YÖK, bu yazıyı okusun

YÖK'ün Fransızca kararına Akşam gazetesi yazarı Hümeyra Şahin'den, son derece seviyeli ve akademik bir eleştiri geldi.

YÖK, bu yazıyı okusun

Tarih boyunca tercümenin ve dil eğitiminin önemini anlatan Şahin'in bunun bugün de önemli olduğunu şöyle ifade etti.şöyle: 

" Bugün de, bilginin ve kültürün iktidarı, tercümeler ve dil eğitimiyle yakından irtibatlı. Hele ki bu alanda bir mücadele yapılacaksa, karşı tarafı fikirle ve kalemle susturmak, en kalıcı olan."

Şahin'in bugünki yazısı şöyle:

"DÜNYAYA FRANSIZ KALMAMAK İÇİN FRANSIZCA

Farklı kültürlerin ilişkisinden doğabilecek muhtemel çatışmaların önlenmesinde, dil en büyük araçlardan birisidir. Bu nedenle dil eğitimi dünyaya açılmanın anahtarıdır.

Tarih boyunca kültürlerin intikaline yön veren ve muhtemel çatışmaları önleyen şey tercümeler olmuştur. İnsanlık tarihi boyunca üç büyük kültür intikalinden söz edebiliriz. Birincisi, M.Ö. 6-4.yy’da Grek düşünürlerin Mısır, Mezopotamya, Hint ve İran düşüncelerini yakından tanıyıp bunları kendi ülkelerine taşıyarak yeni bir Grek düşüncesi meydana getirmesi olmuştu. İkincisi, 8.yy’da antik düşüncenin tercümeler yoluyla Arapçaya intikali idi. 11-13.yy’da, Arapçadan Latince başta olmak üzere mahalli dillere tercüme yoluyla yapılan kültür intikali ise üçüncüsüydü. Bu süreç, Arapçayı sadece bir din dili değil, aynı zamanda bir kültür dili haline getirdi.

Avrupa’da Rönesans ve Reform süreçleri bu kültür alışverişinin açtığı ufuk sonucunda gerçekleşti. 1312’de Viyana konsülünden Batı kilisesinin resmi politikası olarak bir karar çıktı; Oxford, Paris, Bologna, Avignon, Arapça, Süryanice, İbranice, Grekçe kürsülerinin kurulması kararlaştırıldı. Doğu’ya dair merak, 16.yy’da Doğu’ya yapılan seferlerin sayısını artırdı. 1613’te Leiden’de Arapça kürsüsü kuruldu. Leiden, Şarkiyat araştırmalarının merkezi haline geldi. 1632’de Cambridge’de, 1634’te Oxford’da Doğu çalışmaları kürsüleri kuruldu. 1697’de İslam Ansiklopedisi’nin ilk taslağı olan Bibliotheque Orientale’nin ilk baskısı yapıldı ki, Galland Müslümanların zayıf ve güçlü yanlarının bu yolla öğrenilebileceğini söylüyordu. Neticede 19.yy’da Oryantalizm kurumsallaştı. Artık yeni yazılan dünya tarihleri, Avrupa merkezli yazılıyor, Batı dünyada kendi konumunu sağlamlaştırıyordu. Hulasa, Batı’nın kendini inşası İslam ve Doğu dünyasından yapılan tercümeler yoluyla gerçekleşti.

Geçmişte Müslümanların kendini inşa sürecinde de tercümeler önemli bir rol oynamıştı. Hulefa-i Raşidin ve Emeviler döneminde yoğun şekilde yeni kültürlerle muhatap olan Müslümanlar, bilgi ve tecrübeyi insanlığın ortak malı olarak kabul ediyorlardı. Abbasiler döneminde, Helenistik, Hint, İran kültürlerini tanımak adına bir ilim ve kültür merkezi olarak Beytül-hikme kuruldu. Me’mun ve Harun Reşid başta olmak üzere Abbasi halifeleri, bilinçli bir bilim politikasıyla tercümeler yaptırıyor, farklı kültürler arasında ortaya çıkabilecek muhtemel sürtüşme ve tartışmalarda Müslümanların kendi inanç ve düşüncelerini tutarlı şekilde savunması için çok yönlü birikim elde ediyorlardı.

Halife Me’mun’un, sadece Grekçe tercümelere ayırdığı bütçe, 300 bin dinar gibi yüksek bir rakamdı. Öyle ki, bazı tercümeler terazinin bir kefesine konarak altın tozuyla tartılıyor, mütercimler yüksek bedellerle ödüllendiriliyordu. Halife Me’mun, Bizans’a bir heyet gönderdi ve imparatordan bu heyetin kütüphanelerden seçeceği kitapların kendisine gönderilmesini rica etti. İlim alanına yapılan bu yatırım kısa zamanda ürünlerini verdi ve Müslümanlar arasından büyük bilginler, filozof ve kâşifler çıktı. Bağdat, İskenderiye, Urfa, Cundişapur, Harran, Antakya gibi ilim merkezleri doğdu. Kadim birikim, tercümelerle tedavüle sokuldu. Üstelik bu süreç, sadece belirli bir zümre tarafından yürütülmüyor, sivil ve askeri erkanın yanı sıra, tüccarlar, okullar tarafından da destekleniyordu. Zengin aileler, özel kütüphaneler kurarak tercüme ve ilmi araştırmalara paralar ayırıyorlardı. Beytül-hikme, 500 yıldan daha uzun bir zaman boyunca ilmin gelişimine katkıda bulunduğu gibi, bilgi üzerinde de iktidar kurdu.

Bugün de, bilginin ve kültürün iktidarı, tercümeler ve dil eğitimiyle yakından irtibatlı. Hele ki bu alanda bir mücadele yapılacaksa, karşı tarafı fikirle ve kalemle susturmak, en kalıcı olan.

YÖK’ün Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümleri ile ilgili aldığı karar, Fransızcanın dünya genelinde gerileyen diller arasında olmasıyla irtibatlı görünse de, (ki bu konuda farklı görüşler var) zamanlama itibarıyla talihsiz bir döneme denk geldi ve farklı yorumlara sebep oldu. Aslında YÖK’ten beklenen, yapılan gerçek anlamda bir ihtiyaç düzenlemesi ise, dünyada değer kazanan dillerin eğitimi konusunda gençlere yeni kapılar açılacağını da müjdelemekti. Hilmi Ziya Ülken’in ifadesiyle, ‘uyanış devirlerinde yaratıcılık kudretini veren şey tercümedir’, yani dil eğitimidir."

YORUM EKLE