"Mesajı, seçim gecesi sürpriz olarak almak şart mı?"

Karar yazarı Yıldıray Oğur, Erdoğan’ın, ulusal medyada yazılınca tahammül edemediği eleştirileri seçim gecesi mesaj olarak almasını köşesine taşıdı.

"Mesajı, seçim gecesi sürpriz olarak almak şart mı?"

Suruç’ta yaşanan olayı örnek veren Oğur, yerel basının gerçeği yazdığını ama seçimden önce yazanları bozgunculukla suçlayan iktidar medyasının, seçimden sonra aynı şeyleri yazmaya başladığını kaydederek şöyle devam etti:

“Hatta Suruç olayı gibi olaylarda iktidara yakın medya, toplumun tepkilerini yansıtmak bir tarafa, tam tersine olayı örtbas eden bir dille yayınlarına devam ederek, tepkilerin büyümesine neden oldu. Cumhurbaşkanı Urfa’da sorumlulara hesap sorulacağı mesajını vermese tepkiler sandığa daha net de yansıyabilirdi. Yani günün sonunda toplumun eleştirileri, şikayetleri yani mesajı yerine ulaşmamış oldu. Bunu yapması gereken medya eleştirileri ve şikayetleri görmezden gelmeyi, böyle toplara girmemeyi, propagandayı seçti ama o eleştiriler ve şikayetler ortadan kaybolmadı. Hatta bu örtbas o şikayetlerin giderilmesini, dillendirilmiş olmakla tepkilerin boşalmasını, temsil hissiyle insanların rahatlamasını engelledi. Ve sonunda da kimseye duyurulamayan, medyada temsil edilmeyen o eleştiriler ve şikayetler gizli bir kabinde oy vermenin güvencesiyle sandıktan çıktı.”

Sandıkta belli olan tahribatın, eleştirel bir medyadan, sorunların üzeri örtülmeden tartışılmasından doğacağı düşünülen tahribattan büyük olduğunu da vurgulayan Oğur, mesajı seçim gecesi sürpriz olarak almak yerine, seçimden önce kontrollü olarak almak sadece ülkenin değil, siyasetçilerin de her zaman menfaatine olduğunu kaydetti.

Yıldıray Oğur’un yazısı şöyle:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim zaferi için çıktığı AK Parti’nin balkonunda kendi oyunun 10 puan altında çıkan AK Parti oyu için şöyle dedi: “Milletimizin sandıkta partimize verdiği mesajı da aldık. Önümüzdeki dönem, milletimizin karşısına tüm bu eksikliklerimizi tamamlayarak çıkacağımızdan emin olunuz.”

295 milletvekiliyle Meclis’te çoğunluğu kaybeden ve MHP’yle koalisyon kurmak zorunda kalacak AK Parti, 1 Kasım 2015 seçimlerine göre 11 il dışındaki (Edirne, Hakkari, Şırnak, Siirt, Tunceli, Kars, Mardin, Van, Ağrı, Bitlis, Ardahan) 70 ilde ve yurtdışında oy kaybetti. Meşhur kullanımıyla oylarını artırdığı ‘bölge’ illerinde de (Tunceli, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Gaziantep, Hakkari, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Van) 24 Haziran’da Cumhur İttifakı’na çıkan toplam oylar, 16 Nisan referandumunda bu illerde çıkan Evet oylarının altında kaldı. (Rakamlar @rojesir)

***

1 Kasım genel seçimlerine göre AK Parti seçmen sayıları artmasına rağmen İstanbul’da 500 bin, Ankara’da 240 bin, Konya’da 155 bin, Bursa’da 100 bin, Kayseri’de 100 bin, Urfa’da 75 bin, Samsun’da 75 bin, Kocaeli’nde 55 bin, Ordu’da 48 bin, yurtdışında ise 292 bin oy kaybetmiş görünüyor. (Rakamlar @sevketzaim)

Tabii ki 16 yıllık bir iktidar partisinin oy kaybetmesi için pek çok sebep olabilir. Bu sebeplerin bir kısmı ulusal politikalarla ilgiliyken, bir kısmı da yerel dinamiklerle açıklanabilir. Neyse ki yerel gazeteler, ulusal gazetelerden daha özgür, açıp okuyunca sorunların nerelerde olduğu daha rahat görülebiliyor. Örneğin Urfa’daki yerel basın tarandığında AK Parti’nin bölgedeki kalesindeki bu oy kaybının arkasındaki sebepler olarak Suruç’ta yaşanan olay ve devletin ilk verdiği tepki, Ceylanpınar Belediye Başkanı’nın tehditvari açıklamaları, Bakan Fakıbaba’nın bazı gafları ve DEDAŞ (Dicle Elektrik) ile yaşanan sorunlar gösteriliyor.

Yine Ordu’daki yerel medyaya göre burada yaşanan oy kaybının arkasında fındık fiyatı, listeler ve Ordu belediye başkanıyla ilgili şikayetler var. Konya’da listelere, özellikle şikayetçisi çok olan belediye başkanının listede ikinci sırada gösterilmesine, il başkanının aday yapılmak üzere istifa ettirilip listeye alınmamasına tepkiler sandığa yansımış. Ankara ve İstanbul’daki il başkanlarının da (15 Temmuz direnişinde en önde olan) istifa edip aday olmalarına rağmen listelerde yer bulamamaları teşkilatlarının motivasyonunu düşürmüş. Diğer şehirlerde de başta listeler olmak üzere bazı ulusal ve yerel siyasetlere yönelik tepkiler sandığa yansımış, tepki oyları Cumhurbaşkanı Erdoğan’a desteği düşürmezken, milletvekilliği seçiminde ittifak ortağı MHP’ye kaymış. Rakamlardan bunu açık olarak görmek mümkün.

Sandık sonuçları ortaya çıktıktan ve Cumhurbaşkanı’nın “mesajı aldık, gereğini yapacağız” açıklamasından sonra bu şikayetlerin bir kısmı sosyal medyada ve bazı iktidara yakın gazetelerde yazılmaya başlandı. Peki sandıkların açılmasıyla ortaya çıkan bu şikayetler, seçimlerden önce, seçim kampanyası sırasında medyada kendine yer bulabilmiş miydi? Yerel medyada evet ama ulusal medyada şikayetler bir tarafa, özellikle iktidara yakın gazetelerin ve televizyonların bu büyük oy kayıplarının yaşandığı illerde tuttukları seçim nabızlarında bile bu herkesin dillendirdiği şikayetlerin hiçbirinin bahsi geçmemişti. Bu şikayetleri dillendirenler ise bozgunculukla suçlandı.

Hatta Suruç olayı gibi olaylarda iktidara yakın medya, toplumun tepkilerini yansıtmak bir tarafa, tam tersine olayı örtbas eden bir dille yayınlarına devam ederek, tepkilerin büyümesine neden oldu. Cumhurbaşkanı Urfa’da sorumlulara hesap sorulacağı mesajını vermese tepkiler sandığa daha net de yansıyabilirdi. Yani günün sonunda toplumun eleştirileri, şikayetleri yani mesajı yerine ulaşmamış oldu. Bunu yapması gereken medya eleştirileri ve şikayetleri görmezden gelmeyi, böyle toplara girmemeyi, propagandayı seçti ama o eleştiriler ve şikayetler ortadan kaybolmadı. Hatta bu örtbas o şikayetlerin giderilmesini, dillendirilmiş olmakla tepkilerin boşalmasını, temsil hissiyle insanların rahatlamasını engelledi. Ve sonunda da kimseye duyurulamayan, medyada temsil edilmeyen o eleştiriler ve şikayetler gizli bir kabinde oy vermenin güvencesiyle sandıktan çıktı.

***

Sonuçta bu tepkilerin sandıktan çıkmasıyla meydana gelen ve geri döndürülmez tahribat, eleştirel bir medyadan, sorunların üzeri örtülmeden tartışılmasından doğacağı düşünülen tahribattan büyük oldu. Yani mesajı seçim gecesi sürpriz olarak almak yerine, seçimden önce kontrollü olarak almak sadece ülkenin değil, siyasetçilerin de her zaman menfaatinedir. Var olan bir sesi rahatsız edici olsa da duymak, hiç duymamaktan daha güvenlidir.”

YORUM EKLE