İlker Başbuğ o toplantıları ilk kez anlattı

Sözcü gazetesi yazarı Aytunç Erkin’e röportaj veren 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, ABD’nin Türkiye yaptırımları ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

İlker Başbuğ o toplantıları ilk kez anlattı

İlker Başbuğ, 2004 yılında ABD'nin "Süper Kobra" helikopterin kritik bir parçasını Türkiye'ye vermemesinin dönüm noktası olduğuna dikkat çekerek, "Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar'dı. Bayar'ın önerisiyle yeni bir konsept uygulamasına geçtik. Acil ihtiyaçları satın alacaktık, ancak geri kalan ihtiyacı “teknoloji transferi” ile Türkiye'de yapılacak üretim ile karşılayacaktık. İşte 2004 yılı, bu düşünce çerçevesinde Türk Savunma Sanayi için bir dönüm noktası oldu. Yıllarca sürüncemede kalan Modern Tank, Silahlı Helikopter ve İnsansız Hava Aracı gibi, yabancı ülke üretimine dayanan birçok proje iptal edildi" ifadelerini kullandı.

Başbuğ konuşmasının devamında, "2004 yılının mayıs ayında, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Savunma Sanayi İcra Kurulu Toplantısı'nda söz konusu birçok proje iptal edildi. Böylece MİLGEM, Altay Tankı, Atak Helikopteri ve ANKA İnsansız Hava Araçları gibi birçok özgün projenin önü açıldı. Bu savunma sanayisinde bir dönüm noktası oldu. ABD'nin, bu gelişmeden oldukça rahatsız olduğu ortadaydı" ifadelerini kullandı.

İşte İlker Başbuğ'un o sözleri:

“ABD'NİN YAPTIRIMLARI TBMM'YE GETİRİLMELİ”

– CAATSA yaptırımları ortada… Türkiye bundan sonraki süreçte ne yapmalıdır? Ne yapabilir?

ABD, Türkiye'ye CAATSA uygulamasında bulunarak neredeyse Çin ile Türkiye'yi aynı noktaya getirmiştir. “Hasım” ülke durumuna. Bu vahim bir durumdur. 20 Ocak'ta (ABD'nin yeni Başkanı) Joe Biden göreve başlayacaktır. O ana kadar beklenilmesi doğrudur. Türkiye bu süreçte, ABD'ye karşı alacağı hareket tarzları üzerinde çalışmalı ve konu TBMM'ye de getirilmelidir. CAATSA uygulamalarının sonucunda; kısa vadede Türk Hava Kuvvetleri'nin envanterinde bulunan F-16'ların imkanlarının artırılması (upgrade), yedek parça ve bakım paketleri ihtiyaçlarının nasıl karşılanabileceğine ve orta/uzun vadede ise F-35'lere alternatif çözüm tarzlarının neler olacağına çalışılmalıdır. Netice olarak, CAATSA uygulamaları Türkiye'yi bazı konularda zora sokabilir, ancak Türkiye bazı çıkış yolları bulabilir, fakat ABD'nin karşı karşıya kalacağı sorunlar ve zararların boyutları çok daha fazla olabilir.

– ABD'nin özellikle; 2000'li yılların başından itibaren Türkiye'nin savunma sanayisi alanında giriştiği atılımlardan rahatsız olduğu biliniyor. Bu açıdan Türk savunma sanayisinin bugün geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ASELSAN'IN KURULMASI YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR

1970'li yılların başında, Türkiye'nin ABD'den aldığı silahlara yaptığı harcamanın toplamı, genel içinde neredeyse yüzde ellilere yakındı. Yani dışarıdan aldığı silahların yarıya yakını Amerikan üretimiydi. 1974 silah ambargosundan sonra bu oran ciddi şekilde azaldı. 2000'li yılların başında en az düzeye indi. 1984-1987 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda Savunma ve Araştırma Şube Müdürü görevinde bulundum. O yıllardan beri savunma sanayi konularının içindeyim.

Türkiye'de savunma sanayisinin kurumsallaşma tarihinin bence başlangıcı, 14 Kasım 1975'te ASELSAN'ın kurulmasıdır. 2003-2005 yılları arasında Genelkurmay 2. Başkanı olarak görev yaptım.

Savunma Araştırma Şube Müdürü iken üzerinde çalıştığımız “silahlı helikopter” projesi, yıllar geçmesine rağmen bir türlü sonuçlanamıyordu.

MURAD BAYAR'IN ROLÜ: DÖNÜM NOKTASI OLDU

– Neden sonuçlanamıyordu?

ABD yapımı ‘Süper Kobra' helikopterlerini istiyorduk. Ancak, ABD helikopterlerin “görev bilgisayarı” için gerekli teknolojiyi bir türlü Türkiye'ye vermeyi kabul etmiyordu… 2004 yılıydı. Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar'dı. Bayar'ın önerisiyle yeni bir konsept uygulamasına geçtik. Acil ihtiyaçları satın alacaktık, ancak geri kalan ihtiyacı “teknoloji transferi” ile Türkiye'de yapılacak üretim ile karşılayacaktık. İşte 2004 yılı, bu düşünce çerçevesinde Türk Savunma Sanayi için bir dönüm noktası oldu. Yıllarca sürüncemede kalan Modern Tank, Silahlı Helikopter ve İnsansız Hava Aracı gibi, yabancı ülke üretimine dayanan birçok proje iptal edildi.

ÖZGÜN PROJELERİN ÖNÜ O TOPLANTILARLA AÇILDI

– Projelerin iptali yeni bir konsepte geçiş değil mi?

Aslında, bu hareket tarzı oldukça riskliydi. Yılların emeğine son veriliyor, işe yeni bir noktadan başlanıyordu. O günleri Bayar şöyle anlatıyordu: “İlker Paşa'nın başkanlığında Genelkurmay Karargahı'nda onlarca toplantı yapıldı. Üç aya yakın çalıştık. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül bize açık çek verdi.” Yapılan bu çalışmaları Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de destekledi. 2004 yılının mayıs ayında, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Savunma Sanayi İcra Kurulu Toplantısı'nda söz konusu birçok proje iptal edildi. Böylece MİLGEM, Altay Tankı, Atak Helikopteri ve ANKA İnsansız Hava Araçları gibi birçok özgün projenin önü açıldı. Bu savunma sanayisinde bir dönüm noktası oldu. ABD'nin, bu gelişmeden oldukça rahatsız olduğu ortadaydı.

ABD KONGRESİ'NDEN İZİN YOK

– Özgün proje, bağımsız savunma sanayi demek…

2010 yılına kadar Türkiye, ABD'den MQ-9 Reapers Silahlı İnsansız Hava Aracı alabilmek için çok uğraştı. ABD Kongresi izin vermedi. Peki, ne oldu? Bugün Türkiye silahlı İHA üretiminde ve ihracatında dünyanın belli başlı ülkeleri arasında yer aldı. Bugün Türkiye, savunma sanayi ihtiyaçlarının yaklaşık yüzde 65'ini Türkiye'de üretmektedir. Bu büyük bir başarıdır. Bu başarının arkasında 1975'te ASELSAN'ın kurulmasıyla başlayan ve 2003'ten sonra gittikçe artan bir hizmet, emek süreci bulunmaktadır.

YORUM EKLE