DÜNDEN BUGÜNE BİR DİN TÜCCARI PORTRESİ


“Dün dündür, bugün bu gündür” siyasetinden oldum olası nefret etmişimdir. 


Dünün kanlı bıçaklılarının, bugün canciğer kuzu sarması halleri Hakk’a ve hakikate terstir, diye düşünmüşümdür hep. 


Günlük politikadan hazzetmeyişimin sebebi bu olsa gerek. Zira;


Gömlek (deri) değiştiren yılanın aynı gömleği tekrar giydiği görülmüş şey değildir tabiatta. 


Tüy döken bir kuşun eski tüyünü yeniden takındığı da…


Kartalın tarla faresi ile bir küs bir barışık, aslanın ceylanla bir gün dost diğer gün düşman olduğu da vaki değil.


Tanrı buyruğu gibi her şey net tabiatta; kalın, köşeli ve keskin çizgiler halinde.

 
Yuvarlaklık pek de özenilecek bir şey değil hani.

İnsan denen varlığın tuhaflığı bu yüzden olsa gerek…


Dış dünyada net ve berrak olan her şey insanın iç dünyasında bulanık, menfaat kelimesi bütün muadilleriyle birlikte insanın sözlüğüne girdiğinden bu yana.


Kalın çizgileri inceltilmiş, köşeleri yuvarlatılmış, keskinliği yumuşatılmış çizgileriyle insan tabiatı, kahpe dünyadan insana bir deyim aktarması gibi duruyor. 

Evvela “habererk”te okuduğum sonra bir televizyon kanalında izlediğim –aralarında çok kısa süreler olan- iki adet Şevki Yılmaz beyanı niyeyse “kahpe dünya” tamlamasını düşürüyor zihnime.


Bir sürü Şevki yılmaz fotoğrafı üşüşüyor beynime. 


Bağıran Şevki Yılmaz…


Hakaret eden, küfreden Şevki Yılmaz…


Öfkesi konuşmasına yansıdığından, ağzından tükürükler saçan Şevki Yılmaz.


Korkutan Şevki Yılmaz.


Allah kelamını, peygamber sözünü siyasî ve bir o kadar da dünyevî menfaatleri için eğip büken, çarpıtan Şevki Yılmaz. 


Başka insanlara ve başka gruplara nefret duygusunu arttırmak için canhıraş çabalayan Şevki Yılmaz.


Bir başka örneğinin pisliğini insanımızın kanıyla temizlemek zorunda kaldığımız, siyasal İslamcı bütün hatipler gibi, sahte gözyaşlarıyla insanları ağına düşürmeye çalışan Şevki Yılmaz.


Güya “Tebliğ”de bulunan ama üslup itibariyle tebliğ esaslarının hiçbirine uymayan Şevki Yılmaz.


Allah’ın Musa (a.s)’a emri üzre hilm ile söylemeyen mesela.


Müjdelemeyen,


Sevdirmeyen,


Bir eline güneşi, bir eline ayı verseler davasından vazgeçmeyen,


Kendisine eziyet edenler için iki elini semaya kaldırıp: “Affet Allah’ım, onlar bilmiyorlar” diyecek merhamete sahip olmayan Şevki Yılmaz.  

Akarın bol, şöhretin çok olduğu zamanlarda Erbakan’ı İslam âleminin lideri, halife ve neredeyse Mehdi ilan ederken, 28 Şubatla birlikte, mahpusluk ihtimalini görünce, bir dava adamı vakarıyla Yusufiye’nin  yolunu tutmak yerine, “Yusuf Yusuf” hallerle gavur ellerini mesken tutan,


Tehlike bertaraf edildikten sonra yurda dönünce de ilk iş önceki Mehdisini satıp yeni Mehdi’ye yamanan Şevki Yılmaz.
Değişen hiçbir şey yok,  siyahtan beyaza dönen kıl-tüy dışında.


Aynı üslupsuzluk, 


Kapkara cümleler,


Yine sahte gözyaşları ile insanların duygularına oynayıp tuzağa düşürme dümeni,


Yine din tüccarlığı.

“16 Nisan zaferini müjdeleyen hadis var. Haftaya açıklayacağım” diyor.


“ Hayır diyenler ahiretini yakıyor” diyerek Tanrı yerine karar verip bir grubu toptan cehenneme gönderiyor.


İnsanları -Yaşar Nuri’nin deyimiyle- Allah ile aldatıp, Allah’ı siyasetine alet, dini menfaatine tahvil ediyor.


Dinimin yer ile yeksan edildiği,


İnancımın bir kâğıt gibi buruşturulup atıldığı hissine kapılıyorum.


O konuştukça ben kızarıyorum hicaptan.


Hicabım öfkeye dönüyor.


Bilgisayar ekranını kırasım var ya yenisini alacak param olmadığından vazgeçiyorum.

“Hafıza-ı beşer nisyan ile malûldür” atasözünü felsefe haline getirmiş her siyaset düzenbazının yaptığını yapıp, dümen kırıyor birkaç gün sonra.


İnkâr ediyor,


Başkalarına iftira ediyor,


Utançtan değil ama sahte bir öfkeden kızaran suratıyla.


Öfkelenmiyorum bu kez. 


Kızmak gelmiyor içimden.


Midemin bulandığını hissediyorum.


Bir kusma hali ki dayanılır gibi değil.


“Din bu değil” diyorum.


“Bu adamın inancıyla benim inancım bir değil”.

Hareket haramzadesi, koltuk düşkünü bir kısım Balgat mukimi bu adamla birlikte ol diyor bir de bana.

Ben ne milletimi


Ne vatanımı


Ne de dinimi sokakta bulmadım.


Bir sürü “değil” ile biten cümle kuruyorum bu isteğe karşılık. En kısa ama en sevdiğim cümleyi yazıyorum size.


MÜMKÜN DEĞİL!