Suriye’deki en kötü krize hazır mıyız?

Hürriyet yazarı Sedat Ergin, Türkiye’yi bekleyen tehlikeli göç ihtimalini kaleme aldı. kaleme aldı.

Suriye’deki en kötü krize hazır mıyız?

Esad rejiminin, Astana sürecinde gerilimin düşürülmesi kararı alınan İdlib’i sıcak bir çatışma alanına döndürmeye başladığını kaydeden Ergin, BM’in Suriye’den sorumlu insani yardım koordinatörü Panos Moumtzis’in dikkat çektiği gibi bu çatışmanın bölgedeki 2,5 milyon insanı Türkiye sınırına yöneltebileceğininaltını çizdi.

Moumtzis’in, “Suriye’de en kötü krizi henüz görmemiş olabiliriz.” sözlerinin önemini vurgulayan Ergin, Esad’ın, sırf muhaliflere destek olduğu için Türkiye’den intikam almak adına bunu yapabileceğini de ifade etti. Çünkü bu grupların sınırımıza yığılması Türkiye’yi büyük bir sıkıntıya düşürecek.

Sedat Ergin’in bugünki köşe yazısı şöyle:

Suriye’de savaş cephesinden dün gelen haberler, muhaliflerin üslenmiş olduğu İdlib’in güneyde en uç noktasındaki El Latamina kasabası ile hemen doğusundaki Markabah köyünün Esad rejim güçlerinin topçu ateşi altında kaldığını gösteriyordu.

Cephedeki bu gelişmenin Türkiye’yi ilgilendiren yönü, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Murak’ta kurduğu dokuzuncu gözlem noktasının, topçu ateşi altındaki Markabah’ın hemen 8-9 km kadar kuzeydoğusunda olmasıdır.

Esad rejiminin İdlib’deki muhalif unsurlara karşı karadan topçu ateşi ve ayrıca havadan uçakla saldırılarını yoğunlaştırmaya başlaması, Türkiye, Rusya ve İran arasındaki Astana Süreci’nde ‘gerilimi düşürme bölgesi’ ilan edilen bu coğrafyanın giderek sıcak bir çatışma alanına dönüştüğünü gösteriyor.

Rejimin, geçen hafta perşembe günü İdlib şehir merkezinin hemen kuzeyindeki Zardana kasabasına -aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu- 44 kişinin ölümüne yol açan bir hava saldırısı düzenlemesi tehlike çanlarını çalmıştır.

*

Son saldırıların meydana geldiği İdlib, kuzeyde Türkiye’nin kontrolündeki Afrin, kuzeybatıda ise Hatay’la sınırdaştır. Doğu sınırı Halep’e bitişiktir. TSK’nın İdlib’de tesis ettiği 12 gözlem noktasının 10 kadarının doğu, batı ve güneyde muhalefet bölgesi ile Esad rejimini ayıran sınır boyunca dizili olması, bu saldırıların Türkiye açısından taşıdığı hassasiyete işaret ediyor.

Ancak saldırıların Türkiye’yi ilgilendiren yönü yalnızca çok sayıda Türk askerinin İdlib’de sahada bulunmasıyla sınırlı değildir. Meselenin bir bu kadar önemli yönü, BM’nin Suriye’den sorumlu İnsani Yardım Koordinatörü Panos Moumtzis’in dün Hürriyet’in manşetindeki açıklamasında dikkat çektiği, Esad rejimi ile muhalifler arasında büyük bir çatışmanın yaşanması ihtimalidir.

BM yetkilisinin, bu ihtimalden söz ettikten sonra “2.5 milyon insanın yerlerinden olup Türkiye’ye yönelmesinden kaygı duyuyoruz” şeklindeki sözleri göz açıcı olmalıdır. BM yetkilisinin açıklamasındaki kilit cümle, “Bu insanların Suriye içinde gidebilecekleri hiçbir yer yok. Suriye’de en kötü krizi henüz görmemiş olabiliriz” sözüdür.

*

Moumtzis, İdlib’de yaşayan toplam nüfus için 2.5 milyon rakamını veriyor. BM’nin resmi raporlarına göre, bu toplamın içindeki 1.2 milyon insan, savaşın 2011 yılında başlamasından sonra yerinden edilip İdlib’e sığınmış olan kişilerdir. Sadece geçen mart, nisan aylarında Esad rejiminin Şam’ın bitişiğinde kuşatma altına almış olduğu Doğu Guta’yı havadan bombardımanı sonucu buradan kaçan yaklaşık 47 bin kişi de İdlib’e sığınmıştır.

İdlib’in özelliği, silahlı muhalefetin aileleriyle birlikte Suriye topraklarının kuzeyinde çekildiği son kale olmasıdır. Sayıca çok daha sınırlı bir grup Türkiye’nin kontrolündeki Fırat Kalkanı bölgesi ve Afrin’e de çekilmiştir.

Esad rejimi, Halep, Hama ve Humus’tan sonra Şam’ın çevresindeki muhalefet bölgelerini de ele geçirerek ülkenin batısında önemli ölçüde kontrolü yeniden eline almıştır. Esad, ülkenin batısında savaşı kendi lehine sonlandırmak üzere bu kez kuzeyde İdlib ve güneyde Ürdün sınırındaki (İdlib’den daha küçük) Daraa olmak üzere iki hedef bölgeye dönük hamlelere başlamış bulunuyor.

*

Rejim, İdlib’de üslenmiş muhalif gruplara son darbeyi indirmeye kalktığı ve eşiği yükselterek Doğu Guta’da yaptığı gibi bu amaçla ağır bir bombardımana giriştiği takdirde, Türkiye’nin en çok çekindiği ve BM yetkilisinin açıklamasında değindiği göç senaryosu gündeme gelecektir. Bu grupların kaçmak istemeleri halinde Türkiye ya da yine Türkiye’nin kontrolündeki Fırat Kalkanı bölgesi dışında çalacakları hiçbir kapı kalmamıştır.

Esad rejimi ayrıca, kendisini devirmek isteyen muhalif grupları savaşın başından beri desteklediği için hınç duyduğu Türkiye’nin hayatını zorlaştırmak amacıyla da İdlib’deki bu grupları kuzeye, Türk sınırına doğru sürmeye kalkışabilir.

Aslında Türkiye’yi Astana sürecinde çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib’de bu gözlem noktalarını kurmaya yönelten nedenlerden biri, yeni bir göç dalgasını önleyecek bir caydırıcılık yaratma düşüncesiydi. Üstelik Rusya ve İran da projeye kefil olmuştu.

Peki Rusya seyirci mi kalıyor Esad rejiminin bu hareketlerine? Yarın bu soruya yanıt arayalım?

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER