Üçüncü hava limanı isim tartışması büyüyor

Sevilay Yılman'ın 3. hava limanına "Abdülhamid Han'ın" isminin verileceği hakkında attığı twitle başlayan tartışma büyüdü.

banner311
Üçüncü hava limanı isim tartışması büyüyor

Sabaha yazarı Engin Ardıç, Haberürk yazarı Sevilay Yılman'ı dedikoduculukla suçlayarak tartışmaya girdi.

Ardıç, bir de teklifte bulundu: 

"Fatih'in, Yavuz'un köprüsü var da, Süleyman'ın havaalanı niçin olmasın?" 

Ardıç, daha sonra Mustafa Kemal yapalım, herkes mutlu olsun ifadesine yer verdi.

Habertürk yazarı Yılman ise bugünki yazısında haberin büyüsüne kapıldığını itiraf etti. 

Attığı twitten pişman olduğunu kaydeden ve şapşallık günümdü diyen Yılman, yazısını "sorry" kelimesiylebitirdi.

Engin Ardıç'ın bugünki yazısı şöyle:

Bir zevzeklik galaksisi olan "sosyal medyada" bir balon uçuruldu:

Yeni havaalanının ismi Abdülhamid olacakmış!

Bu, gazetecilik anlayışında dedikoduya fazlaca yer veren bir bayanın gayretkeşliği midir, bilmem. Bayanın bunu niçin kendi köşesinde açık seçik yazmadığı ve ortalığı "tüvit" atma yoluyla babaladığı da ayrı bir merak konusu.

Doğru olduğunu varsayalım.

Çünkü "mümkün"... Akla yakın... Üstelik, sosyal medyada fazlaca dolanan çeşit çeşit psikopattan değil, sonuçta bir gazeteciden çıkıyor.

Çok gürültü kopacaktır.

İttihatçılar kıyameti koparacaklardır.

Çünkü kendilerinden esaslı bir "intikam" alınmış olacaktır...

Gol yiyecekler...

Tabii ki, bugüne kadar papağan gibi tekrarladıkları üzere "Atatürk olsun" diyecekler.

("İnönü" desinler de gülelim.) Herşeye ve her yere Atatürk adını koyamazsınız.

Atatürk, "eski" hava meydanının adı. Şimdi buna "Atatürk 2" demek pek sakil kaçar.

İstanbul'da beş tane köprü var, Atatürk 1, 2, 3, 4, 5 mi yapacaktınız?

Kaldı ki "resmi" isim başka şey, "halk arasındaki kullanım" başka şeydir. Halk Atatürk'e gitmez, "Yeşilköy'e"e gider. Şehitler, Fatih, Yavuz da demez, "birinci köprü, ikinci köprü, üçüncü köprü" der. Atatürk'ten geçmez, "Unkapanı" köprüsünden geçer.

Kalıbımı basarım, bunun da ismi kısaca "yeni havaalanı" olacaktır.

Fakat, kopacak gürültüyü asgariye indirmek için "daha az tartışmalı" bir padişah seçilebilir...

O da fazla yok. Herhalde "Deli İbrahim Köprüsü" hiç uymaz.

Abdülmecid olmaz, Tanzimat'ın simgesi. Abdülaziz olmaz, Reşat olmaz, Vahdettin iyiden iyiye tartışmalı.

Eskilere gideceksiniz.

Kanuni Sultan Süleyman olabilir mi?

Fatih'in, Yavuz'un köprüsü var da, Süleyman'ın havaalanı niçin olmasın?

Herhalde Süleyman'ın büyüklüğünü tartışacak bir serseri İttihatçılar'ın arasından bile çıkmayacaktır...

Ya da daha eskilere gideceksiniz.

Osman Gazi diyelim (pardon, onun var zaten)... Ertuğrul Gazi falan.

Belki sanatçılar arasından seçmek de bir yoldur: Itri, Levni, Baki falan... Osmanlı'nın en büyük sanatçıları...

Ne yapalım, elimizdeki büyük adam malzemesi bu kadar.

Geçmişinden bu kadar "yüksünen" insanlar da başka bir ülkede yok. Viyana'da kolunu sallasan Franz-Josef'e değiyor. Paris'te Dördüncü Henri'nin caddesi de var heykeli de. Cumhuriyette böyle şey olur mu? Mis gibi oluyor.

***

İsterseniz şunu "Mustafa Kemal" yapalım, herkes mutlu olsun.

***

Hakçası, bu havaalanının adı elbette "Recep Tayyip Erdoğan" olmalı. Eser sahibi odur.

Ama şimdi değil. Sağlığında değil.

Allah gecinden versin, emr-i Hak vaki olduktan sonra...

Charles de Gaulle gibi.

*******

Sevilay Yılman'ın yazısı ise şöyle: 

"Çok haklısın Fatih Ağabey! Benimkisi büyük sorumsuzluk!

Mutlaka görmüşsünüzdür. Fatih Altaylı’nın dünkü köşesinde yine bendeniz vardım.

Canı sağ olsun bu defa da epeyce fırçalamış.

Ancak manken Didem Soydan’a Malatyalıları aşağılayıp hakaret ettiği için yazdıklarımı cinsiyetlik kabul edip beni son derece nahoş ifadeler kullanarak suçlamasını reddettiğim gibi reddetmiyorum dünkü fırçasını.

Zira bu kez yerden göğe kadar haklı Fatih Altaylı.

Hakikaten yaptığım iş değildi, büyük bir ciddiyetsizlikti.

Diyorsunuz ki; “Ne oldu anlat Sevilay!”

Tüm içtenliğimle anlatayım meseleyi değerli okurlarım.

Geçtiğimiz Cumartesi… Off günüm. Yani izin günüm. Bir grup arkadaşımla öğlen buluştuk. Aralarında saygın iş adamlarının da olduğu bu arkadaş grubundan biri, yapımı devam eden 3. Havalimanı ile ilgili isim bombasını patlatıverdi.

“Kesin bilgidir… 3. Havalimanı’nın yeni adı Abdülhamid Han” dedi ve sonra da bu bilgiyi nasıl ve nereden aldığını aktardı.

Kaynağının adını ve ne şekil söylendiğini öğrendikten sonra tabii ben oturduğum yerden ayağa kalktım.

Ortamda bulunan herkes çok şaşırmıştı “Abdülhamit Han” ismi karşısında ama aralarındaki tek gazeteci bendim. Ve dolayısıyla da o an bütün mesleki reflekslerim onlardan farklı bir biçimde uçuşa geçmişti.

Ve nasıl oldu o an, ne oldu bana bilmiyorum… Bir garip oldum. Sanki ben o an yazmaz isem bir başkası yazacakmış ve bana gelen bu bilgi elimde patlayacakmış gibi bir garip, acemi bir muhabir edasına büründü ruhum ve duyduklarımı o an oracıkta tweet attım!

Sonra da dönüp muhabbete devam ettim, hiçbir şey olmamış gibi…

Ama aradan birkaç saat geçtikten sonra, yazdıklarımın dayanak gösterilerek bir Atatürk ve Abdülhamit tartışmasının başladığını öğrenince de tabii eşekler gibi pişman oldum.

Evet, uzun zamandır konuşuluyor, tartışılıyor 3. Havalimanı’nın isminin ne olacağı.

Hatta 24 Haziran öncesi ben bile bu konuda bir yazı yazmıştım. İsmin aynı kalması gerektiğini, yani Atatürk Havalimanı olarak devam etmesi gerektiğini yazmıştım.

Tamam… Çok merak edilen bir konu ve hatta bu konuda yapılan anketler bile oldu. Ve o anketlerde Abdülhamit Han ismi bayağı öndeydi…

Ama işte bu kadar hassas bir dönemde ben kesin bilgi olarak tweet atınca… Hiç arzu etmediğim, istemediğim bir ortam oluştu ve tam da Fatih Altaylı’nın dediği gibi zaten kavga etmek için bekleyen taraflara benim tweet bahane oldu ve olay çok büyüdü.

Samimiyetle söylüyorum… Allah şahit… Hâlâ o an ne oldu bana, neden o tweeti attım inanın kendime bile yapacak açıklama bulamıyorum.

Boşuna dememişler; “İnsan beşer… Kuldur şaşar” diye…

Ha bu arada, sonradan o tweeti sildim ama sildim de ne oldu?

Nihayetinde ok yaydan çıkmıştı.

Yazmam hata, “Millet benim yazdıklarımdan dolayı birbirine girdi” paniğiyle silmem ayrı bir hata…

Hülasa… Bu olay bana okkalı bir ders oldu ama gerçek şu ki şapşallaşma günümdü o gün… 20’lik dişlerim azdı, onların ağrılarından sızılarından mı yoksa gezegenlerden Satürn’ün düz dönmeye başlamasından mı bilmiyorum ama büyük aptallık ve dikkatsizlikti yaptığım.

Sorry…"

Güncelleme Tarihi: 10 Eylül 2018, 15:35

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.