Polisin, TSK’nın uçağını, tankını, topunu kullanması ne anlama geliyor

Polis, TSK’nın uçağını, tankını, topunu neden kullanacak? Erdoğan’ın kararı ne anlama geliyor? Oda TV'ye konuk yazar olan E. Emniyet Müdürü Yusuf Fidan yazdı...

banner311
Polisin, TSK’nın uçağını, tankını, topunu kullanması ne anlama geliyor

Ülkenin gerçek sorunlarının ve bunların çözümlerinin konuşulamadığı bu dönemde önemli bir mevzuat değişikliği, hak ettiği ilgiyi kamuoyunda fazla göremedi. 5 Ocak 2021 günü Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “Türk Silahlı Kuvvetleri, Millî İstihbarat Teşkilatı Ve Emniyet Genel Müdürlüğü Taşınır Mal Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” değişikliği yayımlandı.

Bu yönetmenliğin 21. Maddesine; “Milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda veya emniyet ve asayişin zorunlu kıldığı diğer hallerde, idareler taşınır mallarından taşıt dâhil diğer idarelerce ihtiyaç duyulan malları, … ilgili Bakanın onayı ile herhangi bir şarta bağlı olmaksızın birbirlerine bedelsiz devredebilir” fıkrası eklendi. Böylesi çok önemli bir değişiklik yasa ile değil, iki satırlık bir idari kararla yapıldı bitti.

En anlaşılır hali ile ne getiriyor bu yeni düzenleme? Gerekli görülen durumlarda TSK, Emniyet, Jandarma, Sahil Güvenlik ve MİT kurumları envanterlerinde bulunan araç, gereç, silah ve mühimmatları bakanlık olurları ile birbirlerine devredebilecekler. Bu kurumlar içinde en donanımlı ve güçlü olan Silahlı Kuvvetlerden diğer dört kuruma koşulsuz ve geri dönüşsüz envanter devrinin önü açıldı.

ENVANTER DEVİR KOŞULLARI ÇOK MUĞLAK

Önce bu eklenen yönetmelik maddesini anlamaya çalışalım. TSK’nın araç, gereç ve her türlü silahının MİT ve kolluk kuvvetlerine devri için aslında katı zorunluluk koşullarının aranmayacağı anlaşılıyor. Ayrıca devredileceklerde bir sınır çizilmemiş; tank, top her şey dâhil olabilir. Düzenlemede envanter devri için “milli güvenlik, kamu düzeni, terör…” gibi koşullar sıralanıyor gibi görülse de, cümle devamında “toplumsal olaylarda… emniyet ve asayişin zorunlu kıldığı diğer hallerde…” denilerek kapsam iyice genişletiliyor.

Bu ‘asayişin zorunlu kıldığı diğer haller’ koşulu oldukça muğlâk ve karar idarenin geniş takdir ve yorumuna açık bırakılmış. Düzenlemenin, ülkede hemen her gün yaşanabilecek tüm muhalif toplumsal hareketlilikleri kapsayabileceği görülüyor. Anayasal hak olan toplanma, yürüyüş ve basın açıklaması gibi eylemler “emniyet ve asayişin bozulduğu toplumsal olaylar” olarak değerlendirilip zor kullanılarak bastırılmıyor mu zaten?

KOLLUĞUN GÜÇ VE SİLAH KULLANIMI KADEMELİ OLMALIDIR

Ordu ülke savunmasında gerekli gördüğünde ağır silahlarının tamamını gerektiği oranda ve miktarda kullanır, herhangi bir yasal orantılı güç kullanımı zorunluluğuna tabi değildir. Ancak kolluk güçleri görevlerini yerine getirirken yasanın emrettiği orantılılık esasına göre kademeli zor kullanma yetkisine sahiptir.

Polis, Jandarma ve Sahil Güvenlik birimleri Polis Vazife Salahiyet Kanunu’nun 16. maddesine göre zor ve silah kullanma yetkisine sahiptir. Bu maddede “kolluk, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir” deniliyor. Görülüyor ki silah ancak gerekli kanuni zorunluluklar oluşunca ve direnci etkisiz kılacak ölçüde ve kademeli kullanılabiliyor, doğrudan değil.

Bu yasal düzenleme (PVSK) dışında genel anlamda kolluğun zor kullanma yetkisi yoktur. Yasanın bu çerçevesi uygulamada çoğu zaman polis lehine zorlansa da, kullanılan tedbirlerin ‘kademe sırası’ bazen şaşırsa da, sonuçta polisin görevi ve yetkisi bu çerçeveyi aşamaz.

POLİSİN SİLAH ENVANTERİ YETERSİZ Mİ

Şimdi şu önemli soruyu sormamız gerekiyor. Şu ana kadar yaşanan hangi terör ve/veya toplumsal olaya müdahalede kolluk bedeni gücünü, maddi gücünü ve yetmeyince silahlarını kullanmış da bunlar direnci kırmaya yeterli olmamış acaba?

Terörle mücadele kolluk birimleri kırsalda veya şehirlerde ihtiyaçları olan en modern silah, araç ve gereçlerle zaten donatılmış durumdadır. 25 Temmuz 2016’da çıkartılan KHK ile polise hem Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın ağır silahlarını kullanma yetkisi verilmiş hem de 28 Şubat döneminde elinden alınan ağır silahları da iade edilmişti.

Bu durumda, şu ana kadar bu denli vahim bir olay yaşanmamışsa da gelecekte olası bir durumda ordunun ağır silah, araç ve gereçlerine ihtiyaç duyulacağı öngörülmüş olmalıdır! Mantıken başka olasılık kalmıyor, değil mi? Polis, Jandarma, sahil Güvenlik ve MİT teşkilatları umarız Silahlı Kuvvetlerin ağır silah, araç ve gereçlerine hiçbir zaman ihtiyaç duymazlar. Ama gelecekte nasıl olaylar yaşanacağı öngörülüyor ki bu düzenleme yapıldı acaba?

SİVİL SİLAHLANMA VE İÇ KARGAŞA ENDİŞESİ

Özellikle 15 Temmuz 2016 FETÖ’cü darbe girişimi sonrası sivil silahlanmaya teşvik ve olası iç kargaşalara hazırlık çerçevesinde dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Daha önce de bazı yazılarımda bu konuları ele almıştım. Bu son yönetmelik değişikliğini, aşağıdaki kronolojik gelişmeler arasındaki ilintilere kapsamında ele alınca, konunun daha anlaşılır olacağını düşünüyorum.

* 17 Temmuz 2016; darbe girişiminden iki gün sonra Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şeref Malkoç: "Milletin meşru müdafaa hakkı için milletimizin ruhsatlı silah almasının önü açılacak” dedi.

25 Temmuz 2016; 28 Şubat 1997 döneminde polisin elinden alınan ağır silahlar iade edildi. Ayrıca polise Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın ağır silahlarını kullanma yetkisi verildi.

* 30 Temmuz 2016; Milli Savunma Bakanı Fikri Işık “15 Temmuz’da kayıp mermi ve silah olabilir” dedi. Aynı günlerde Ankara’da bu kayıp MP-5 silahlardan birisi bir cinayette kullanıldı.

* 17 ağustos 2016; Cumhurbaşkanı Erdoğan SADAT'ın kurucusu emekli paşa Adnan Tanrıverdi’yi başdanışman olarak atadı. SADAT kamplarında suikast ve gayri nizami harp teknikleri eğitimleri verildiği basına yansıdı.

* 24 Haziran 2017; Cumhurbaşkanlığı Arşiv Müdürü Muhammet Safi sosyal medya hesabından “Her eve bir otomatik tüfek ve 1000 mermi projesi şart” paylaşımını yaptı.

* 17 Temmuz 2017; İç İşleri Bakanlığı tüm ruhsatlı silahlara yıllık 200 adet olan mermi satın alma iznini 1000 mermiye çıkartan düzenlemeyi yaptı.

* 20 Aralık 2017; Kamuoyunda “İç savaş Kararnamesi” diye anılan 696 sayılı KHK ile “15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler kapsamına sokulacak girişimlerin bastırılması kapsamında hareket edecek sivillerin hiçbir sorumluluğu olmayacağı” hususu düzenlendi.

* 12 Ocak 2018; HÖH (Halk Özel Harekat) genel başkanı Fatih Kaya Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’ın cihad ilan ettiğini, bir yılda 22 ilde 7 bin üyeye ulaştıklarını, devletin verdiği tüm görevler için hazır olduklarını açıkladı.

* 02 Mart 2018; İçişleri Bakanlığı’nın faaliyet raporuna göre vatandaşın ruhsatlı silahlarında “silahım kayıp oldu” beyanı sayısında son 3 yılda 7 kattan fazla artış olduğu açıklandı.

* 08 mart 2018; CHP Milletvekili Mehmet TÜM’ün ‘kayıp silahların araştırılması’ için Meclis’e taşıdığı araştırma önergesi AKP’li oylarıyla reddedildi.

* 24 Haziran 2018; genel seçim sonuçlarının açıklandığı akşam binlerce AKP’li tüm şehirlerde her tür silahlarla saatlerce havaya ateş ederek zafer kutlamasına etkin bir adli işlem yapılmadı.

* 3 Şubat 2019; Sedat Peker Ataşehir’de yaptığı konuşmasında Cumhur İttifakı'na destek ve silahlanma çağrısı yaptı, "Bu ülkenin evlatları da bu ülkenin sokaklarını koruyacaklar" dedi. Bu sözlerde adli suç unsuru bulunmadı.

* 2 Ocak 2020; Ankara'da düzenlenen Şehir ve Güvenlik Sempozyumu'nda konuşan Erdoğan “Artık şehirlerimizin dış güvenliğini surlar ve hendeklerle koruyamayacağımız, içerideki düzeni de sadece kolluk gücüyle sağlayamayacağımız bir yere gelmiş durumdayız” dedi.

* 22 Ocak 2020; Yeni Bekçilik kanun teklifi meclise sunuldu. Pandemi arası sonrası 11 Haziran 2020’de meclisin ilk çıkardığı yasa bu oldu. Bekçilere, bazıları polis de bile olmayan geniş yeni yetkiler verildi.

* Son 13 yılda ülke nüfusu yüzde 20 artarken (70 milyondan 84 milyona), polis sayısı yüzde 60 oranında (187 binden 323 bine) arttı. .

* AB ülkelerindeki genel kolluk sayısı son 10 yıl içinde yüzde 3.4 azalarak toplamı 1.6 milyona indi. Türkiye’de ise bu sürede sayı yüzde 36 oranında artarak 530 bine ulaştı. Bizde kişi başına düşen polis sayısı AB ortalamasının yaklaşık iki katı oldu.

Bu gelişmeleri dikkatle takip edenler ülkede bireysel silahlanmanın teşviki yanında kolluğun yetkileri, sayıları ve her tür silah donanımlarındaki olağan dışı artışı görüyor ve kaygı duyuyorlar. Keskin siyasal kutuplaşmaya paralel gelişen, neredeyse bir savaşa hazırlık gibi görülen tüm bu gelişmelerin makul açıklamaları varsa, bunları öğrenmek kaygıları giderecek ve toplumu rahatlatacaktır.

E.Emniyet Müdürü Yusuf Fidan

Odatv.com

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.