KKTC için kritik uyarı: Haklarımızın gaspına sessiz kalamayız!

Yeniçağ yazarı Hüseyin Macit Yusuf’tan dikkat çeken KKTC uyarısı geldi.

KKTC için kritik uyarı: Haklarımızın gaspına sessiz kalamayız!

Yeniçağ yazarı Hüseyin Macit Yusuf’un “Haklarımızın gaspına sessiz kalamayız!” Başlıklı yazısı şu şekilde:

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs etrafındaki denizlerde Anavatan Türkiye'nin bir süre önce izlediği proaktif ve haklarımıza sahip çıkan siyasetinin yerine, ürkek ve çekingen bir siyaset yürütmeye başladığını, sahada yapması gerekenleri yapmadan sessiz ve hareketsiz kaldığını üzülerek izlemekteyim.. Rum-Yunan ikilisinin Türkiye'nin hak arayışlarını Avrupa Birliği'nin dikkatine getirmesi sonrasında, olası yaptırımlardan çekinildiğini ve buna göre geri adım atıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Avrupa Birliği, Ege ve Doğu Akdeniz'deki sorunları ele almak amacıyla Türkiye ile Yunanistan'ın 5 yıl aradan sonra başlattıkları istikşafi görüşmeler ve Ankara'dan son dönemde gelen yumuşama sinyallerinin adından geçen yıl Aralık ayında gündeme getirdiği yaptırımları şimdilik gündemine almadı.

13 Aralık'ta toplanan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nin toplantısında Türkiye'ye yönelik yaptırımlar konusunda karar çıkmazken, 16 Aralık'ta bir araya gelen AB Liderler Zirvesi'nde ise Türkiye'ye yaptırım konusu gündeme dahi gelmedi. AB Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye'nin Maraş bölgesindeki sözde yasa dışı faaliyetleri ele alındı. Hatırlanacağı üzere toplantı sonrasında AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell açıklamasında, AB üyesi ülkelerin, Avrupa Birliği'nin seçenekler belgesi içerisinde yer alan seçenekleri değerlendirme ve kapalı Maraş bölgesindeki Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin tek taraflı faaliyetlerine dahil olan kişi ve kuruluşlara karşı özel yaptırım rejimi uygulanması hazırlığının da daimi temsilcilere (COREPER) havale edilmesi konusunda mutabık kaldığını söylemişti.

Görüldüğü gibi Türkiye'nin geri adımları ve yumuşaması neticesinde AB'den yaptırım kararı çıkmazken Rum tarafı ise bildiğini okumaya devam etmekte, enerji siyasetini ileriye taşımaktan,yeni anlaşmalar imzalamaktan çekinmemektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Akdeniz'de ilan ettiği sözde münhasır ekonomi bölgesi içerisinde 5. parseldeki hidrokarbon arama lisansına ilişkin ExxonMobil ve Katar Petrolleri şirketler ortaklığı ile 'Arama ve Üretim Paylaşımı Sözleşmesi' imzalandı. Anlaşma çerçevesinde şirketlere bölgede arama yapmaları için lisans verildi. Bu arada Türkiye'nin adet yerini bulsun diye yaptığı itiraz ve uyarılara rağmen ABD'li enerji şirketi ExxonMobil ve partneri Katar Petrolleri, Kıbrıs adası açıklarında 10.parselde sondaj çalışmalarına başladı. Daha önceleri Rumların bu tür hamlelerine yanıt olarak Türkiye, Fatih ve Yavuz sondaj gemilerini Türk savaş gemilerinin korumasında Akdeniz'e göndermişti; bu kez bölgede tek bir Türk gemisinin olmaması benim gibi birçok duyarlı kardeşimizi endişelendirmektedir. Bölgedeki gelişmeler KKTC Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı açıklama ile geçiştirilmemelidir...

KKTC Dışişleri Bakanlığı açıklamasında "Rum tarafının bu faaliyetlerine devam etmesi karşısında ana vatan Türkiye ile birlikte bölgedeki hak ve çıkarlarımızı kararlılıkla muhafaza etmeyi sürdüreceğiz." uyarısı yapmış olmasına rağmen hak ve çıkarlarımızın nasıl korunduğu ise kafalarda soru işareti oluşturmaktadır. Bu konuda hassasiyet gösteren Müstafi Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı ve Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz'in görüş ve uyarılarını paylaşmak istiyorum. Amiral Yaycı şunları söylemekte ve yol göstermektedir: "Türkiye ve KKTC'nin egemenlik haklarını yok sayan bu gelişme neticesinde Türkiye'nin deniz egemenliği ve uluslararası hukuktan doğan hakları bir kere daha yok sayılmış vaziyettedir. Doğu Akdeniz'de GKRY tek taraflı olarak 13 parsele ayırmıştı. Bu 13 Parsel Türkiye ve KKTC'nin deniz yetki alanlarını ve egemenliğini ihlal ederek, Türkiye ve KKTC'nin Doğu Akdeniz'deki haklarını gasp eder vaziyettedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin yapması gereken hamleler ve önlemleri şu şekilde sıralamak mümkündür; Arama ve sondaj gemilerimiz gasp edilen Mavi Vatan alanlarında faaliyetlerde bulunmalıdır. Türkiye, Doğu Akdeniz politikasını, çıkar ve menfaatlerini maksimize edebilmek açısından alternatifleri çoğaltan dış politik hamlelerle genişletmelidir. Başta Filistin özelinde olmak üzere Doğu Akdeniz'de Libya-Türkiye Anlaşması benzeri bir kazanımı ortaya koyabilecek diplomatik yöntemler geliştirilmelidir. Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklarının deniz yetki sınırlandırma anlaşmaları ile genişletilmesi oldukça önem arz etmektedir."

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ise şu tespitlerle uyarmaktadır: "Kıbrıslı Rumların sözde 10 no'lu lisans sahası Mavi Vatan dışındadır. Ancak orada Rumlarla eşit statüde KKTC'nin vazgeçilmez hakları vardır. Onların hakkını korumak Ankara'nın görevidir. Sözde 5 nolu sahanın büyük bölümü Mavi Vatan'dır. Sahada sismik ve sondaj hamlesi şarttır."

YORUM EKLE