Gündem

17. yılında 'aydınlatılamayan' Muhsin Yazıcıoğlu davası paneli

Türkiye’nin önde gelen STK’larından, İnisiyatif Merkezi Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği ( İNİSİYATİF) tarafından 17. yılında "aydınlatılamayan!" Muhsin Yazıcıoğlu Davası Panel’i Ulucanlar Cezaevi’ Müzesi, Mahkumlar Koğuşunda gerçekleşti.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
14 dk Sesli Dinle 0
17. yılında 'aydınlatılamayan' Muhsin Yazıcıoğlu davası paneli

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisine bağlı, Türkiye’nin önde gelen STK’larından,  İnisiyatif Merkezi Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği ( İNİSİYATİF) tarafından 17. Yılında "aydınlatılamayan!" Muhsin Yazıcıoğlu Davası Panel’i Ulucanlar Cezaevi’ Müzesi, Mahkumlar Koğuşunda  gerçekleşti. Panel’e  katılım yoğun oldu. Cezaevi doldu taştı.

Programdan önce dernek yöneticilerinden ve gönüllülerinden oluşan kalabalık grup, Büyük Birlik Partisi’nin kurucu lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun kabri başında bir araya geldi. Burada Kur’an-ı Kerim tilaveti okunarak, tüm şehitler için dua edildi.

Tacettin Dergâhı'ndaki programın ardından kalabalık grup Ulucanlar Cezaevi Müzesine geçtiler. Burada kalabalık bir vatandaş grubu kitleyi karşıladı. Ardından  toplu halde Panel’in yapıldığı Mahkumlar  Koğuşuna geçildi.

Panel , İstiklal Marşı ve Saygı Duruşu ile başladı. Ardından, “İNİSİYATİF” Derneği Genel  Başkanı  Fahri Bozgeyik salonu  dolduran misafirleri duygulandıran, hüzünlendiren anlamlı bir konuşma   yaptı. Bozgeyik, Şehit Lider Muhsin Başkanı anlattığı bölümde gözyaşlarını tutamadı. Salonda duygulanmıştı. Ardından  Muhsin Başkan’la ilgili Sinevizyon Gösterimi yapıldı.

Dr. Furkan Buğra Öztaşkın'ın sunuculuğunu yaptığı, Ülkücü Hareketin tarihini yazan Camianın önde gelen isimlerinden Araştırmacı Yazar Hakkı Öznur’un oturum başkanlığını üstlendiği panelde, panelistler Hukukçu  Veysel Aşkın, ve eski  Ocak Başkanlarından  Doğan Öztaşkın birer konuşma yaptılar.

Muhsin Yazıcıoğlu davasının avukatlarından Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Veysel Aşkın dikkatle dinlenen konuşmasında dava sürecini, mahkeme safhalarını, yaşananları, hukukçu kimliği ve titizliğiyle çok geniş bir şekilde anlattı, dinleyicileri bilgilendirdi.

17 yıldır devam eden suikast davasını anlattı Suikast davasına ilişkin mahkeme süreçlerini ve devam eden davaları anlattı.  Suikastin basit bir hırsızlık davasına sokulduğunu bunun yanlış  olduğunu tüm davaların birleştirilip ana davanın açılmasını söyledi.  Suikast davasında yargılananlar le ilgili bilgi verdi.  Aşkın elim olayın “kaza” değil  “suikast”  olduğunu belgelerle anlattı.

Avukat Aşkın Panel’de  şunları söyledi:

 “Muhsin Yazıcıoğlu davasında 17 yıldır devam eden mahkeme süreçleri, eylemin örgütlü bir yapı tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir. Ortaya konan raporlar, belgeler, ifadeler, somut deliller, olayın suikast olduğunu ortaya koymuştur. Devam  eden mahkeme süreçleri, olayın “kaza” olarak görülemeyeceği gerçeğini göstermiştir”

Panelistlerden eski Ocak başkanlarından Doğan Öztaşkın ise  Muhsin  Başkan’ın dik duruşunu, ilkeli siyasetini ve Muhsin Başkan’la ilgili hatıralarını anlattı.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşı, Ülkücü hareketin önde gele isimlerinden, araştırmacı-yazar Panel’in Başkanlığını yapan Hakkı Öznur’da 17 yıldır “kaza” değil “suikast” dediklerini ama devleti yönetenlerin, askeri ve sivil bürokrasinin davayı hep “kaza” olarak gördüklerini, karartmaya, kapatmaya, örtbas etmeye çalıştıklarını ifade etmiştir.

Öznur konuşmasında “AKP/Saray rejimi, hala “kaza” olarak görmeye, göstermeye devam ediyor.” demiştir. Öznur ilgi ile dinlenen salonu duygulandıran, hüzünlendiren konuşmasında Muhsin Yazıcıoğlu’nun 40 yıllık siyasi yaşamını, çizgisini, mücadelesini tarihsel süreçlerle anlatmıştır.

 Hakkı Öznur Muhsin Yazıcıoğlu’nun BOP BİP vb. küresel emperyalistlere  ve  her türlü  açılımlara karşı çıktığı için şehit olduğunu söylemiş ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun tarihi rolüne ve önemine dikkat çekmiştir

Hakkı Öznur Konuşmasında şunları söylemiştir:

KAÇIŞINIZ YOK! YARGILANACAKSINIZ, HESAP VERECEKSİNİZ

Milletimizin ve kamuoyunun “suikast” dediği elim olayın üzerinden 17 yıl, 6210 gün geçti. Türkiye, Türk dünyası yiğit dava adamını, milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nu arıyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük suikastı Muhsin Yazıcıoğlu suikastıdır. Hepimizin ve kamuoyunun ortak kanaati odur ki; helikopter düşmedi, düşürüldü. Küresel bir organizasyonla bu suikast gerçekleştirildi.

Küresel emperyalizmin yerli işbirlikçileri de küresel suikast organizasyonda aktif olarak rol almıştır. Devletimizin içine kadar sızmış, kılcal damarlarına kadar yerleşmiş kriminal yapılar, kriptolar, beşinci kol gruplar, küresel merkezlerde planlanan büyük bir organizasyonla milletin adamı, milli ve yerli lider, Türkiye’nin milli direnç merkezi Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve dava arkadaşlarımızı organize bir suikastla şehit etmişlerdir.

Helikopterin düştüğü güzergâhta hava hareketliliği, helikopterin üzerinden alçaktan yüksek hızla uçan jetler, şehitlerimizin kanında çıkan yüksek oranda karbon monoksit gazı, olay saatinde bozulan radarlar, hava hareketliliği ile ilgili bilgi vermeyen Hava Kuvvetleri Komutanlığı, olay sonrası helikopterdeki kritik cihazların çalınması ve arama-kurtarma faaliyetlerindeki skandallar ve daha birçok husus bugün açıkça göstermektedir ki bu kadar eylemin örgütsel bir biçimde bir suikast için yapıldığını göstermektedir.

Nitelikli hırsızlık, görevi kötüye kullanma vb. konulardaki yargılamalar, gerçeklerin ters yüz edilmesidir. Ne kaza ne hırsızlık ne görevi kötüye kullanma. Karşımızda, küresel yapı ve elemanlarının emperyalist güçlerle birlikte işlediği, suç delillerini tamamen yok etmeye çalıştığı, tamamen planlı, programlı, son derece profesyonel bir suikast var.

Aziz milletimizin ve kamuoyunun “suikast” olarak gördüğü davayı, baştan beri AKP hükümeti ve bürokratları, “kaza” olarak göstermeye çalışmış ve başından beri davayla ilgilenmemiştir. AKP iktidarı, ihmalleri, kusurları, suçları, olan bazı askeri ve sivil bürokratları korumuş, kollamış, hatta ödüllendirmiştir. Devam eden davada, AKP iktidarı tarafından korunan, kollanan, mahkemelere çıkartılmayan, ifadeleri bile alınmayan, kim varsa; makamları, mevkileri ne olursa olsun bir gün mutlaka, alayı adalet önüne çıkarılacak ve millete hesap vereceklerdir.

Bilgi kirliliğine yol açmaktan, somut delilleri, belgeleri tahrip etmekten, sahte delil üretmekten, suç delillerini yok etmekten, bilinçli olarak, yanlış koordinatlar vererek enkaz bölgesine ulaşmayı engellemekten, çalışmaları sabote etmekten, görevi kötüye kullanmaktan, ihmalden, kusurdan, davayı karartmaya, kapatmaya, örtbas etmeye çalışmaktan, hepiniz yargılanacaksınız, sanık sandalyesine mutlaka oturacaksınız.

Kaçışınız yok! Hepiniz, adalet önünde hesap vereceksiniz. Kaçışınız yok! Adaletten ve milletten kaçamayacaklar. Adalete, millete hesap verecekler. Gün gelecek devran dönecek, alayı hukuk önünde yargılanacaklar.

Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasına engel olanlar, “kaza” diyenler, “kazadan kaza çıkarmayın” diyenler, “bu davanın peşini bırakın, kaza ile düştü, ne uğraşıyorsunuz?”, “helikopter dağa çarptı öldüler, ne peşine düşüyorsunuz”, “Ne karıştırıyorsunuz? Gitti dağa çarptı. Bırakın bu olayla ilgilenmeyin.” diyenler, AKP lideri, yöneticileri, bakanları, bürokratlarıdır.

Arama-kurtarmayı akamete uğratan, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan, sorumsuzca açıklamalar yapanlar, siyasal iktidar tarafından yıllardır koruma altındalar. Dönemin siyasi sorumluları, bakanları, bürokratları (askeri ve sivil bürokrasi) yargılama safhasına, soruşturma safhasına sokulmuyorlar ve dosyaya dâhil edilmiyorlar.

17 yıl oldu, usulüne uygun ne askeri ne sivil bürokraside soruşturma yapılmadı. Davayı takip eden avukatlarımız, yüzlerce bilgi ve belge ortaya koymasına rağmen askeri bürokrasi de hiçbir askeri soruşturma yapılmamıştır. Beyanlar sürekli değişmekte, deliller karartılmakta, dosyalar ayrılmakta ve süreç tıkanmaktadır. İhmalleri, kasıtları, suçları olanlar, himaye edilmiş ve ödüllendirilmişlerdir.

Yatarı bile olmayan cezalar verilerek “bakın işte suçu olanlara ceza veriyoruz” algısı ile dosyalar kapatılıyor. Örgütlü suç kapsamına almayarak bu suçları işleyenler, o kadar bağlantılar olmasına rağmen bu kapsamda değerlendirmeyip komik cezalarla aklanmaları sağlanıyor.

Hükümet, elim olay olduğunda bölgede görev yapan ihmalleri ve kusurları bulunan, bilgi kirliliğine yol açan, arama kurtarma ile uğraşmayan, hiçbir şey yapmayan bürokratları, ödüllendirmiştir. Subaylar, valiler, emniyet müdürleri vb. bürokratlar, AKP hükümeti tarafından terfi ettirilmiştir. Hükümet, suçluları korumuştur.

ŞÜPHELİLER AKP/SARAY REJİMİ TARAFINDAN KORUNMUŞTUR

Nitelikli hırsızlık, görevi kötüye kullanma vb. konulardaki yargılamalar, gerçeklerin ters yüz edilmesidir. Ne kaza ne hırsızlık. Karşımızda, küresel emperyalist güçlerin yerli işbirlikçileri ile tertip ettiği planlı, programlı, son derece profesyonel bir suikast var.

Görevi ihmal yüzünden ölüm yok, aksine ölüme sebebiyet vermek üzere görevi ihmal vardır! AKP/Saray rejimi tarafından bizzat koruma altına alınan, dönemin bazı bakanları, askeri ve sivil bürokratları, yargılama safhasına, soruşturma safhasına sokulmuyorlar ve dosyaya dâhil edilmiyorlar. Askeri ve sivil bürokrasinin bazı mensupları da bu elim olayda şüpheliler içerisindedir.

Hükümet ilgili bakanlıklar, Ulaştırma, İçişleri, Adalet ve yine Başbakanlığa bağlı olan Genelkurmay Başkanlığı, meselenin aydınlatılması için çalışacağına, kendilerini, askeri ve sivil bürokratlarını korumayı tercih etmiştir. İhmali ve kusuru olan kurumlara, bürokratlarına sahip çıkmıştır. Başta Ulaştırma Bakanlığı ile TSK olmak üzere, ilgili kurumlar ve AKP hükümeti, vebal altındadır.

Bu suikastta ihmalleri, kasıtları, suçları olanlar, himaye edilmiş ve ödüllendirilmişlerdir. Milletimizin, kesinlikle “suikast” dediği bu olayda mahkeme safhalarında da şahit oluyoruz ki; yüzyılın davası olan bu olayda isimleri geçen bazı şüpheliler, açıkça korunmuş, ödüllendirilmişlerdir.

Küresel iblislerin küresel organizasyonu, yerli işbirlikçiler olmadan yapılamaz. Yüzyılın davası olan bu olayda isimleri geçen bazı şüpheliler, açıkça korunmuş ve hatta ödüllendirilmişlerdir. Anlaşılıyor ki, devlet içinde de siyasal iktidar içinde de kriminal yapılarla, her türlü “kriptolarla” iş yapan işbirlikçiler, çeteler, hainler var.

ALPERENLER DAĞLARDAYKEN BİNALİ VE SİYASİ İKTİDAR SEÇİM ÇALIŞMALARI YAPMAYA DEVAM EDİYORLARDI

Alperenler dağlarda Şehit liderini ararken Binali Yıldırım Erzincan’da seçim çalışması yapıyor, oy peşinde koşuyordu. Bizler, Alperen yiğitlerimizle Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarımızı Keş Dağları’nda ararken Binali Yıldırım ortalıklarda yoktu. Daha vahimi Maraş’taki kriz merkezine gelmedi, Keş Dağları’na gelmedi, enkaz bölgesine hiç gitmedi. Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarına ne oldu diye merak bile etmedi.

Muhsin Yazıcıoğlu davasında Binali Yıldırım asla masum değildir. 17 yılı aşkındır devam eden mahkeme süreçlerinde Binali Yıldırım neredeydi? . Binali Yıldırım başından beri olaya ciddiyetle eğilmemiş, süreci sulandıran açıklamalar yapmıştır.

Bizim önceliğimiz Muhsin Yazıcıoğlu davasının aydınlatılmasıdır. Muhsin Yazıcıoğlu davası milletin davasıdır. Türk siyaseti ve demokrasisi açısından son derece önemli olan bu olayı aydınlatmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak tarihsel bir görevdir.

BİNALİ YILDIRIM’IN BAŞINDA OLDUĞU BAKANLIK, “PİLOTAJ HATASI, KÜÇÜK KAZA” DEMİŞTİR

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu (DDK) olayı incelemeye almış ve 24 Ocak 2011 tarihinde de raporunu açıklamıştır. DDK raporunda olayla ilgili şüpheler, ihmal ve kusurlar, ortaya kondu. Liderimizin ve dava arkadaşlarımızın ölümleri, şüpheli bulundu.

DDK raporunda Sivil Havacılık Kurumu başta olmak üzere Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı diğer ilgili kurumların ihmal ve kusurları, tek tek sıralanmış ve belgelerde tahribat yaptıkları ve sahte evrak düzenledikleri de devam eden soruşturmalarda ortaya çıkmıştır.

Rapor yayınlandıktan bir hafta sonra, 31 Ocak 2011 tarihinde, Ankara’da, ‘Kazadan kaza çıkarmayın’ ve ‘DDK hangi uzmanlık marifetiyle böyle bir yargıya varıyor’ gibi DDK raporunu hafife alan, dalga geçen, absürt açıklamalar yapmıştır.

Binali Yıldırım’ın başında olduğu Ulaştırma Bakanlığı, düzmece bir rapor hazırlayarak olay için “kaza, pilotaj hatası” demiştir. Ölümcül olay için “küçük kaza, pilotaj hatası” denilerek dosya kapatılmaya çalışılmıştır.

DDK raporu, Sivil Havacılık Kurumu başta olmak üzere Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı diğer ilgili kurumların ihmal ve kusurlarını, belgelerde tahribat yaptıkları ve sahte evrak düzenledikleri devam eden soruşturmada da ortaya çıkmıştır.

Binali Yıldırım, gerçekler ortaya çıkınca ne yapacağını şaşırmış, olayı kaza gibi göstermeye çalışmıştır. AKP hükümeti ve şüpheli kurumların başında olan, zamanın Ulaştırma Bakanlığı’nın başındaki zat, Binali Yıldırım vb. kendilerini Muhsin Yazıcıoğlu davasından asla sıyıramazlar.

ABDULLAH GÜL ÖNCE “KAZA” DEDİ SONRA “KEÇİLER Mİ SÖKTÜ?” DEDİ

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 19 Eylül 2011 günü Almanya seyahatinde basın mensuplarına şehit liderimiz Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarımızın şehit düştüğü olayla ilgili 48 saniyelik helikopter enkazının başında çekilmiş görüntülerden bahsediyordu.

Cumhurbaşkanı Gül, gazetecilere izlediği enkaz görüntülerinden bahsederken, helikopterin beyni olarak nitelendirilen parçaların sökülmesiyle ilgili olarak, “İnsanın aklının almayacağı şeyler var. Çok fazla söylemeyeyim. Baktım ki birileri bir taraftan cesetlerle ilgileniyor, birileri de diğer taraftan orada vidayı söküyor. Hepsi çıktı ortaya” açıklamalarını yapmıştı. Söylediği sözler ve duyduğu şüpheler, yazılı, görsel ve sosyal medyada da geniş şekilde yer aldı.

Cumhurbaşkanı Gül, elim olayın başlarında şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu için “merhum” diyor, olayı” kaza” gibi görüyordu. Enkaz görüntülerini izledikten sonra ve elim olaya dair gelen bilgilerin ardından “Şehit kardeşim” ifadelerini kullanmaya başladı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Gül, “Aramalar, verilen koordinatlar dışında olmuş. Aklım almıyor, bu nasıl iş?” diyerek şaşkınlığını ifade ederken, AKP hükümeti, askeri ve sivil bürokrasi olaya kaza süsü vererek kapatmanın peşindeydi.

“KEÇİLER Mİ SÖKTÜ? ŞÜPHELERİM VAR” DİYEN ABDULLAH GÜL 15 YILDIR NEDEN KONUŞMUYOR? KİMLERDEN ÇEKİNİYOR?

‘Enkaz’ görüntülerini izleyen, irkilen, daha sonra “endişelerim var” diyen, bunu kamuoyuyla paylaşan dönemin Cumhurbaşkanı Gül, bu meselenin üzerine daha sonra kararlılıkla gitmemiştir. Kamuoyu kendisinden bu dava dosyasının üzerine daha fazla gitmesini bekliyordu. Ama devamı gelmedi. Ne oldu? Abdullah Gül neden çekindi? Niye sessiz kaldı?

Eski Cumhurbaşkanı Gül, enkaz görüntülerinin ardından uzun bir zaman geçmesine rağmen bu elim olay üzerine artık konuşmuyor, gündeme taşımıyor. Neden? Milletimizin, kendisinden ve diğer devlet yetkililerden beklediği, bu konunun takibi, unutulmaması ve aydınlatılmasıdır.

Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarının şehit düştüğü olayla ilgili inanılması zor, önemli gerçeklere ulaşıldığını söyleyen Gül, o gerçekleri niye milletimizle, kamuoyuyla paylaşmıyor? Milletimizin, kendisinden ve diğer devlet yetkililerden beklediği Yazıcıoğlu soruşturmasının takibi, unutulmaması ve aydınlatılması idi. Ancak Sayın Gül de bir iki çıkışının dışında ilgilenmedi, üzerine gitmedi.

HER TÜRLÜ “KRİPTOLAR” MUHSİN YAZICIOĞLU DAVASININ KAPATILMASINI İSTİYOR

Milli ve yerli lider, milletin adamı, ABD ve İngiltere'den oluşan Anglosakson ittifakı ve onun Orta Doğu’daki işbirlikçisi İsrail’in bölgedeki oyunlarına ve küresel proje olan BOP’a, BİP’e net karşı koyan tek liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu hastane köşesinde eceliyle ölmedi. Keş dağlarında şehit edildi. BOP’çular, BİP’çiler, Muhsin Yazıcıoğlu davasının aydınlatılmasını istemiyorlar. Yazıcıoğlu davasını karartmak, kapatmak için var güçleri ile uğraşıyorlar.

Kendilerini gizleyen kripto Ermeniler, kripto Yahudiler, Ermeni görüntülü gizli Yahudiler (Pakraduniler) de, Muhsin Yazıcıoğlu’nun terör rejimi İsrail’e ve Siyonizm’e karşı çıkan milli ve İslami tavrından dolayı ona düşmandılar. Her türlü kriptolar, beşinci kol gruplar, bölücüler, kısacası, Türklük ve Türkiye düşmanları Muhsin Yazıcıoğlu davasının çözülmemesini, kapatılmasını istiyor. Türkiye’de yaşanan birçok olayda her türlü kriptolarında parmağı olduğunu, yer aldığını milletçe biliyoruz.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyası yıllardır, karartılmaya, kapatılmaya, örtbas edilmeye çalışılmıştır. Türk siyaseti ve demokrasisi açısından son derece önemli olan bu olayı aydınlatmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak, tarihi bir görevdir.

Davayı baştan beri takip eden hukukçularımız, açıkça “ortada küresel bir organizasyonla işlenen bir suikast” var diyorlar. “Planlı, programlı düşürülen bir helikopter var” diyorlar. Dava dosyasındaki deliller, bunu doğrular niteliktedir.

Helikopter düşmedi, düşürüldü. Küresel bir organizasyonla bu suikast gerçekleştirildi. Devletin kılcal damarlarına kadar girmiş orduda, emniyette, değişik devlet kurumlarında yer alan her türlü kriptolar, çok yönlü elemanlar, kriminal yapının unsurları da rol almıştır.

Küresel güçlerin, küresel iblislerin, küresel organizasyonu, yerli işbirlikçiler olmadan yapılamaz. Kesinlikle, milletimizin “suikast” dediği bu olayda mahkeme safhalarında da şahit oluyoruz ki; yüzyılın davası olan bu olayda isimleri geçen bazı şüpheliler, açıkça korunmuş ve ödüllendirilmişlerdir.

Bir çok somut deliller ortaya konmasına rağmen iki kez takipsizlik kararı verilmiştir. Davayı takip eden hukukçularımızın ve davayı takip eden şehit ailelerimizin, dava arkadaşlarımızın yoğun gayretleri ve çalışmalarıyla takipsizlik kararları bozulmuş, tekrar dosyalar yeniden açılmıştır.

Mahkemelerin yerlerinin sürekli değiştirildiği, savcıların, hakimlerin sürekli değiştirildiği, “sanık” olması gerekenlerin “tanık” olduğu, yargılanması gereken askeri ve siyasilerin bürokratların, “koruma” altına alınarak korunduğu, zaman aşımı ile dosyanın kapatılmaya çalışıldığı, dava dosyalarının “suikast” olarak değil, “hırsızlık”, adi bir vaka kapsamında alındığı, yüzyılın davasında akıl ve izan dışı işler devam ediyor.

Birçok şüpheli bizzat koruma altına alınarak dönemin siyasileri, bakanları yargılama safhasına, soruşturma safhasına sokulmuyorlar ve dosyaya dâhil edilmiyorlar. Milletin vicdanı ve kamuoyu suikast derken, hala birileri utanmadan “kaza” demeye devam etmektedir.

YOLUMUZ ŞEHİT LİDER MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN YOLUDUR

Her türlü kriptolar, beşinci kol gruplar, bölücüler, kısacası, Türklük ve Türkiye düşmanları, Muhsin Yazıcıoğlu davasının çözülmemesini, kapatılmasını istiyor. Türkiye’de yaşanan birçok olayda her türlü kriptolarında parmağı olduğunu, yer aldığını milletçe biliyoruz. İster asker ister sivil olsun bu olayda sorumluluğu bulunanlar, ihmali ve kusuru olanlar, elimizden kurtulamazlar. Sonuna kadar takipçisi olacağız. Devlet içinde hükümet içinde ordu içinde bürokrasi içinde bu olayı örtbas etmeye, karartmaya, kapatmaya çalışanlar, hain emellerinde muvaffak olamayacaklar.

İhmalleri, kusurları ve suçları olanlar, elbette adalet önünde hesap vereceklerdir. Nereye giderlerse gitsinler, nereye kaçarlarsa kaçsınlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, cehennemin dibine de gitseler, onları bulmak ve mutlaka yargı önüne çıkartmak, boynumuzun borcudur.

Hep dik durdu, düz yaşadı. Çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi. İstikameti-kıblesi dosdoğru bir dava adamıdır. İman ve ahlak abidesi bir şahsiyetti.

Muhsin Yazıcıoğlu deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık, vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. Her türlü istibdada karşıydı, istiklal aşığıydı.. Davasının çilesini çekti hep.

Muhsin Yazıcıoğlu deyince Kur’an’a adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor. Yüce kitabımız Kur’an diyor ki, “Allah, Muhsinlerle beraberdir.” Kur’an ayetlerinde ‘Muhsin’ ifadesi birçok yerde geçmektedir. Allah, iyilik ve güzellik insanı olan Muhsinlerle beraberdir. Hiç şüphesiz yüce Allah, dünyada ve ahirette kötülerle değil, Muhsinlerle/iyilerle beraberdir. Dünyada kiminle birlikte olursak, kıyamet günü de onunla birlikte oluruz. Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun misyonunu inançla, kararlılıkla sürdüreceğiz. Hakkı, adaleti, sadakati, samimiyeti ve ahlakı, bu davanın mensupları olarak savunmaya devam edeceğiz.

Ömrünü, aziz Türk milletine, Türk- İslam ülküsüne vakfetmiş, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu ile beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, adam gibi adamla yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere…

Rabbimizin yüce kitabında Muhsinleri sevdiğini ferman ettiği ayetlerindeki gibi kendini Allah’a adamış yiğit ve güzel bir insandı Muhsin Başkan…

MUHSİN YAZICIOĞLU KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR

Milletin adamı liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarımız hastane köşesinde ölmedi. Keş dağları’nda şehit edildiler. Bu suikast ülkeyi 24 yıldır yöneten AKP iktidarında, döneminde oldu. Saray/AKP rejimi, Muhsin Yazıcıoğlu davasıyla 17 yıldır yakındır nedense hiç ilgilenmemiştir, üzerine bile gitmemiştir.

Aziz milletimizin ve kamuoyunun “suikast” olarak gördüğü davayı baştan beri AKP hükümeti ve bürokratları “kaza” olarak göstermeye çalışmış ve başından beri davayla ilgilenmemiştir, AKP iktidarı, ihmalleri, kusurları, suçları, olan bazı askeri ve sivil bürokratları korumuş, kollamış, hatta ödüllendirmiştir.

Biz büyük lider, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşlarıyız, dava arkadaşlarıyız. Hiçbir güç, odak bize boyun eğdiremez. Misyonuna sahip çıkacağız, onun söylediği gibi dik duracağız, doğru söyleyeceğiz, düz yürüyeceğiz.

Bu suikast davasını kapatmalarına asla izin vermeyeceğiz.  Hiçbir güç, odak, mihrak bizim davayı takip etmemizi engelleyemez.  Oyunlarını bozmaya devam edeceğiz.  Enselerindeyiz ,peşlerindeyiz.

Zannetmesinler ki suikastın peşini bırakacağız. Zannetmesinler ki susacağız, korkacağız, çekineceğiz.  Zannetmesinler ki  Mahkeme salonlarını, adliye  koridorlarını ,  meydanları   terk edeceğiz!

Kimse bizi sindiremez, korkutamaz!    Muhsin Yazıcıoğlu çizgisini sürdüren dava ve yol arkadaşları,  mahkemelerde, adliye binalarında, meydanlarda olmaya ve davayı sonuçlanana kadar takip etmeye devam edecektir. Asla peşini bırakmayacağız.

 Kimse bu davayı örtbas edemez, karartamaz, kapatamaz. İhmalleri, kusurları ve suçları olanlar elbette adalet önünde hesap vereceklerdir. Nereye giderlerse gitsinler, nereye kaçarlarsa kaçsınlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, onları bulmak ve mutlaka yargı önüne çıkartmak boynumuzun borcudur.

Bizler, Allah yolunda, Kur’an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan’la beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere…

Ruhu şad mekanı cennet olsun.

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş