Şevki Yılmaz zihniyetine “tarih metodu” dersi!

Hürriyet yazarı Taha Akyol, Şevki Yılmaz’n Merkez Bankası eleştirisi örneği üzerinden “resmi tarih”e karşı “öbür resmi tarih” geliştirildiğini iddia etti.

Şevki Yılmaz zihniyetine “tarih metodu” dersi!

Akyol, Şevki Yılmaz’ın Merkez Bankası hakkında söyledikleri üzerinde durmaya değmeyeceğini ama tarihe bakış açısından mühim bir örnek olduğunu ifade etti.

ŞevkiYılmaz’ın eleştirisinin tarih hakkında fikir yürütmek değil, ideolojik bağnazlık olduğunu ifade eden Akyol, Yılmaz’ın Özal’a “papaz”dediğini hatılatarak amacın demokrasi, hukuk, ifade özgürlüğü değil, ideolojik ajitasyon olduğunu kaydetti.

İşte Taha Akyol’un bugünki yazısı:

  “Türkiye'nin iki yakası arasındaki hastalıklı savaşın alanlarından biri tarihtir. Bir “resmi tarih” vardır, bir de “öbür resmi tarih” geliştiriliyor.

İşte, Şevki Yılmaz, 1930 yılında Merkez Bankası’nın kuruluşundaki “Yahudi oyunları”nı anlatıyor!

Sosyal medyada dolaşıyormuş, bir dostum gönderdi; işin aslı nedir diye.

Belki üzerinde durmaya değmez ama “tarihe bakış” gibi çok ciddi bir meseleyi ele almak için örnek bir konudur bu.

KOMPLO TEORİSİ

Biliyorsunuz, bizim Merkez Bankası’nın resmi adı “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”dır, “Türkiye Cumhuriyeti” Merkez Bankası değildir.

Niye böyle? Şöyle anlatıyor:

“Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ne ait değil, devlete ait değil. CHP 1931’de bu bankayı şirket olarak kurdu. Devletin hissesi yüzde 15... Yüzde 85’i diğerlerinin...”

Kim onlar?

“Sabataistler, Türk isminde Sabataistler... Abdülhamid’i tahttan indiren aileler, başta malum İngiltere’deki Rockfeller’in Türkiye’deki temsilcileri...”

Sözlerindeki maddi hatalar bir kenara, tarihi gerçeklere tamamen aykırı, ideolojik amaçlı bir uydurmadır bu anlatım.

‘CUMHURİYET BANKASI’

Evvela, Başbakan İsmet Paşa’nın imzasıyla Meclis’e sunulan 28 Mayıs 1930 günlü kanun tasarısında bankanın resmi adı “Cumhuriyet Merkez Bankası”dır, “Türkiye” kelimesi yoktur.

Dünya ekonomisi çöküntü halindedir, Merkez Bankası para politikalarıyla TL’nin değerini korumaya çalışacak, döviz, altın ve tahvil hareketlerini düzenleyecektir.

Bunun için hem iç hem dış piyasalarda güvenilir bir kurum olması şarttır, bugün olduğu gibi.

Hükümet dışı bir kurum olduğunu göstermek için “Cumhuriyet MB” denilmiştir.

Meclis İktisat Komisyonu, 7 Haziran 1930 günlü raporunda “dış ekonomi çevrelerinde daha net ve kesin bilinmesi için” bankanın başına “Türkiye” kelimesini koydu, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” (TCMB) oldu.

Resmi metinlerde ve 11 Haziran’daki Meclis görüşmelerinde “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Devlet Bankası, Cumhuriyet Bankası” gibi isimler de geçer.

Kurum yeniydi, ismi yerleşmemişti.

KURUMSAL GÜVEN FAKTÖRÜ

Yeni kurulan bu bankanın güvenilir olmasına öyle bir ihtiyaç vardır ki, kanun tasarısındaki “hükümet” kavramı yerine Meclis’te “devlet” kavramı konuldu.

Evet, TCMB anonim şirkettir, yani hükümet organı değildir.

Hâkim hisseler tamamen devlete ve Türk bankalarıyla Türk şirketlerine aittir. Sadece (C) grubu denilen hisseler yabancı banka ve ayrıcalıklı şirketlere ayrılmıştır; bankanın çalışmasını içeriden görerek siyasi değil, iktisadi rasyonalizmle hareket ettiğine güvenilsin diye.

Amaç, böyle geniş tabanlı bir kuruluşla bankaya güveni arttırmaktı.

1930 Buhranı dünyayı ve Türkiye’yi cayır cayır yakarken TCMB’nin güvenilirliği hayati derecede önemliydi.

“İtimat” (güven) kavramına ne kadar önem verdiklerini görmek için İsmet Paşa’nın 17 Haziran’da Meclis’te yaptığı konuşmayı okumak lazımdır!

İDEOLOJİK BAĞNAZLIK

Tarih üzerine fikir yürütmek için nasıl araştırma yapmak ve bir bu kadar önemlisi de mutlaka “tarih metodu”na vakıf olmak lazım, görüyor musunuz?

Komplo teorileri uydurmak hele de siyasi provokasyon yapmak ise çok kolay...

Ve maalesef daha etkili!

Şevki Yılmaz, rahmetli Turgut Özal’a “papaz” diyen adamdır.

Böyle bir kafa!

Cumhuriyet tarihinde, özellikle hak ve hürriyetler konusunda elbette eleştirilecek yönler vardır. Fakat bu eleştiriler ideolojik kasıtla yapılıyor; günümüzde demokrasi, hukuk ve ifade özgürlüğü gibi konularda bilinç geliştirmek için değil.

Zaten amaç da özgürlük değil, ideolojik ajitasyon...”

YORUM EKLE