İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Erdem “Bu Karar, Kudüs’ün İşgalidir”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dinler Tarihi Profesörü Mustafa Erdem, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs hamlesinin kan ve gözyaşı coğrafyası Ortadoğu’da yeni gerginliklere sebep olacağını ifade etti. Erdem, “Trump, seçim dönemindeki vaatlerinden olan ABD’nin İsrail Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı alarak ilk adımını attı. Kudüs’ün mevcut yapısının bozulması, sadece Ortadoğu’da değil tüm dünyada barışı bozacağı gibi telafisi mümkün olmayan çatışmaların pimini çekecek bir eylem olacaktır” dedi.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Erdem “Bu Karar, Kudüs’ün İşgalidir”

Mustafa Erdem, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Müslümanların ‘ilk kıblemiz’ olarak tabir ettiği Kudüs’ü baş-kent kabul etmesinin, kutsal toprakların işgali anlamına geleceğini belirten Erdem, sözlerine şöyle devam etti:

“KUDÜS’ÜN İŞGALİ İNSAN HAKLARI İHLALİDİR”

“Kudüs, hiçbir şekilde siyaset malzemesi yapılmamalı, siyaset üstü çözüm aranmalıdır. İslam ülkeleri günlük değil, kalıcı çözüm arayışını gündeminden düşürmemeli, uzun vadeli politika ve çözüm geliştirmelidir. ABD’nin ve İsrail’in Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilanı, “oldu bittiye getirme” niyetinin bir yansımasıdır. ABD ve İsrail’in, FİLİSTİN ve KUDÜS konusundaki politikası 2 adım ileri 1 adım geri şeklindedir.   Her halükarda atılan adımlardan geriye dönüş olmamakta, bu da Filistin’in işgalinin yavaş yavaş gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. ABD ve İsrail, din ve inanç özgürlüğüne saygı duymalıdır. Kudüs’ün işgali bir insan hakları ihlali sayılmalıdır.”

“KUDÜS İLK KIBLEMİZDİR”

Dinler Tarihi Profesörü olan Erdem, Kudüs’ün sadece Müslümanlar değil, Yahudiler ve Hıristiyanlar için de kutsal olduğunun altını çizerek, söz konusu bu kutsal sembolün, İsrail’e başkent yapılmasının din savaşlarına kadar giden bir yolu açtığını kaydetti. Peygamberimiz HZ. Muhammed’in (S.A.V) Mescid-i Aksa ile ilgili hadis-lerini anımsatan Erdem, sözlerine şöyle devam etti:
         “Hadislerde Mescid-i Aksa ile ilgili bilgilere rastlamaktayız. Bunlardan en meşhuru, Hz. Peygamberin “Ziyaret ancak şu üç mescidden birine olur: Benim şu mescidime, Mescidi Haram'a ve Mescidi Aksa'ya” Burada kastedilen ziyaret, ibadet kastıyla özel olarak o mekâna yapılan ziyarettir. Yine bir hadisi şerifte bildirildiğine göre Hz. Peygamber, “Oraya (Mescidi Aksa'ya) gidin ve içinde namaz kılın” demiştir. Hadis ve tefsir kitaplarında yer alan bilgilere göre Hz. Peygamber, Mescid-i Aksa yönüne doğru, on altı ya da on yedi ay namaz kıldı. Hz. Peygamber, Kabe tarafına namaz kılmayı istiyordu. Yüce Allah da şu ayeti indirdi: “Yüzünü göğe doğru çevirip durmanı görüyoruz. Seni hoşnut kalacağın kıbleye doğru yönelteceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve her nerede olursanız olun yüzünüzü onun tarafına çevirin." (Bakara, 2/144)


“TARİHTE TÜRKLER, DİNİ KUTSALLARA SAYGILI DAVRANMIŞTIR”

Kudüs’ün tarihteki ve dinimizdeki yeri ve önemine de değinen Erdem, sözlerini şöyle tamamladı:
“1187’de Selahaddin Eyyubi’nin fethinden 1917 yılına kadar Kudüs’te Türk askeri bulunmuştur. Kudüs’te, Eyyubi ordusunu oluşturan Türk askerleri, ardından Memlükler ve sonrasında 1517 yılından 
itibaren Osmanlı Türkleri ile 700 yılı aşkın bir Türk varlığı vardırb. Türk milletinin Kudüs’e olan ilgisi ve hatırası tesadüf değildir. Kudüs, Türk milletinin mahşeri vicdanında, manevi mirastır.
Türkler, tarih boyunca başka dinlerin kutsallarına hep saygılı davranmıştır. 

Başka din mensuplarının kutsallarının olmasını olağan bir şey olarak görmüş, yadırgamamış, tehdit olarak görmemiştir. Yavuz Sultan Selim Kudüs’ü fethettiğinde, oradaki başka dinlere ait dini mekânlara dokunmadığı gibi, onların korunması için her türlü desteği vermiştir. Onlara tam bir din özgürlüğü tanımıştır. 

Kudüs’teki Hıristiyanlarca kutsal sayılan mekanlarda, farklı Hıristiyan mezhep ve topluluklarının tam bir uyum içinde yüzyıllarca ibadet etmeleri, oradaki görevleri ortak olarak yerine getirmeleri için Osmanlı Devleti her türlü tedbiri almıştır. Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi, Müslümanların ve Hıristiyanların tarihi haklarının yok sayılması anlamına gelmektedir. 
Bu durum insanların en doğal hakkı olan din özgürlüğüne bir saldırı ve kutsala saygısızlıktır.”


 

YORUM EKLE