Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek karşı çıkıyordu. BAAS rejimi peşinde koşan Laikçi–Faşistlere, Neomaoculara, kartel medyasına, askeri darbeye çağıran sivil ihtilal kuvvetlerine meydan okuyan tek liderdi.

Ordu içindeki mezhepçi cuntalar 1997 Haziran’ında darbeyi yapmayı planlarken, bir takım siyasiler ve bürokratlar “Darbe olacak” diye yurtdışına çıkma hazırlıkları yaparken, Muhsin Başkan’ın ülkeye ve demokrasiye sahip çıkan tarihi çıkışı darbeyi tersine çevirecekti.

Muhsin Yazıcıoğlu, demokrasiye ve millet iradesine sahip çıkan bilge tavrını, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın kaleme aldığı, açıkça demokrasiye bir müdahale olan, 27 Nisan 2007’deki e–muhtıraya, hükümetten önce karşı çıkarak sürdürmüş ve antidemokratik e–muhtıraya ilk karşı çıkan siyasi lider olmuştur.

DAVAN DAVAMIZ, YOLUN YOLUMUZ , SEVDAN SEVDAMIZ , KAVGAN KAVGAMIZDIR

Hiçbir güç ve odak, Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava arkadaşlarını, Alperen kadrolarını hak yoldan, Kur’an yolundan, millet yolundan döndüremez.

Şehit liderimiz Muhsin Başkan gibi, inançlarımızdan asla taviz vermeyeceğiz. Kula kulluk etmeyeceğiz. Hakkaniyetten ayrılmayacağız. Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun misyonuna sahip çıkacağız, onun söylediği gibi dik duracağız, doğru söyleyeceğiz, düz yürüyeceğiz.

“Muhsin Yazıcıoğlu bizim kırmız çizgimizdir” diyen Aziz milletimiz ve yiğit Alperenler/ Ülkücüler devam eden davanın peşini asla bırakmayacaktır. Kimse bu davayı örtbas edemez, karartamaz, kapatamaz. İhmalleri, kusurları ve suçları olanlar elbette adalet önünde hesap vereceklerdir. Nereye giderlerse gitsinler, nereye kaçarlarsa kaçsınlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, onları bulmak ve mutlaka yargı önüne çıkartmak boynumuzun borcudur.

ÖNDE GİDENLERE SELAM OLSUN

Milletin adamı, adam gibi adam yiğit lider bugün bedenen aramızda değil. Ama maneviyatıyla aramızda ve her zaman bizimle beraber. Onu unutmadık ve unutturmayacağız.

O şimdi ötelerin ötesinde Rahmet Peygamberi Resulü Ekrem Efendimiz Hz. Muhammed'in kanatları altında, peygamber sancağının (Liva-ül Hamd) gölgesinde.

Ey Şehit liderim; gittiğin kutlu belde de ötelerin ötesinde bizden de selam söyle nebiler nebisi, âlemlere rahmet olarak gönderilen, iki cihan serveri Fahr-i Kâinat Efendimiz ( S.A.V) Peygamberimiz( sav) Efendimize

Bizden de selam söyle Uhud’un büyük şehidi Hazreti Hamza’ya Bizden selam söyle şehitlerin efendisi, cennet gençlerinin serdarı, Hz. Hüseyin efendimize.

Bizden de selam söyle Bedir’de Uhud’da Hendek’te şehit düşenlere…

Bizden de selam söyle Anadolu’yu vatan yapanlara, İstanbul’u fethedenlere…

Bizden de selam söyle Çanakkale de, Balkanlarda, Yemen’de, milli mücadelede şehit düşenlere….

Bizden de selam söyle , “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diyerek bir gül bahçesine girer gibi toprağa düşen Yusuf İmamoğlu’na, Süleyman Özmen’e Dursun Önkuzu’ya Recep Haşatlı’ya binlerce Ülkücü şehidimize……

Bizden de selam söyle 12 Eylül cuntası tarafından idam sehpalarında asılarak şehit düşen can ülküdaşlarımız, yiğitlerimiz Mustafa’ya, Ali Bülent’e, Fikri’ye, Halil’e, Selçuk’a, Ahmet’e, Cevdet’e, Cengiz’e …..

Bizden de selam söyle “Vatanım ha ekmeğini yemişim ha uğruna kurşun “diyerek vatan, millet, bayrak için Gabar’da, Kato’da Cudi’de, Ağrı’da, Nemrut’ta, Tendürük’te vb. dağlarda, Kırsal’da, Şehirler’de, sınır ötesinde Irak’ın kuzeyin de,, Suriye’nin kuzeyinde Afrin’de, İdlib’te vb. yerlerde şehit düşen vatan evlatlarına……

Bizden de selam söyle Türkmen ağası Dündar Taşer’e, Türkmen beyi Gün Sazak’a, Büyük Mütefekkir, Türk –İslam ülküsü ’nün mimarı Seyit Ahmet Arvasi Hoca’ya, Yüzyılın büyük şairi üstadAbdurrahim Karakoç ağabeye Ülkücülerin erdemi Galip Erdem ağabeye, hareketimizin fikir mimarlarından Ahmet Er ağabeye Nevzat Kösoğlu ağabeye…..

Bizden selam söyle davamıza öncülük yapmış, unutulmaz büyük hizmetlerde bulunmuş dava arkadaşlarımıza, kardeşlerimize…..

Şehadetinin 11.yıldönümünde şehit liderimizi ve onunla birlikte şehit düşen dava arkadaşlarımızı, rahmetle, minnetle, saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Onları asla unutmadık ve unutmayacağız.

Bu vesileyle bir kez daha haykırıyoruz; Ey Şehit liderim:

Davan davamız, yolun yolumuz, sevdan sevdamızdır.

YAŞASIN TÜRKİYE

YAŞASIN TÜRK MİLLETİ

YAŞASIN ÜLKÜCÜ HAREKET

YOLUMUZ ALLAH YOLUNDA ŞEHİT DÜŞENLERİN YOLUDUR

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.