Avrasya’da Dolaşan Bir Hayalet: Mir Sayid Sultan Galiyev
28 Ocak 1940’ta Mir Said Sultan Galiyev, Joseph Stalin’in emriyle idam edildi. Peki, Galiyev kimdir? Ezilen milletleri merkeze alan Sovyet sistemine meydan okuyan bu isim, Attila İlhan’ın deyimiyle “Avrasya’da dolaşan bir hayalet” olarak anılıyor.

28 Ocak 1940’ta, Türk Dünyası’nın ve mazlum milletlerin en önemli fikir ve siyaset adamlarından biri olan Mir Said Sultan Galiyev, Moskova’daki Lefortovo zindanında Joseph Stalin’in emriyle katledildi.
Sovyetler, 1923’ten itibaren onun düşüncelerini yalnızca fiziksel olarak değil, tarihsel hafızadan da silmeye çalıştı. Ancak Galiyev, Attila İlhan’ın ifadesiyle hâlâ “Avrasya’da dolaşan bir hayalet” olarak yaşamaya devam ediyor. Çünkü onun mücadelesi, yalnızca bir ideoloji değil; ezilen milletlerin var olma mücadelesiydi.
Bir Köyden Dünya Tarihine
1892’de Başkurdistan sınırlarındaki Elimbetova köyünde doğan Galiyev, Volga Tatarı bir ailenin çocuğuydu. Küçük yaşta Tatarca, Rusça, Türkçe ve Arapça öğrenerek entelektüel bir birikim kazandı.
Henüz çocuk yaşlarda Çarlık karşıtı bildiriler dağıtması, onun sıradan bir hayat sürmeyeceğinin ilk işaretiydi. İsmail Gaspıralı ve Ceditçi hareketin etkisiyle siyasete yöneldi.
Kazan Öğretmen Enstitüsü yıllarında sosyalizmle tanıştı. Hem edebiyatla hem de Marksist teoriyle derin bağ kurdu. Mezuniyet sonrası öğretmenlik, gazetecilik ve örgütlenme faaliyetleriyle hızla yükseldi.
Devrimin İçinde Bir Türk Stratejist
Bolşevik saflara katıldıktan sonra Galiyev’in yıldızı hızla parladı. İç savaş döneminde gösterdiği askeri ve siyasi başarılar, Sovyet devriminin kaderini etkiledi.
Kazan’ın savunulması, Müslüman birliklerin Beyaz Ordu’ya katılmasının engellenmesi ve kritik cephelerdeki direniş, onu dönemin en önemli Müslüman lideri haline getirdi.
Ancak onun asıl farkı, yalnızca bir devrimci değil; aynı zamanda bir fikir adamı olmasıydı.
Galiyev’in Fikri: Millî Kimlik ve Sosyalizm
Galiyev’e göre mücadele sadece sınıflar arasında değil, aynı zamanda milletler arasındaydı. Emperyalizm, kültürler üzerinden yürütülen bir tahakküm sistemiydi.
Leon Troçki dünya devrimini Batı işçi sınıfına dayandırırken, Galiyev bu umudu sömürülen milletlerde görüyordu. Ona göre Batı işçi sınıfı, çoğu zaman kendi burjuvazisinin nimetlerinden pay alarak sisteme entegre olmuştu.
Bu nedenle Galiyev, Türk ve Müslüman halkların öncülüğünde bir “Sosyalist Turan Federasyonu” fikrini savundu. Bu modelde sömürü yok, merkez-çevre ilişkisi yok, kültürel asimilasyon yoktu.

Tasfiye ve Trajedi
Sovyetler güç kazandıkça, verilen sözler unutuldu. Rus şovenizmi yeniden yükseldi. Galiyev’in eleştirileri ise sistem için tehdit haline geldi.
1923’te tutuklandı, ardından sistematik olarak tasfiye edildi. 1930’da idama mahkûm edildi, cezası sürgüne çevrildi. Solovki kamplarından işkencehanelere uzanan süreçte direncini kaybetmedi.
Sonunda 28 Ocak 1940’ta, Lavrentiy Beria tarafından infaz edildi.
KGB kayıtlarına göre son sözü:
“Yine de milletime güveniyorum.”

Tarihin Doğruladığı Bir İsim
Galiyev, Sovyet sisteminin ya emperyalist saldırıyla ya da kendi iç çürümüşlüğüyle çökeceğini öngörmüştü. Tarih, ikinci ihtimalin gerçekleştiğini gösterdi.
Onun fikirleri; Ho Chi Minh, Ernesto Che Guevara gibi isimlerde dolaylı da olsa yankı buldu.
Türkiye’de ise başta Attila İlhan olmak üzere birçok aydın tarafından yeniden gündeme taşındı.
Sonuç: Silinmek İstenen Hafıza
Mir Said Sultan Galiyev, sadece bir dönem lideri değil; bastırılmak istenen bir hafızadır.
Onun mücadelesi, Türk dünyasının kimlik arayışının, mazlum milletlerin direnişinin ve adalet arzusunun tarihsel bir ifadesidir.
Bugün hâlâ şu soruyu sordurur:
Eğer Galiyev doğruysa, biz nerede yanlış yaptık?

