Hırka-i Saadet, Ramazanın on beşinde gül suyuyla silinirdi

Hırka-i Saadet, Ramazanın on beşinde gül suyuyla silinirdi

Hırka-i Saadet ve Hırka-i Şerif tabirleri, Peygamberimizin(s.a.v.), Ka’b b. Züheyr’e, Veysel Karânî’ye ve Eyle şehri halkına hediye ettiği üç hırka için kullanılmaktadır. Birincisi, Emevîler ve Abbasîler yoluyla Osmanlı Devleti’ne intikal etti. İkincisi, Veysel Karânî’nin sülalesi Üveysîlerin uhdesindedir. Üçüncüsü ise Abbasîler elindeyken Moğol istilâsı esnasında kayboldu.

HIRKA-İ SAÂDET

Mekkeli şâir Kâb b. Züheyr, İslâmiyetin ilk yıllarında Peygamberimiz aleyhinde çok ağır şiirler yazacak kadar putperestti. Daha sonra Müslüman oldu. Bu sefer, 59 beyitlik bir kaside yazdı. Bu kasideyi Efendimizin huzurunda okurken, “Peygamberimizin nûrundan cihân feyz alır” mısraına sıra geldiğinde, Peygamberimiz memnuniyetinin nişanesi olarak sırtındaki hırkayı Ka’b’ın omuzlarına örttü. Bu hadise, şiirin “kaside-i bürde” olarak anılmasına sebep oldu.

Emevî Sultanı Muaviye, bu hırkayı 10.000 dirhem gümüşe satın almak istediyse de şâir satmadı. Vefatından sonra varisleri, iki katına aynı halifeye sattılar.

Hırka, Emevîlerden sonra Abbâslîere intikâl etti. Moğolların Bağdad’ı istilasında Mısır’a kaçırıldı ve Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır’ı fethine kadar burada korundu. 1517’de diğer Emanat-i Mukaddese ile İstanbul’a nakledilerek Topkapı Sarayı’ndaki Has Oda’da muhafaza altına alındı.

ZİYARET GELENEĞİ

Hırka-i Saadet, padişah ve saray erkânı tarafından çeşitli vesilelerle sık sık ziyaret edilirdi. Bu ziyaretlerin en mühimi, her yıl Ramazanın on beşinde yapılan merasimdi. Esaslı bir teşrifatı olan bu merasimden bir gün önce, Hırka-i Saadet Odası’nın temizliği yapılırdı. Sabah namazı vaktinde has odası ağaları ile odaya gelen padişah, önce sabah namazını kılardı. Sonra, Hırka-i Saadet gümüş şebeke muhafazasından hürmetle çıkarılır; başka yere konurdu. Padişah, bizzat temizliğe iştirak eder; gül suyuna batırılmış süngerlerle şebekeyi silerdi. Diğer vazifeliler ise duvar ve pencereleri silerlerdi. Bu hizmet, asırlarca bu şekilde devam etti.

Ertesi gün, önce Ayasofya Camii’nde toplanan devlet erkânı, büyük camilerin imam ve şeyhleri, öğle namazını kılıp Topkapı Sarayı’na geçerlerdi. Kendine mahsus kuralları olan bu merasimin son merhalesi, Hırka-i Saadet’in açılarak öpülmesiydi. Pâdişah, Hırka-i Saadet Odası’na gelince, hasodalılar gümüş şebeke içindeki sandukayı çıkarıp altın kaplı sehpanın üzerine koyarlardı. Sandukanın üç altın anahtarı vardı ve birisi padişahda bulunurdu. İmamların aşr-ı şerif okumasından sonra padişah, besmele ile sandukayı açardı. Sonra, sırayla altın çekmecenin sarılı olduğu yedi bohça açılırdı. Bu çekmece de padişah tarafından, kendisinde duran altın anahtarla açılır ve son bohça ortaya çıkardı. Nihayet, bu bohçanın çözülmesiyle de Hırka-i Saadet görülürdü.

Hırkaya kesinlikle el sürülmezdi. Sağ omuz başına konulan tülbend üzerinden öpülerek ziyaret edilirdi. Hırkanın zarar görmemesi için konulan bu tülbende destimal denirdi. Her öpen destimalini alır; hatıra olarak saklardı. Bu güne mahsus olarak yüzlerce tülbend hazır edilirdi. Tülbendlerin üzerinde, şu kıta yazılıydı:

Hırka-i Hazret-i Fahr-i Rasûle

Atlas-ı çerh olamaz pây-endâz

Yüz sürüb zeyline takbîl iderek

Kıl şefî-i ümeme arz-ı niyâz

Ziyâret müddetince Kuran-ı Kerim okunur; padişah ve sadrazam Hırka-i Saadet’in başında ayakta beklerdi. Ziyaret bitince, yine padişah kendi elleriyle çekmece ve sandukayı kilitler; görevliler de tekrar gümüş şebekeye yerleştirirlerdi.

Bu ziyâretin bir geleneği de hırkanın düğmesinin batırıldığı suyun dağıtılmasıydı. Gümüş tas içindeki gül suyuna batırılan düğme kısmı, el mangalında dikkatlice kurutulurdu. Bu gül suyundan, içme suyu doldurulmuş testilere damlatılır; sonra, testiler hatırlı kimselere hediye edilirdi. Ancak, daha sonraları bazı uyanıklarca gül suyu damlatılmış suların “Hırka-i Saadet Suyu” denilerek satılması üzerine, Sultan 2. Mahmud, bu geleneğe son verdi.

405 ASIR SÜREKLİ KURAN OKUNDU

Yavuz Selim Han, mukaddes emânetleri getirdiği 1517 yılından itibaren Hırka-i Saâdet Dâiresi’nde, 24 saat Kuran okunması geleneğini başlattı. Kırk hâfız, asırlar boyunca hiç ara vermeden Topkapı Saray’ında Kuran-ı Kerim okudu. 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılınca, bu gelenek de sona erdi. 1980 yılında, müzenin açık olduğu saatler dâhilinde yeniden başladı. 1996’dan itibaren de yirmi dört saat boyunca Kur’an-ı Kerim okunmaktadır."

YORUM EKLE