Bakan Fidan'dan net mesaj: Suriye'nin yeniden kaos alanı olmasına izin vermeyiz!
Bakan Fidan, Suriye'nin tekrar kaos alanı olmasına Türkiye'nin müsamaha göstermeyeceğini belirtti. Astana süreci ve liderler diplomasisinin önemini vurgulayan Fidan, 8 Aralık'ın Suriye halkı için yeni bir başlangıç olduğunu söyledi. Türkiye

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 'Suriye'nin tekrar bir kaos alanı olmasına Türkiye olarak müsamaha göstermemiz mümkün değil' dedi. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı'nda düzenlenen 'Bir Yılın Ardından Suriye: Toparlanma ve Yeniden İnşa' konferansına katılan Bakan Fidan, Suriye'deki çatışmaların durması, yıkımın önlenmesi ve yerinden edilmelerin sona ermesi için Rusya ve İran ile Astana sürecini başlattıklarını hatırlattı.

ASTANA SÜRECİ VE LİDERLER DİPLOMASİSİNİN ÖNEMİ
Fidan, Astana sürecinin diplomatik manada örnek alınması gereken bir süreç olduğunu vurgulayarak, çatışan taraflara destek veren güçlerin bir araya gelerek belirli bir anlayış birliğine ulaşmasının ve bunu çatışmaları durdurma pratiğine dönüştürmesinin yakından incelenmesi gerektiğini belirtti. Özellikle kuzeydeki muhaliflerin bulunduğu alanda bir sınır oluşturulması ve bu alana geçilmemesi yönündeki durumun Astana süreciyle sağlandığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in yürüttüğü liderler diplomasisinin fevkalade önemine değinen Fidan, o dönem MİT'te görevdeyken yapılan görüşmelerin, alınan kararların ve bunların hayata geçirilerek tarafların belirli bir çizgide tutulmasının, çatışmanın daha fazla yayılmasını engellediğini söyledi. Eğer bu süreç diplomatik bir maharetle yönetilmeseydi, kuzeyde yaşayan 5 milyon Suriyelinin Türkiye'ye gelme durumunda kalabileceğini, çünkü Rus, İran milisleri ve rejim güçlerinin ilerleyebileceğini öngördüğünü dile getirdi. Bugün ortaya konulan askeri, istihbari, diplomatik ve ekonomik çabaların, belli bir koordinasyon içinde Suriye sahasında dengeli bir şekilde yürütülmesinin, zaten üretilmiş olan problem alanının Türkiye için daha da büyümesini engellediğini belirtti.

8 ARALIK TARİHİ VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ
Suriye'deki savaşın ateşkes yoluyla da olsa durmasının önemine her zaman inandıklarını söyleyen Fidan, Suriye muhalefetine de çatışmanın kısa vadede hiçbir şey getirmeyeceğini telkin ettiğini anlattı. Rejimin altyapısının olmadığını, ekonomisinin çöktüğünü, nüfusunun yarısının gittiğini ve kalanların çoğunun hapishanelere atıldığını belirterek, böylesine yaygın bir zulmün karşısında durmaktan daha doğal bir şey olamayacağını ifade etti. Zaman zaman bu boyutu görmeden siyasal eleştiri yapanların hangi zemine bakarak bunu yaptıklarını anlamakta zorlandığını dile getiren Fidan, burada büyük bir zulüm olduğunu ve bu zulmün karşısında durmanın tarihi bir an ve imtihan olduğunu söyledi. Çatışmalar durunca, rejimin aldığı yaraları gördüğünü, altyapı, ekonomi, nüfus gibi hiçbir şeyinin olmadığını, dolayısıyla ağır ağır çürümeye başladığını belirtti. Ruslar ve İranlıların belirli bir süre ekonomik destek sağladıklarını ancak kendi organı ve sistemi olmayan bir ekonomiyle ne kadar ayakta durulabileceğinin sorusunu yöneltti. Rusya ve İran'ın kendi sorunlarını yaşadığını, Rusya'nın Ukrayna'daki askeri harekatı, İran'ın ise büyük yaptırımlarla karşı karşıya kaldığını hatırlattı. Giderek rejime verilen hiçbir tavsiyeyi rejimin ne tutacak aklı ne de pratiğe geçirecek iradesi ve imkanının olmadığını söyledi. 8 Aralık tarihinin, içeriden ölmüş ve çürümüş olan rejimin kendisini resmi olarak ilan ettiği bir gün olduğunu, bu tarihin Suriye halkı için yeni bir gün, yeni bir umut ve yeni bir başlangıç anlamına geldiğini kaydetti. Ancak bu durumun bütün sorunların hemen çözüldüğü bir Suriye getirmediğini, tam tersine kendilerini yeni sorunlar yumağının, yeni bir meydan okumanın, yeni bir büyüme ve hayat hikayesinin içinde bulduklarını ifade etti. 8 Aralık'tan sonra herkesin ne yapılması gerektiği konusunda bir kafa karışıklığı içerisinde kaldığını, bu anın tarihi, siyasi ve diplomatik dönüm anlarından biri olduğunu belirtti. Özellikle Arap kardeşlerinin bu konuda belli bir şaşkınlık ve farklı tepkiler içerisinde olacağını öteden beri öngördüğünü de ekledi.

TÜRKİYE'NİN ŞAM YÖNETİMİNDEN BEKLENTİLERİ VE YPG SORUNU
Türkiye'nin Şam yönetiminden beklentilerine değinen Fidan, öncelikle bir komşu için ve bölge için tehdit olmamalarını istedi. İkinci olarak, herhangi bir terör örgütüyle, terör faaliyetiyle veya başka bir ülkeye zarar veren bir terör grubuyla iletişim veya iş birliği içerisinde olmamalarını talep etti. Üçüncü olarak, ülke bölücü bir gündemde değil, bütün Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunacak bir anlayışın peşinde olmalarını belirtti. Dördüncü olarak, bunu mümkün kılmak için bütün hazırlıkların yapılması, bütün halkın ve toplumsal kesimlerin sürece dahil edilmesi, bunların işkenceye, baskıya ve zulme tabi tutulmaması gerektiğini vurguladı. Fidan, bu beklentilerini Şam yönetimiyle konuşabileceklerini, kabul etmeleri halinde yollarına devam edebileceklerini, etmezlerse beraber tavır koyabileceklerini, kabul ederlerse de beraber destekleyebileceklerini söyledi. Bölgede herhangi bir ülkenin diğer ülkeyi domine etmesinin ilkel olduğunu, ulusal devletler çağında bölgelerinde yeni bir anlayışa, dayanışma ve iş birliği hukukuna ihtiyaç olduğunu, sorunları ortaklaşa çözmeleri gerektiğini düşündüklerini ifade etti. Risk varsa beraber paylaşılması, menfaat gelecekse de beraber istifade edilmesi gerektiğini, aksi takdirde eski bir zihniyetle bölgeyi güç kullanarak domine etme arayışının tarihte kalmış bir strateji olduğunu belirtti. Bu stratejinin peşinden koşanların, ne kadar büyük devlet olursa olsunlar, büyük zararlar ederek çıktıklarını gördüklerini söyledi. Bölgelerindeki bunca olaydan ders çıkarmadan yeni bir strateji üretmeden hareket etmenin büyük bir kayıp olacağını vurguladı. Suriye'deki yeni yönetimin bölge ülkeleriyle iş birliği yaparak yola çıkmasının, bölgesel tepkilerin önüne geçtiğini belirten Fidan, ülkelerin fırsatlar ve riskler barındırdığını, ancak herkesin kaos ve savaş içerisindeki bir Suriye'nin sadece Suriye için değil, hangi ülkeye koyarsanız koyun birkaç şey ürettiğinin farkında olduğunu söyledi. Bunların başında fiziki güvenlik tehdidi, terör örgütlerine ev sahipliği yapma zorunluluğu ve çatışmalar nedeniyle milyonlarca insanın yerinden edilmesi ve mülteci olarak başka ülkelere gitmesi geldiğini belirtti. Bu durumun, özellikle Avrupa'da farklı siyasal fay hatlarını tetiklediğini gördüklerini ifade etti. Dolayısıyla Suriye'de 8 Aralık öncesi yaşanan 13 yıllık kaos sürecinin dünyaya birtakım şeyleri öğretmiş olduğunu söyledi. Suriye'nin kendi toplumsal sorunlarını sahiplenme iradesi göstereceğini, uluslararası toplumun da bu yönden desteği ve bu şansı açıkçası vermek istediğini ve vermek durumunda olduğunu belirtti. Daha fazla mülteciyi almamak, daha fazla terör ve başka sorunlarla karşı karşıya kalmamak için bu adımların atıldığını ifade etti. Göçmenlerle ilgili duruşlarının belli olduğunu, kendileri için asıl olanın onların gönüllü ve onurlu geri dönüşü olduğunu, hiçbir zaman zorlayıcı bir tedbir ortaya koymadıklarını söyledi. Suriye'de nüfusun geri geldiği, ekonominin canlandığı, kurumsal ve fiziki altyapıların güçlendirildiği ve tekrar onarıldığı bir sürece girilmesi gerektiğini belirten Fidan, bu sürecin başlamasının fevkalade önemli olduğunu vurguladı. Finansal ve bankacılık olarak kurumsal sistemden atılmış olunduğunu, lojistik alan olarak bağlantısallıktan yoksun olunduğunu, hiçbir ticari yolun kendilerinden geçmediğini belirtti. Dolayısıyla böylesine bir yokluğun ve dibe vurmuşluğun başlangıç çizgisinden her şeyin başladığını, ilk önce devlet kurumlarının ayağa kaldırılması, paralelinde halkın hizmet beklemesi ve onlara bir şeyler götürülmesi gerektiğini söyledi. Burada büyük bir dayanışma ihtiyacı olduğunu, bir anayasa bildirisi yapıldığını ve bunun o şartlar altında belli bir makuliyetle kabul edildiğini, daha sonra halk meclisleri seçiminin yapıldığını belirtti. Bu seçimin olaylı olarak halkın müdahil olduğu bir seçim olduğunu, ancak geçiş sürecinde anayasal, düşünsel, yönetimsel çerçevede ve rol alacak siyasal aktörlerin belirlenmesindeki belirsizliği ortadan kaldırdığını ifade etti. YPG'nin durumunun şu an ellerindeki sorunlardan biri olduğunu aktaran Fidan, YPG ile Şam yönetimi arasında 10 Mart'ta bir mutabakata varıldığını ve bunun uygulanması konusunda kabaca genel bir takvim ortaya konulduğunu ancak şu ana kadar somut adımlar atıldığını görmediklerini söyledi. Türkiye olarak bu sürecin ilerletilmesini, meselelerin sulh ile çözülmesini, yeni bir çatışmanın ve karşı karşıya gelişin kimsenin lehine olmayacağını her zaman söylediklerini belirtti. Dolayısıyla burada sürecin diyalog yoluyla ilerletilmesinin önemli olduğunu vurguladı. YPG'nin şunu görmesi gerektiğini, hiçbir ülkede iki silahlı unsur olmayacağını ifade etti. Oradaki silahlı unsurların ne olacağının sorusunu yöneltti. YPG/PKK denklemindeki konuların ne olduğunu söylediklerini, milli güvenlik ile ilgili kendilerine bakan hususlar olduğunu, bunları hem süreç içerisinde hem de açıktan söylediklerini belirtti. İstikrarın sağlanması için bu entegrasyonun da bir an önce hayata geçmesi gerektiğini her zaman söylediğini ifade etti. Suriye yönetiminin, Türkiye ve ABD ile yakın görüşme içerisinde olduğunu söyleyen Bakan Fidan, Sayın Trump'a gerçekten teşekkür etmek gerektiğini, Suriye'deki yönetime bir şans verilmesinin ve bunun desteklenmesinin bölgenin güvenliği ve istikrarı için önemli bir adım olacağı konusunda anlayış içerisinde olduklarını söyledi. Bu tavrın önemli olduğunu, burada bölge ülkelerinin, Arap ülkelerinin de Amerika ile olan ilişkilerinin ve telkinlerinin büyük bir rolü olduğunu da ayrıca vurgulamak gerektiğini belirtti. Umarım İsrail'in, şu anda gerek Amerika'nın gerek Suriye'nin ortaya koyduğu teklifi kabul etmede zorlanmayacağını, herkesin müreffeh, eşit, özgür ve güvenlik içerisinde olduğu bir bölge içinde yaşamayı kabul edeceğini söyledi. Yoksa bütün mücavirindeki ülkeleri kaos içerisinde görerek kendine güvenlik sağlamanın sürdürülebilir bir şey olmadığını, bunun kendileri tarafından da kabul edilebilir bir durum olmadığını belirtti. Suriye'nin tekrar bir kaos alanı olmasına Türkiye olarak müsamaha göstermelerinin mümkün olmadığını bir kez daha vurguladı. Irak ve Suriye'de yaşanan son 25-30 yıldaki olayların Türkiye'ye inanılmaz büyük bir maliyeti olduğunu, Irak'ta yaşanan olaylardan çıkardıkları derslerle de Suriye stratejisini ve Suriye'deki kaosu yönetme konusunda önemli dersler çıkardıklarını ifade etti. İsrail ile ilgili konuda hem uluslararası toplumun, hem Amerika'nın, hem de bölge ülkelerinin verdiği mesajın Filistin'de olduğu gibi aynı olduğunu, Suriye'ye yönelik müdahale ve işgalden vazgeçilmesi, varsa bir meselenin, sorunun diyalogla, görüşmeyle halledilmesi, bir anlaşma ve uzlaşma zemini bulunması yönünde olduğunu söyledi. Şu anda verilen mesajın bu olduğunu, bu risk yönetildiği zaman Suriye'deki diğer risklerin yönetilmesinde çok fazla bir sorun görmediğini açıkladı.
Bakmadan Geçme
Bakan Fidan, Bağdat temaslarını değerlendirdi
Büyükelçilikten Fidan'ın Bakü'deki gizli görüşme iddialarına yalanlama
Bakan Fidan, Irak Cumhurbaşkanı ile görüştü
Dışişleri Bakanı Fidan, CICA zirvesinde yer aldı
Mekke anlaşması meclise gidiyor
Bakan Fidan, Mekke Savunma Anlaşması'nın Meclis'e sevk edildiğini açıkladı
